• Nisanur Dergisi - Nisan 2017
  • Nisanur Dergisi - Mart 2017
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2017
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2017
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2016
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2016
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2016
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2016
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2016
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2016
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2016
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2016
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2016
  • Nisanur Dergisi - Mart 2016
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2016
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2016
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2015
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2015
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2015
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2015
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2015
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2015
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2015
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2015
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2015
  • Nisanur Dergisi - Mart 2015
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2015
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2015
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2014
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2014
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2014
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2014
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2014
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2014
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2014
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2014
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2014
  • Nisanur Dergisi - Mart 2014
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2014
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2014
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2013
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2013
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2013
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2013
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2013
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2013
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2013
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2013
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2013
  • Nisanur Dergisi - Mart 2013
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2013
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2013
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2012
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2012
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2012
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2012
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2012
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2012
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2012
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2012
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2012
  • Nisanur Dergisi - Mart 2012
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2012
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2012
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2011

Bize Ait Olan Bu Değil!

28-12-2016 0 Yorum Yazarlarımızdan

O asr-ı saadette peygamberi dinlerken, bir pencere açılsa o sohbet odasına ve bu günkü hayatımız gösterilse… Tıpkı mahşer günü Allah’ın ve peygamberin huzurunda olacağı gibi! Bakın, işte oradayız! İslami sınırların aşıldığı, haram çalgıların çalındığı, kadın-erkek mahremiyetinin ortadan kaldırıldığı bir düğünde. Ya da bir televizyon dizisinin karşısında, müstehcenliğin ve edebin yerle yeksan olduğu sahneleri izlerken Resulullah’a gösteriliyoruz.

Bismillahirrahmanirrahim.

İbn-i Ömer (RA)’den rivayetle Resulullah (AS) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir kavme (topluluğa) benzemeye çalışırsa, o onlardandır.”
(1)

Ebu Hureyre’den rivayetle ise şöyle buyurmuştur:

“Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeye özenmeyiniz.” (2)

Yine O (AS), canlar feda yoluna, gözlerimizin nuru, “Onu bir kez görmek için neler vermem?” dediğimiz takva abidesi Peygamberimiz (AS)’in başka bir sohbetine şahitlik ediyoruz. Yine sözleriyle bizi alıp götürüyor bambaşka yerlere, belki de hayatımızın dönüm noktalarına…

Buyuruyor ya “Bizden başkasına benzemeye çalışan, bizden değildir” diye. Bu sözü nasıl bir hiddetle söylediğini hayal edelim! Sözlerindeki keskinliğin, yüzüne nasıl yansıdığını bir düşünelim. Çünkü bu bir tavsiye değil. Bu apaçık bir tehdit! “…Emr olunduğun gibi dosdoğru ol…” ayetinin tecellisiyle haykırıyor adeta.

O asr-ı saadette peygamberi dinlerken, bir pencere açılsa o sohbet odasına ve bu günkü hayatımız gösterilse… Tıpkı mahşer günü Allah’ın ve peygamberin huzurunda olacağı gibi! Bakın, işte oradayız! İslami sınırların aşıldığı, haram çalgıların çalındığı, kadın-erkek mahremiyetinin ortadan kaldırıldığı bir düğünde. Ya da bir televizyon dizisinin karşısında, müstehcenliğin ve edebin yerle yeksan olduğu sahneleri izlerken Resulullah’a gösteriliyoruz. Ya da Hıristiyan kutlaması olan bir yılbaşı gecesi güzel bir yemek yaparken, ailece oyunlar oynayıp, kutlamalar içinde buluyoruz kendimizi. Oysa daha az önce, dakikalar evvel ne demişti gözlerin nuru? Ne dinlemiştik Ondan? 

Bunun üzerine pencere kapandı ve bütün meclis bize bakıyor. Yapacağımız açıklamayı bekliyor. Hele O (AS), merhametinden olsa gerek tehdit etmesine rağmen ümmetini bu halde görmek Onu haddinden fazla üzmüş olmalı ki; “Ne olur bunun haklı bir sebebi olsun” der gibi bakıyor adeta. Ama cevap yok. Sadece kızaran yüzlerimiz ve eğilen başlarımız olacak belki de. Soracak Nebi; “Beni duymadınız mı ki? Söylediklerimi anlamadınız mı? Benim mesajımı hayatınıza böyle mi geçireceksiniz?” diyecek belki…

Bu sadece bir hayaldi değil mi? Ama gerçeğinin yaşanacağından şüphe yok. Bir zaman gelecek, hesap günü bunların hepsi yaşanacak. Yapılması gereken ve ders çıkarılması gereken o ki, bu sahneleri çok geç olmadan değiştirmek ve o dehşetli günde “ümmetim, ümmetim” diyecek olan peygamberimizin yüzünü gülümsetecek olan sahneler yaşayarak Ona layık olmaktır.

