• Nisanur Dergisi - Ocak 2018
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2017
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2017
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2017
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2017
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2017
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2017
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2017
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2017
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2017
  • Nisanur Dergisi - Mart 2017
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2017
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2017
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2016
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2016
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2016
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2016
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2016
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2016
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2016
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2016
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2016
  • Nisanur Dergisi - Mart 2016
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2016
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2016
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2015
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2015
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2015
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2015
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2015
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2015
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2015
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2015
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2015
  • Nisanur Dergisi - Mart 2015
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2015
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2015
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2014
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2014
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2014
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2014
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2014
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2014
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2014
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2014
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2014
  • Nisanur Dergisi - Mart 2014
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2014
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2014
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2013
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2013
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2013
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2013
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2013
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2013
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2013
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2013
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2013
  • Nisanur Dergisi - Mart 2013
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2013
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2013
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2012
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2012
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2012
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2012
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2012
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2012
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2012
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2012
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2012
  • Nisanur Dergisi - Mart 2012
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2012
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2012
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2011

Ailelerin Dilinden Şehadetle Nikahlananlar - 1

28-11-2014 0 Yorum Röportaj

Muharreme günler kalmış, zalimler homurdanıyor, mazlumu yine gözüne kestirmiş, ikinci bir Kerbela’yı hayal ediyor... Niyetleri belli! Hüseyinlerin tamamı yok edilecek, hatta geride kendilerinden bir eser kalmayacaktı. Hevesleri kabarmış, zulümleri tavan yapmış, uyuşturdukları iradesiz beyinleri ile habis hedeflerine varacakları günü hayal ediyorlar…

Muharreme günler kalmış, zalimler homurdanıyor, mazlumu yine gözüne kestirmiş, ikinci bir Kerbela’yı hayal ediyor...

Niyetleri belli! Hüseyinlerin tamamı yok edilecek, hatta geride kendilerinden bir eser kalmayacaktı. Hevesleri kabarmış, zulümleri tavan yapmış, uyuşturdukları iradesiz beyinleri ile habis hedeflerine varacakları günü hayal ediyorlar…

Bir bayram günüydü! İnsanlar gönül eğlendirir ve dünyalık keyif peşinde koşar iken sizler; her zaman olduğu gibi yine mazlum ve mustazafların derdi ile dertleniyordunuz. Ellerinizde kurban etleri, canınızı Rabbinize kurban etmeye gidiyordunuz da; kurban olmanız ruhu kararmışların gerçek yüzünü tüm dünyaya gösterecekti…

Kobani edebiyatı yapanlara inat, sizler bu söylemlerinizi pratiğe döküyor; o mazlumların yanında olduğunuzu gösteriyordunuz, ey şanlı şehitler! Şehadetiniz mübarek olsun…

Bayramın 4’üncü günü, gözü dönmüş çetelerin Kobani’deki kuşatmayı bahane ederek sokağa inmeleri; birçok mütedeyyin insanların ev ve iş yerlerine saldırmaları, yağmalamaları ve yakma girişimleri… Kobani bahanesiyle tüm Müslümanları hedef tahtasına alan PKK / HDP’li çetelerin sokakları ateşe verip insanları vahşice katletmesi, PKK zihniyetinin vahşiliğini sergiliyor.

Bizler de “Kardeşinin derdi ile dertlenmeyen bizden değildir” (İ. Neccar) hadisi şerifinden yola çıkarak, şehit kardeşlerimizin ailelerini ziyaret ettik. Onların acılarına ortak olmak istedik ve aynı zamanda şehit kardeşlerimizi tanımak için ailelerinden onları bize anlatmalarını istedik...

Sizleri röportajlarımızla baş başa bırakıyoruz…

ŞEHİT YASİN’İN ANNESİ HATİCE BÖRÜ

Hatice Hanım, öncelikle oğlunuzun şehadetini tebrik ediyoruz. Şanı yüce Rabbimiz bu ayrılığa dayanma gücü versin… Bize Yasin’in çocukluğundan bahseder misiniz?

Allah razı olsun. Yasin’im 22 Şubat 1998 yılında doğdu. Hamilelik döneminde hiç sıkıntı yaşamadım. Abdestimi alıp namazımı kılıyordum. Sıkıntı çekmedim. Bebekliği hastalıklı ve zor geçti ama biraz büyüdükten sonra bana hiç sıkıntı vermedi.

Çocukluğu güzel geçti. Kardeşiyle aralarında 2,5 yaş olmasına rağmen bir gün bile kardeşiyle kavga etmedi. Ona bir tokat bile atmadı. Onu hiç kıskanmıyordu ve çok seviyordu. Küçük yaştayken ona İslam’ı öğrettim. Abdest, namaz, İslam ve imanın şartlarını öğrettim. Ona Kur’an’ı Kerim’i de öğretmeye çalıştım ama evde öğrenemiyordu. Onu camiye ve Mustazaf Der’e gönderdim. Orada daha güzel ders alsın, güzel şekilde öğrensin istedim. Dernekte güzel şekilde ders aldı ve hiç aksatmadı.

