• Nisanur Dergisi - Ekim 2017
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2017
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2017
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2017
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2017
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2017
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2017
  • Nisanur Dergisi - Mart 2017
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2017
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2017
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2016
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2016
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2016
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2016
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2016
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2016
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2016
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2016
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2016
  • Nisanur Dergisi - Mart 2016
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2016
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2016
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2015
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2015
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2015
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2015
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2015
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2015
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2015
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2015
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2015
  • Nisanur Dergisi - Mart 2015
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2015
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2015
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2014
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2014
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2014
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2014
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2014
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2014
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2014
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2014
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2014
  • Nisanur Dergisi - Mart 2014
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2014
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2014
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2013
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2013
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2013
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2013
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2013
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2013
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2013
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2013
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2013
  • Nisanur Dergisi - Mart 2013
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2013
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2013
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2012
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2012
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2012
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2012
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2012
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2012
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2012
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2012
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2012
  • Nisanur Dergisi - Mart 2012
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2012
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2012
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2011

Guıllaın Barre Sendromu

07-11-2017 0 Yorum Sağlık & Yaşam

Guillain barre sendromu, vücudunuzun bağışıklık sisteminin sinirlerine saldırdığı nadir bir hastalıktır. Bu sendromun temel mekanizmasında normalde enfeksiyonlara karşı savaşması gereken bağışıklık sisteminin hastanın kendi dokularına ve sinir hücrelerine saldırmasıdır. Bazen bu olayı öncesinde geçirilmiş ishal, üst solunum yolu enfeksiyonu veya aşı( grip, donuz gribi alışı) tetikleyebilmektedir. Genellikle kol ve bacaklarda zayıflık ve karıncalanma ilk belirtilerdir.

Guillain barre sendromu, vücudunuzun bağışıklık sisteminin sinirlerine saldırdığı nadir bir hastalıktır. Bu sendromun temel mekanizmasında normalde enfeksiyonlara karşı savaşması gereken bağışıklık sisteminin hastanın kendi dokularına ve sinir hücrelerine saldırmasıdır. Bazen bu olayı öncesinde geçirilmiş ishal, üst solunum yolu enfeksiyonu veya aşı( grip, donuz gribi alışı) tetikleyebilmektedir. Genellikle kol ve bacaklarda zayıflık ve karıncalanma ilk belirtilerdir.

Guillain barre sendromunun belirtileri ve bulguları:
•Parmaklar, ayak bilekleri veya bileklerindeki iğne batma hissi
•Üst bedeninize yayılan bacaklardaki zayıflık
•Yavaşça yürümek veya merdivenleri tırmanırken zorlanma
•Konuşma, çiğneme veya yutma da dahil olmak üzere göz veya yüz hareketleri ile ilgili zorluk
•Şiddetli ağrı
•Mesane kontrolü veya bağırsak fonksiyonu ile ilgili zorluk
•Hızlı kalp atışı
•Düşük veya yüksek tansiyon

TEDAVİ


Guillain barre sendromlu hastalar iyileşme öncesi ve sırasında fiziksel tedaviye ihtiyaç duyar. Tedavi programı şunları içerebilir:
•Kurtarma sırasında güç ve doğru hareketi geri kazanmanıza yardımcı olmak için fizik tedavi.
•Hareket kabiliyeti ve öz bakım becerileri kazandırmak için bir tekerlekli sandalye veya parantez gibi uyarlanabilir cihazlarla eğitim
•Egzersiz terapisi, yorgunlukla başa çıkma
Genelde, iyileşme birkaç ay süren bir devre sonrasında gelir. Ciddi şekilde etkilenilmişse uzun süren rehabilitasyon dönemine gereksinim vardır. Tüm vakaların yaklaşık yüzde onunda geçmeyen bir sakatlık kalır. Hastalığı erken teşhis etmek ve tedaviye başlamak hayati bir önem arz etmektedir. Bu yüzden doktor-fizyoterapist seçimi ve tedaviyi uygulamak tedavi süresini ve normal hayata dönme süresini kısaltabilir.


Fzt. Sümeyra Çiftçi | Doğruhaber
 

 

Sağlık & Yaşam
Yazdır Arkadaşına gönder

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.