Resulullah (AS)’ın mesajını daha birçok yönden ele alabiliriz fakat malumunuz yakında, birkaç gün sonra tam da bu hadislerin tecelli edeceği ve Resulün mesajına sadık kalanlarla, kalmayanların ikiye ayrılacağı bir gece bekliyor bizi; “Yılbaşı Gecesi”. “Elhamdulillah Müslüman’ım” diyenlerin, rezalet ve kepazelik dolu, sokaklarda alkolün ve fuhşiyatın sınır tanımadığı, meleklerin lanet yağdırdığı ve şeytanların meydanlarda, televizyon kanallarında cirit attığı bir gece…

Maalesef böyle bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Hepinizin de bildiği gibi ‘yılbaşı gecesi’; noel baba, çam süsleme, o günkü hediyeleşme, kutlama yapma gibi şeylerle Hıristiyanların sözde Hz. İsa’nın doğumunu kutladıkları bir gecedir. Hz. İsa’nın peygamberliğine ve bir dönem dininin hak din olduğuna tüm kalbimizle iman ediyoruz. Fakat bu durum çok başka!

Birçok şeyde olduğu gibi maalesef kullandığımız takvim de Hıristiyanların kullanmış olduğu, Hz. İsa’nın doğumuyla başlayan miladi takvimdir. Dolayısıyla kullandığımız takvime göre yılbaşını kutlamakla, kendi ülkemizin veya dinimizin yılbaşını kutlamış sayılmıyoruz. Niyet her ne olursa olsun, bunu bu şekilde asla savunamayız.

Abdullah ibni Abbas (RA) şöyle dedi:

“Resulullah, aşure günü oruç tutup bize de oruç tutmamızı emrettiği zaman kendisine; Ya Resulullah! Bu gün, Yahudilerle Hıristiyanların tazim ettikleri bir gündür!’ Dediler.
Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: Öyleyse biz de gelecek sene (Muharrem’in) dokuzunda da oruç tutarız!”(3)

Resulullah Efendimizin, Allah’a yapılan bir ibadetin dahi aynı güne denk gelmemesindeki hassasiyetinden çıkaracağımız mesaj gerçekten çok açık.

Biz Müslümanların takvimi, peygamberimizin hicretiyle başlayan hicri takvimdir. Diğer yandan bize yakışan kendi peygamberimizin kutlu doğumunu kutlamaktır. Ona salâvatlar, hatimler, ilahiler hediye etmektir.

Evet, onca mucizenin yaşandığı ve kâinatın dahi bayram havasında olduğu o günü kutlamalıyız. Gelişiyle bizlere bir müjdeleyici, bir umut ışığı olan O peygamberi, “Sen hoş geldin ey gözlerin nuru” diye karşılamalıyız. İşte Resulünün verdiği mesaja, söylediği söze sadık kalan bir Müslüman’a hiç şüphesiz yakışan da budur.

Gayrı İslami kutlamalar ve faaliyetlere katılmak şöyle dursun, elimizden gelen en büyük tepkiyi ortaya koymalıyız. Bu konuda da şahit olduğum bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Çok değerli bir Seyda’ya “Hocam yılbaşında ne yapmamız gerekiyor?” diye sorulduğunda, şu cevabı vermişti:

“O gün yemek olarak dahi teşbih (benzeme) olmasın diye özen gerektiren bir yemek yapılmamalı, çorba gibi hafif bir yemekle geçiştirilmelidir. Yeni kıyafet giyme, hediyeleşme, eğlenme benzeri şeyler başka bir niyetle dahi yapılmamalıdır.”

Belki abartılı olduğu aklınızı çelebilir ama tekrar hatırlayalım o sözü: “Bizden başkasına benzemeye çalışan bizden değildir.” Resulullah’a sadakatimizi yüzde yüz göstermek için en ufak bir ihtimalden, bir şüpheden dahi kaçınmamız gerektiğini düşündüğümüz zaman bu tedbirler hafif bile kalıyor.

Rabbim bizi Resulullah’a ve Onun sevdiklerine benzemeye çalışanlardan eylesin. Gayrı İslami olan şeyleri alaşağı edip İslam adına olan her türlü güzelliği yüceltmeyi nasip etsin. (Âmin)

Dipnotlar:
1-Ebu Davud, libas 4
2-Tirmizi, İstizan 7, edep 41
3-Müslim 1134/133, Ebu Davud 2445


Kübra Kılıçaslan / Nisanur Dergisi - Aralık 2016 (61. Sayı)
 

Yazarlarımızdan
Yazdır Arkadaşına gönder

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.