Yasin’in çevresine ve okuluna karşı tutumu neydi?

Yasin’in ahlakı çok güzeldi. İnsanlara karşı merhametliydi. Sokaklarda kimseyle kavga etmezdi. Öğretmenleri ve çevresinden hiç şikâyet almadım. İçinde kin yoktu. Çok merhametliydi. Daha okula başlamadan önce ona okuma-yazma öğrettim. Çok zeki olduğu için hemen öğrendi. Evde cümleler yazıyordu. İsimlerimizi yazıyordu. Okula başladıktan sonra da karnesi çok iyiydi. En düşük teşekkür alırdı. Evde bir sürü takdir ve teşekkür belgesi vardır. Onun durumunu sürekli sorardım ama kimse ondan şikâyet etmiyordu. Allah biliyor ki; hiç kimseyle kavga etmezdi. Çok utangaç olduğu için başı sürekli eğik olurdu. Benden izin almadan dışarıya çıkmazdı.

Oğlum ilkokuldaki arkadaşlarını da ziyaret ederdi. Onların hal hatırını sorardı. Yasin’im dışarılarda çok gezmezdi. Dernekte sohbetlere katılıp sonra da eve gelirdi. Boş yerlere ise hiç takılmazdı. Yaz ayında da fırında çalışırdı.

Şehadetinden önceki ruh hali nasıldı?

Şehit olmadan birkaç gün önce geç uyumuştuk. Çok yorgun olduğumuz için sabah namazına kalkamadık. Yasin de bana kızdı, “Anne beni niye namaza kaldırmadın” dedi. Kendine dert etmişti. Sabah namazını kılamadığı için çok üzülüyordu. Önceleri namazlarını normal kılardı ama şahadetinden önce namazlarını çok yavaş ve dikkatli bir şekilde kılmaya başlamıştı. Huşu içinde ibadetlerini yapıyordu.

Oğlunuzun şehadetini nasıl öğrendiniz?

Oğlum şehit olduktan sonra ilk 3 gün ondan haber alamadık. Akrabalarımız her yere gidip sordular ama onu bir türlü bulamadılar. Ben Rehber TV’den oğlumun şehit olduğunu öğrendim. Sokakta pek gezmediği için kimse onu tanımıyordu.

Yasin’i katledenlere sözünüz nedir?

Yasin’inim ömrü çok kısa oldu; takdiri ilahi… Biliyorum ki cennette bizi bekliyor. Çünkü bize şefaat edecek. Ben bilhassa insanlarımızın uyanmasını istiyorum. Irkçılık yaparak Kürt halkına zulüm yapanların gerçek yüzlerini herkes görsün istiyorum. Onların davaları hak değil. Bu kadar zulümden sonra insanlar hala onları destekliyorsa; ben onlardan şikâyetçi olacağım. Onlara destek verenler de Yasin’imin kanına ortaktırlar. Bu durumda mahşerde hepsinden davacı olacağım.

ŞEHİT HASAN’IN ANNESİ MEHTAP GÖKGÖZ

Mehtap Hanım, öncelikle oğlunuzun şehadetini tebrik ediyoruz. Şanı yüce Rabbimiz bu ayrılığa dayanma gücü versin… Bize oğlunuzdan bahseder misiniz?

Âmin… Allah razı olsun. Oğlum daha 6 yaşında iken oruç tutuyordu. Büyük oğlum tutamıyordu ama o tutuyordu. Okula gidiyordu ve akşam geç saatlere kadar dışarıdaydı ama yine de orucunu bozmuyordu. Biz ona “Sen daha küçüksün oruç tutma” diyorduk ama o “Ben şimdi oruç tutmazsam ileride hiç tutamam” diyordu. Küçük yaştayken namazını da kılıyordu.

Biz eskiden fakir bir aile idik... Eşim asgari ücretle çalışıyordu. Çocuklarım akşama kadar eskimo, tatlı satıyorlardı. Ayağındaki ayakkabıları yırtılıyordu. Köyden kardeşim gelince onları pazara götürüp onlara ayakkabı alıyordu. Allah’a hamd olsun büyüdüler…

Hasan’ım bana çok saygılı davranıyordu. Ben onu ne zaman arasam hemen cevap veriyordu ve benim ne istediğimi soruyordu. Benim ziyaretime geliyordu. Sürekli olarak, “Anne ben sana kurban olayım” diyordu. Ben de “bu sözü kullanma” deyip ona kızıyordum. Bana, “Eğer kendini balkondan at, desen ben hemen atlarım” diyordu. Ben de ona ve arkadaşlarına sürekli dua ediyordum.

Bir Cuma günü onunla konuştuk. Gitti abdest aldı sonra yanıma oturdu. Hutbeye gitmedi. Ben de, “Niye hutbeye gitmiyorsun” dedim. Bana “Ben senin kalbini kırdım. Senin kalbini kırsam namazım kabul olmaz. Eğer senin ayağının altını öpersem, sen de beni af edersen namaza giderim” dedi. Ben bu talebini kabul etmedim ve onun gözlerini öptüm. Hakkımı helal ettiğimi söyledim. Bunun üzerine “İçim rahatladı” dedi ve Cuma’ya gitti.

Oğlunuzun şehadetinden önceki halinden biraz bahsedebilir misiniz?

Sürekli dua edip “Ben şehit olacağım, size de büyük bir hediye vereceğim” diyordu. Ben de, “Sürekli şehit olacağım, diyorsun. Senin küçük çocukların var. Eşin ve evin var. Ağzını hayra aç” diyordum. O ise “Bizim karşımızda zalimler var. Onların tuzakları var. Ama Allah’ın tuzağı daha büyüktür. Biz İslam davasını omuzlarımıza aldık. Kıyamete kadar bu yükü taşıyacağız. Bu dava çok büyüktür. Allah herkese nasip etmez. Ama inşallah bana nasip eder” dedi.

Evimizin yakınında satılık ev vardı. Ben ona “Kendi evini sat, buraya gel” dedim. O ise, “Anne doğrusu ben bu işlerle uğraşmak istemiyorum. Dünya gözümde kararmış. Sadece ve sadece şehadeti istiyorum” dedi.

Peki, şehadetini nasıl öğrendiniz?

Malum olaylar patlak verdiğinde eşim dernekteydi. Sonrasında orda oturup derneği korumaya çalışmış. Onu aradığımda yaralandığını öğrendim. Ardından Hasan’ı aradım. Onunla konuştum. Hasan o zaman daha et dağıtıyordu. 1 saat sonra Hasan’ı tekrar aradım. Çok ses geliyordu. Hasan’ımı içeride sıkıştırmışlardı. Fazla konuşmadı telefonu kapattı. Sonra tekrar aradığımda açmadı. Eşimi aradım, yaralandığı için ambulansa almışlardı ve hastaneye götürülüyordu. Ona dua ettim. Hasan’ımı tekrar üst üste aradım fakat Hasan’ıma ulaşamadım.

Eşim Hasan’ın şehit olabileceğini söyleyince komşularımız beni sakinleştirdi. Balkona gittim. İleride PKK grubu geliyordu. Ellerinde cenazeleri vardı. “İntikamımızı aldık” diyorlardı. Sürekli slogan atıyorlardı. Demek ki Hasan ve arkadaşlarını şehit etmişlerdi.

İlerleyen saatlerde Müslüman bir grup geldi. Sonra ileride PKK grubu ellerinde sopa ve silahlarla saklandılar ve onlara pusu kurdular. Çünkü PKK grubu pusu kurup onların geçmesini bekliyordu. Allah’a hamd olsun ki o Müslüman grup yollarını değiştirdi ve başka yerlere doğru gittiler.

Etraftaki PKK’lı kadınlar ve erkekler pencerelerden çok kötü küfürler ediyorlardı. Ortalık sakin olduğu zaman eşimi aradım. Onun haberi yoktu. Sonra diğer oğlumu aradım. O Hasan’ın şehit olduğunu söyledi. Damadım ise benden şehadet haberini sakladı. Zalim PKK mensupları bize gülüyorlardı. Oğlumun şehadet haberini duyunca sevindiler. Benim başka çocuklarım da var. Gelinlerim ve kızlarım var. Bizler İslam yoluna baş koyduk, asla dönmeyiz. Peygamberimiz de bu davadan hiç vazgeçmedi.

Sonra gece geç saatlerde eşim aradı. “Oğlumuz şehit oldu” dedi. Beni teselli etti; Hz. Hüseyin ve diğer şehitlerden bahsetti.

Son olarak neler söylemek istesiniz?

Müslümanlar sağ olsunlar, biz bu acıya razıyız. Allah sizden de razı olsun ve Müslümanlara yardım etsin. Şunu herkes bilsin ki; ben asla pişman değilim. Ne bu davada olduğum ne de kurban verdiğim için… Ancak Selahattin Demirtaş’tan da şikâyetçiyim. Zira “sokağa inin” çağrısını yapan oydu. Allah hakkımızı bırakmasın…

KARDEŞİ ZEYNEP GÖKGÖZ’ÜN DİLİNDEN ŞEHİD HASAN:

Benim abim hep gülümserdi ve daima İslam’ı anlatırdı. Çok iyi bir insan olduğu gibi herkese iyi davranır, kimsenin kalbini kırmazdı… Sürekli Kur’an’ı-Kerim okurdu. Bizden de İslam’ı en güzel şekilde yaşamamızı isterdi. Doğrusu abim bizden daha fazla dışarıdaki fakirlere yardım ederdi. Evindeki yeni eşyaları alıp fakirlere verdiği oluyordu.

Olayların yaşandığı gün annemi aradım. Babamın yaralı olduğunu söyledi. Hasan abimi sordum ama haberi yoktu. İçimde sürekli bir sıkıntı vardı. Saat 10.00’da eşim geldi. Bana “Hasan ortalıkta yok” dedi. Hasan’ın şehit olduğunu biliyordu ama bana söylemiyordu. Biz her yeri aradık ama hiç kimsenin Hasan’dan haberi yoktu. Allah’a dua ediyordum. Sabah saat 06.00’da şehit olduğunu öğrendim. Haberi duyunca çok üzüldüm. Bayram günü fakirlere et dağıttığı için sevgili abimi göremedim. Sadece 10 dakika gördüm. Dediğim gibi bizden çok fakirlerle ilgileniyordu... Hakkımızı Allah’a bırakıyorum. Allah yetimlerin hakkını bırakmasın ve zalimleri helak etsin…

EŞİ YÜKSEL GÖKGÖZ’ÜN DİLİNDEN ŞEHİD HASAN:

Biz onunla 4 yıl önce evlendik. Eşim çok iyi bir insandı ve çocuklarını çok severdi. Doğacak çocuğumuza isim bile koymuştu. Onu medreseye gönderecekti...

Ben İslam-i yaşantıyı eşimden öğrendim. Şehit olduğu gün öğleye kadar evde kaldı ama çok durgundu. Dışarı çıkarken oğlumuzu öptü. Kendisinin telefonu bozulduğu için benim telefonumu kullanıyordu. Hamile olduğum için telefonumu geri vermesini istedim ki; acil bir olay anında arayabileyim. O da “Tamam, ben bu akşam telefonumu düzeltirim” dedi. Sonra kurban eti dağıtmak için çıktı. Akşam eve gelmedi. Ben ise malum olaylardan ötürü mutlaka derneği korumaya gitmiştir, diye düşünüyordum.

Akşam televizyonda 4 kişinin şehit olduğunu öğrendim ama eşimin şehit olacağı hiç aklıma gelmedi. Sabah görümcemin eşi geldi. Bana “Kayınbaban yaralanmış. Hazırlan seni oraya götüreceğim” dedi. Ben kaynanamın evine gittiğimde orada eşimin şehit olduğunu öğrendim. Katillerini Allah’a havale ediyorum…

ŞEHİT RİYAD’IN ANNESİ KIYMET GÜNEŞ

Kıymet Hanım, öncelikle oğlunuzun şehadetini tebrik ediyoruz. Şanı yüce Rabbimiz bu ayrılığa dayanma gücü versin… Bize oğlunuzdan bahseder misiniz?

Allah razı olsun. Tüm şehitlerimiz ümmete mübarek olsun inşallah. Oğlum Riyad, henüz 4 yaşında iken ona araba çarptı, adeta ölümden döndü. 6 yaşına geldiğinde babası rahmetli oldu. Küçük yaştan itibaren namazını kılar, Kur’an’ını okurdu. Oğlum Allah’ın yolunda bir hayat yaşıyordu. Bir sineği bile incitmeyecek kadar hassastı.

7 tane çocuk büyüttüm. Onları büyüttüm ve evlendirdim. Çoluk çocuk sahibi oldular. Bunların içinde Riyad çok farklıydı. Şehadeti Allah’tan çok istiyordu. Allah da ona nasip etti.

Oğlum camiye gidip Kur’an dersi alıyordu. Ben ona ev eşyaları alıyordum ama o bu eşyaları götürüp fakirlere dağıtıyordu. Ramazan’da bana geldi ve “Anne fakir bir aile var. Evde eşyaları yok. Onlara dolap alalım” dedi. Ben de “Oğlum, dolap alacak paramız yok. Parayı nereden bulalım. Hem taksitlerimiz var” dedim. Israrı üzerine ona para verdim. “Anne parayı helal et. Fakirler için senden alıyorum” dedi. Ben de “Oğlum para hoş helal olsun” dedim.

Oğlum sadece 2 yıl okul okudu. Fakirlikten dolayı sürekli dolaşıyorduk. Pamuk ve fındık tarlalarına gidip çalışıyorduk. Şehit olmadan önce de boya ve alçı işleriyle uğraşıyordu. Aslında elinden birçok iş geliyordu.

Riyad’ım ailesine karşı çok iyi davranıyordu. Elinden geldiğince herkese iyilik yapıyordu. Bir gün bile benim kalbimi kırmadı. Ben ondan razıydım, Allah da ondan razı olsun. Sürekli namaz kılıp, Kur’an okuyordu. Bize nasihatler ediyordu. İslam’a göre yaşamamızı istiyordu. Helal ve haram sınırlarını bize söylüyordu. Halk Cemaat’e karşı kötü şeyler söylüyordu ama oğlum “bunların hepsi yalandır” diyordu. Oğlumun bir suçu yoktu ama onu katlettiler. Allah hakkımızı bırakmasın…

Âmin… Peki, şehadet haberini nasıl öğrendiniz?

Oğlum Riyad’ı aradım ama telefonunu açmadı. Sonra telefonu birisi açtı. Ona, “Riyad nerde” dedim. O da “Riyad yaralıdır” dedi. Sonrasında ise şehit olduğunu öğrendim…

EŞİ FATOŞ GÜNEŞ’İN DİLİNDEN ŞEHİT RİYAD:

Eşim çocuklarımızı çok severdi ve bir dediklerini iki etmezdi. Hep derdi ki: “Çocukları İslam üzere yetiştirmek lazım.” Çocuklarla çocuk olur onlarla oyunlar oynardı... Her sabah onlara yemek yedirirdi. Bir gün, kızımız: “Baba kalk bize su getir” deyince eşim “Ben babayım Şüheda. Babaya öyle söz söylenir mi?” dedi. Kızım ise yorgun olduğunu söyledi. Bunun üzerine sofradan kalkıp ona su getirdi…

Allah ondan razı olsun; bizi kimseye muhtaç etmedi. Bir telefon açtım mı, istediğim neyse getirirdi. Eve gelmeden önce arar ihtiyacımız olup olmadığını sorardı. O, çok iyi niyetli, yardımsever biriydi. Yemeğini başkasıyla paylaşırdı. Her attığı adım Allah içindi. Kelimelere onu sığdıramam… Bir gün eve geldiğinde bana, yardım için bir aileyi ziyaret ettiğini, bu ailede 6 kişinin bir halının üzerinde yaşadığını söyledi. Sonra da “Eğer izin verirsen, evden kimi eşyaları bu fakir aileye verelim” dedi. Bunun dışında 120 TL’lik erzak alıp onlara verdiğini söylemişti.

Kıymetli eşim, sürekli olarak bana şöyle derdi:

“Allah, bizden razı olsun da dünya yıkılmış bana ne!”

“Olurda bir gün şehit olursam; sakın ağlama! Haykır, ‘Şehit Hanımıyım’ diyerek.”

KARDEŞİ YASEMİN ÖZCAN’IN DİLİNDEN ŞEHİT RİYAD:

Onun sayesinde ben ve ablamın kalbi de İslam’a ısındı. Allah’ın izniyle onun gittiği yolda, bıraktığı yerden devam edeceğiz. Hatta onun yapamadığını bile yapacağız. Allah, bizi şaşırtmasın. Biz, bu katliama ortak olan herkesten davacıyız. Şehit Ağabey’im yetim büyüdü ve yetim bıraktı. Biz 7 kardeştik. Annem çalıştı, çabaladı. Kimseye bizi muhtaç etmeden, kimseden yardım almadan, bizi ayaklarımızın üzerinde durabilecek yaşa kadar getirdi.

Allah’a binlerce şükürler olsun ki ağabeyim kötü yoldan gitmedi. Hiçbir kötü fiili yoktu. O Allah yolunda gitti. Şehit olmadan önceki dava aşkı, çalışmaları, azmi hepimizi şaşırtıyordu. Bütün işlerinde düzen vardı. Kimseden bir karşılık beklemeden, sırf Allah Rızası için Kur’an kurslarında çalışmalar yapıyordu. Çevresindeki birçok insanı değiştirdi. Akrabalar ve aile içinde çok sevilirdi. Bize akıl veren, bizi yönlendiren oydu. Her şeyimizi ona danışırdık. Ona “Gitme” dediğimizde, “Kimsesizlerin kimsesi Allah’tır” derdi. Allah bir kapıyı kapatırsa ötekini açar elbet. Allah, bize onun yokluğunu yaşatmaz. Bıraktığı yetimleri inşallah onun istediği gibi yetiştireceğiz. Kimi akrabası ona sırtını dönmüştü. Allah yolunda yol aldıktan sonra varsın, akrabalar yüz çevirsin ne ehemmiyeti var ki!

Olay gecesi, bize gelen telefonda dediler ki “Onları bir binada sıkıştırmışlar”. Hemen karakolu aradım. “Elimizde bir şey gelmiyor” deyince, ben de onlara öldükten sonra gitmelerinin ne anlamı olduğunu söyledim. “Allah Rızası için yardım edin! Sıkıştırmışlar onları” dedim. Telefonu yüzüme kapattılar. Tekrar aradım. Bu sefer kız kardeşim konuştu. Dalga geçer gibi konuşuyordular. Adresi istediler. Verdik ancak yine de gitmediler…

Keşke ağabeyimi arkadaşlarının yanına gömseydik! Bin kere pişman olduk, onu arkadaşlarının yanına gömmeyip köye götürdüğümüze... Ağabeyim Riyad, İslami davaya girmeden önce bütün köy tarafından sevilirdik. Ne zaman ki, İslami davaya girdik; sövdüler bizi, arkamızdan konuştular, taşladılar… Amcalarım bile reddetti. Babamızın köyünde bizi taşladılar. “Cenazeyi köye getirmeniz halinde sonuçlarına katlanırsınız” gibi tehdit mesajları gönderdiler. Ne olursa olsun, Ağabeyim bir suç işlememiş. Onun savunduğunu sonuna kadar savunacağız inşallah…

ŞEHİT HÜSEYİN’İN ANNESİ ZARİFE DAKAK

Zarife Hanım, öncelikle oğlunuzun şehadetini tebrik ediyoruz. Şanı yüce Rabbimiz bu ayrılığa dayanma gücü versin… Bize oğlunuzdan bahseder misiniz?

Allah razı olsun… Hüseyin, küçüklüğünde kendi halinde bir çocuktu. İlkokul yaşına gelince iki yıl okula gitti. 3. Sınıfa ise 15 gün kadar gitti. Sonrasında “Anne, ben çalışacağım” dedi. Bir marangozhaneye gitti. 9 yaşından 15 yaşına kadar çalıştı. Çocuklar sokakta topaç oynarken, bilye oynarken, top oynarken onun eli tornavida, çekiç, pense tutuyordu. Hep çalıştı; evden işe işten eve…

(Zarife Hanım, ağlayarak sözlerine devam etmeye çalışıyor) Benim oğlum terbiyeliydi, efendiydi, kendi halindeydi. 9 yaşında oruca ve namaza başladı. Allah’ı hakkıyla tanıdı. Güzel bir arkadaş çevresi oldu. Hüseyin çok çok iyiydi. Eve geldiğinde selamla gelir selamla giderdi. Bizi çok severdi. Bana, babasına, kardeşlerine kıymet verirdi. Babasını ve beni öper “cennet annelerin ayakları altında” derdi. Eve her geldiğinde ellerimi, yüzümü ve babasını öperdi. Bana “Anne seni saraylarda yaşatacağım” derdi. Bilmiyorum neyini anlatayım ki! İbadeti, derdi, her şeyi gizliydi. İşten gelir, banyosunu yapar, yemeğini yerdi ve gider ibadete çekilirdi. Evde kuş gibiydi -yani hiç bir şeyini görmezdim-. “Allah’ım beni şehitlik mertebesine getir, beni şehit et” diye dua ederdi…

Benim oğlum gençliğinde hep namaz kılar ve oruç tutardı. Bol bol kitap okurdu. Her şeyini, bütün ibadetlerini gizli yapardı, saklardı. Geceleri namaza kalkardı. Bir gün bacısı gece kalktığında onun ağlayarak, vücudu titreyerek namaz kıldığını görmüş. Bazen babası onu namaza kaldırmak için başucuna gittiğinde onun kucağında Kur’an olduğu halde yattığına şahit olurdu. Küçük kardeşini yanına alır ona abdest aldırırdı. Onu yanına oturtup genel İslami bilgileri öğretirdi. Ona “Kardeşim bana dua et” derdi. “Allah yolunda şehit olayım. Şehitlik mertebesine yükseleyim.” Hep elimi öperdi ve “Anne hakkını helal et” dedi. Gece yattığımda gelip beni sorardı…

Peki, oğlunuzun şehadetini nasıl öğrendiniz?

Olay günü sabah “Anne ben et dağıtacağım” diyerek evden çıktı. Beyaz gömleğini giydi gitti; gidiş o gidiş oldu. Ertesi sabah saat 6.00’da televizyonda muhtaçlara et dağıtan 4 kişiyi taşlamışlar diye duyduk. Biz onu telefonla aradık ama ulaşılmıyordu. En son amcası aradı; “Hüseyin’i şehit etmişler” dedi. Fakülteye gittik yoktu. Meğer Araştırma Hastanesine kaldırmışlar…

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Ben bütün davamı, her şeyimi Allah’a bıraktım. En büyük Allah’tır! Hesap günü onundur! Ben hakkımı büyük mahkemeye bırakmışım; orada bütün şehitlerin hesabını soracaktır. O zılgıt çalan, yukarıdan bir şeyler atan kadınları kınıyorum. Onlar da anne değiller mi? Ve sormak istiyorum:

“Allah aşkına o gençler size ne yaptı? Onlar yalnızca size et dağıtıyorlardı.”

ŞEHİD TURAN YAVAŞ

Hak ile batılın birbirinden ayrıldığı, herkesin safını açıkça ortaya koyduğu gün şehit edilenlerden biri idi Turan Yavaş. Şehit Turan, emperyalizmin Kürdistan’daki taşeronu PKK/HDP’li çeteler tarafından başlatılan saldırılar sırasında, Diyarbakır’da sırtından kalleşçe kurşunlanarak şehit edildi. Devletin ve PKK’nin insanlık dışı zulümlerine geçmişte de tanıklık eden Şehit, İslam davası için her türlü bedeli ödemiş, son olarak canını da bu yolda feda ederek yıllardır üzerinde taşıdığı en güzel vasfı olan sadakat, ihlas ve samimiyetini şahadetiyle taçlandırmıştı.

İslam ile yoğrulmuş hayatının her safhasını şehit gibi yaşadı. Çok acılar çekti… Hicretler yaşadı… Ağır işkenceler gördü ve zindanlara atıldı… “Şehitlere akraba oldum ben de şehit olacağım” diyordu. Rabbi onu mahcup etmedi.

ANNESİ PERİZADE YAVAŞ’IN DİLİNDEN ŞEHİT TURAN:

“40 yıl önce Silvan’dan Diyarbakır’a geldik” diyordu Perizade Ana ve derin bir iç çekerek Turan’ını anlattı. Hem ağladı hem ağlattı…

“Turan, kendi halinde, kimseye zararı dokunmayan, insanlara; fakir fukaraya yardımcı olan bir çocuktu. O çok iyi biriydi; bize ve kardeşlerine, akrabalarına iyi davranırdı. Küçükken Kur’an okumayı öğrendi, daha sonraları camilerde çocuklara ders vermeye başladı. Devamlı namazlarını eda eder ve sık sık Kur’an okurdu…”

Anne, farklı sağlık sorunlarından dolayı defalarca ameliyatlar geçirmiş, yaşlılığın da vermiş olduğu güçsüzlük, Turan’ın şahadetiyle beraber daha bir artmış. Şehit Turan’ın İslami çalışmalarından dolayı defalarca gözaltına alındığını, en son zindana girdiğini ve yıllarca onun mahkemelerine gidip geldiğini söyledi iç geçirerek ve derin bir nefes aldı…

“Nasıl Turan’a kıydılar. O İslam yolundaydı, kimseye zararı dokunan biri değildi. Allah hakkımızı bunu yapanlara bırakmasın. Allah onu şehit olarak kabul etsin.”

Yüreği yanmıştı. İçi kan ağlıyordu Perizade Ananın. Tüm dünyaya haykırmak istiyordu lakin takati daha fazla konuşmasına izin vermiyor…

Şehid Turan, İslam Cemaati ile tanıştığında henüz 12 yaşlarında idi. Camide İslam terbiyesi ile büyüdü. En hayırlıların arasına girmek için yarıştı. Kur’an-ı okudu ve okutmak için mücadele etti. Bunu yaptığı için de en ağır şekilde bedel ödedi.

Onu arkadan vuracak kadar alçak ve nasipsiz olan güruhu oluşturmaya çalışanlar daha o gün Turan’ı hedeflerine oturtmuşlardı. Ancak tüm tehdit ve baskılara rağmen bu toplumun dinsiz ve mürted bir örgütün elinde oyuncak olmaması için camilerde çocuklara Kur’an dersi veren Şehit Turan, devletin ve PKK’nin baskılarına aldırmayarak 2001 yılına kadar çalışmalarına kararlılıkla devam etti. Bölge Müslümanlarına büyük baskıların yapıldığı 2000 yıllarının başında bile cami çalışmalarına ara vermeyen Turan Hocayı, devlet ancak tutuklayarak camilerden koparabildi.

10 yılı aşkın bir süre camilerde Kur’an dersleri veren Şehit, bu dönemde yüzlerce öğrencinin İslam’ı tanımasına vesile oldu. 2001 yılına kadar toplam 5 defa gözaltına alınarak her defasında en ağır işkencelere maruz kaldı. İşkenceler nedeniyle bir kulağında büyük oranda işitme kaybı meydana geldi. Gözaltında ‘Filistin Askısı’ adı verilen işkence nedeniyle bir kolundan felç geçirdi.

Evlerine yapılan baskınların artması, polislerin sık sık ailesini rahatsız etmesi nedeniyle Turan Yavaş, ailesinden uzak yaşamaya başladı. Bu dönemde bile cami çalışmalarından uzak kalmadı. Sık sık cami değiştirerek Kur’an hizmetlerine devam etti.

YUSUF’UN MEKÂNINDA, ÜSTAD’IN İZİNDE

2001 yılında polisin yaptığı bir baskın sırasında gözaltına alınan Şehit Turan, ağır işkencelerden sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından “Camilerde Kur’an dersi vererek faaliyette bulunduğu” suçlaması ile tutuklandı. Diyarbakır E Tipi, Siirt E Tipi ve Diyarbakır D Tipi cezaevlerinde 5 yıl kalan Şehit Turan, bu dönemde Arapça ve İslami ilimler okuyarak zindanı medreseye çevirenlerden oldu. Zindanda iken Üstad Molla Mizgin’den Kur’an kıraati icazetini aldı.

Zindana düştüğü sırada kardeşi Kenan’ın da benzer iddialarla cezaevinde tutuklu olarak bulunmasından dolayı ailesi büyük sıkıntılar yaşadı. İki çocuğunun zindanda olmasına çok üzülen baba Muhammed Mehdi bu sıralarda geçirdiği kalp krizi sonucu ağır sağlık sorunları yaşadı ve Turan’ın şahadetinden yaklaşık 1,5 yıl önce yaşamını yitirdi.

BİTMEZ BU SEVDA…

Batman’da doksanlı yıllarda PKK tarafından katledilen Şehit Muhammed Şah ile bacanak olan Şehit Turan, eşine; “Ben şehitlere akraba oldum, inşallah ben de şehit olacağım” diyordu. Eşinin ailesinden dört şehit olduğundan, her zaman eşine; “İstemez misin ben de onlar gibi şehit olayım” diyerek şahadete olan özlemini dile getiriyordu.

EŞİ MELAHAT YAVAŞ’IN DİLİNDEN ŞEHİD TURAN:

Çok hayırlı bir evlilik yapmıştı Turan Hoca. Allah’ın rızasının tecelli ettiği ve dünyalık her türlü hesabın ötesinde bir evlilikti. Sadeydi, samimiydi ve ihlâs kokuyordu. Şehadetinden sonra bile bu güzellik ilk dile gelen haslet idi ve eşi Melahat Hanım özlemle yâd ettiği dünya ahret eşinin ardından şöyle bahsediyordu:

“Ben Turan Beyle dünya malı için evlenmedim. Onun hiçbir şeyi yoktu, fakir olduğunu bilerek evlendim. Benim ailemde üç tane şehit var; Şehit Hacı Sabri, Şehit Hadi, Şehit Hikmet ve kız kardeşimin eşi Şehit Muhammed Şah. Turan Bey sürekli kendisinin de şehit olacağını söylerdi. O fakirlerin arkadaşıydı, kurban eti dağıtırken şehit edildi. Allah hakkımızı bırakmasın.”

Haklı bir gururu yaşıyordu Melahat Hanım. Ailesinden İslam’a feda olan dört tane şehit vardı. Gurur duyması en doğal hakkı idi. Zira İslam ile hayatını süslemiş bir anne en yakınını, eşini de şehit verecekti. Özlemi gözlerinden okunuyordu ve konuşmaya devam ediyordu.

“Şehit ile 9 yıldır evliyim ve biri Hatice (8) diğeri Fatma (5) adında iki kız çocuğumuz var. Çocuklarımla beraber babalarının mezarına gittik. Kızlarıma mezardakinin babaları olduğunu söyleyince, biri kolumda baygınlık geçirdi. Amcası ve halası onu eve götürdü. Ben ise kabrinin başında eşimin şahadetini tebrik ettim. Sesini duymayı çok istedim ama kabirden ses gelmiyordu. Allah’a bize sabır vermesi ve yardımcı olması için dua ettim. Bizim için zor günler oluyor. Çocuklarım geceleri babalarını sayıklayarak uyanıyorlar. Ben de ne zaman kapı çalınsa, Turan geldi diye heyecanlanıyorum. Gözümün önünden hiç gitmiyor. Zor bir süreçten geçiyoruz…”

Şehadetin geldiği artık apaçık belli olmuştu. Güzel yüzünü artık yavaş yavaş gösteren şahadete şahit olan Melahat Hanım ne diyeceğini bilememiş, sadece Rabbine sığınmıştı.
Melahat Hanım konuşmasına:

“Turan bey, arife günü gece geldiğinde ben çay yapmıştım. Oturuyordu, elinde kâğıt kalem; borçlarını yazıyordu. Ben ona ‘ne yapıyorsun’ dedim. O da ‘ içimde yakında şehit olacağıma dair bir his var. Borçlarımı yazıyorum’ dedi. Ben de çok üzülerek ‘Senin yaşlı annen var. İki küçük çocuğun var. Bizi hiç düşünmüyor musun? Şimdi şehit olma ileride şehit ol’ dedim. Dönüp bana bakarak ‘yakında şehit olacağım’ dedi. Bayram günü Batman’a gitmek için yola çıktık. Arabada Yasin ve Kur’an okuyordu. Beni Batman’da bırakırken ‘hakkını helal et’ dedi. Allah’a şükürler olsun ki şehit oldu” diyerek büyük bir sabır ve metanet örneği gösterdi.

Şehit Turan’ın özlemle beklediği gün gelmişti ve günler öncesinden hazırlandığı o mübarek makam çok yakışmıştı ona. O günü anlatan Melahat Hanım, bir de söz veriyordu:

“Şehit olduğu gün ben evde değildim, Batman’a gitmiştim. Saldırıların başladığı gün saat 17.30’da onu aradım cevap vermiyordu. Saat 19.50’de tekrar aradım telefonu açıldı, inleme sesi geliyordu… Kim olduğumu sordu beni tanıyamamıştı. Sonra telefon kapandı. Son görüşmem olmuştu, bir daha sesini duyamadım. O fakir ve kimsesizler için et dağıtırken katledildi. Bilinsin ki ben de malımla, canımla ve evlatlarımla Onun yolunu sürdüreceğim ve asla geri adım atmayacağım…”

Şehit Turan Yavaş, 7 Ekim’de, kurban kesimi için Peygamber Sevdalıları Platformu’na üye STK’ların kesimhanesine gitmiş ve arkadaşlarına yardım etmişti. Kesimhaneden çıktıktan sonra Bağlar Şeyh Şamil Mahallesi’ne gelen Yavaş, Köy Der yakınlarında saat 17.30 sıralarında PKK’liler tarafından silahlı saldırıya uğradı. Arkasından açılan ateş sonucu sırtına saplanan kurşun karaciğerlerini parçaladı. Turan Yavaş olay yerinde şehit oldu.

Evet, altı yiğit katledildi Amed’te; her biri bir Hüseyin!
Altı yiğit feda oldu Rahman’a; yükseldi Amed’in semalarına
Kahpece katledilmişlerdi dördü ‘eman’ diledikleri alçağın evinde
İnsanlığın öldüğü, törenin çiğnendiği, izzet ve onurun kaybolduğu güruhun içinde…
Riyad, Hasan, Hüseyin ve Yasin, Turan ile Cumali…
Şanı yüce Rabbim; kabul buyur Firdevs Cennetlerine…

Röportajlar: Esengül Özkan – Sümeyye Ürük / Nisanur Dergisi - Kasım 2014 (36. Sayı)

 

Röportaj
Yazdır Arkadaşına gönder

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.