• Nisanur Dergisi - Ocak 2018
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2017
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2017
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2017
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2017
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2017
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2017
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2017
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2017
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2017
  • Nisanur Dergisi - Mart 2017
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2017
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2017
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2016
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2016
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2016
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2016
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2016
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2016
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2016
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2016
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2016
  • Nisanur Dergisi - Mart 2016
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2016
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2016
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2015
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2015
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2015
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2015
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2015
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2015
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2015
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2015
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2015
  • Nisanur Dergisi - Mart 2015
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2015
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2015
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2014
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2014
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2014
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2014
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2014
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2014
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2014
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2014
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2014
  • Nisanur Dergisi - Mart 2014
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2014
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2014
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2013
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2013
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2013
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2013
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2013
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2013
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2013
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2013
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2013
  • Nisanur Dergisi - Mart 2013
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2013
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2013
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2012
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2012
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2012
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2012
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2012
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2012
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2012
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2012
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2012
  • Nisanur Dergisi - Mart 2012
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2012
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2012
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2011

Şiddet ancak imanla izale olur

25-11-2013 0 Yorum Basında Biz

Nisanur Dergisi editörü Elif Yüksek, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü münasebetiyle kadına yönelik şiddet, şiddetin temelinde yatan sebepler ve çözümüne yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Yüksek “Şiddetin temelinde kişilik bozuklukları vardır. Bunun çözümü ise ancak Kur’an ve sünnettedir” dedi

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü münasebetiyle Nisanur Dergisi editörü Elif Yüksek, kadına yönelik şiddet, şiddetin temelinde yatan sebepler ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerini paylaştı. Kadına yönelik şiddeti değerlendirirken kişileri bu eyleme iten etkenleri de göz önünde bulundurmak gerektiğini belirten Yüksek, sorunun çözümüne yönelik “Kız çocukları üzerinde yetkin olan babaların, eşlerinin kendilerine bir emanet verildiğini algılamaları ve hakkıyla korumaları için bilinçlendirilmeleri elzemdir” dedi. Evvela vicdan muhasebesine değinilmesi ve bu olgunun her vesileyle işlenerek öneminin kavratılması gerektiğine vurgu yapan Yüksek, “Bir kimse şayet şiddet uyguluyor ve bu durum onu rahatsız etmiyorsa, üstelik bundan zevk alıyorsa, ortada ciddi bir kişilik sorunu var demektir. Allah-u Teâlâ, insanı bir değerle yaratmıştır ve bu değeri, en başta koruma altına almıştır. Yüce dinimiz İslam`ın kadına bakış açısı son derece latiftir. Kadına yapılan baskı ve şiddetin, Allah`ın gazabına sebep olduğu bir hakikattir” ifadelerini kullandı.

KADINA EN BÜYÜK DEĞERİ İSLAM VERİR

Şiddetin kaynağında kişilik sorunlarının olduğunu vurgulayan Yüksek, “Herhangi bir canlıya şiddet uygulayan kimsenin vicdani melekelerinin tam işlemediğini söylemek abartı olmaz sanırım. Nihayetinde kazara bir dalı kırdığımızda bile neden daha dikkatli olmadığımız hususunda esefleniriz ve vicdan azabı duyarız. Haliyle söz konusu insan olunca bu durumun vahameti artıyor. Hele bir de narinliği ve çoğunlukla korunmasızlığı cihetiyle kadına şiddet uygulayan biri için vicdan algısı, tamamıyla yön değiştirecektir. Yüce dinimizin her canlı için `şiddet` kavramına yaklaşımı öz itibarıyla aynıdır. Siz bir hayvana eziyet etseniz de bunun ceremesini çekeceksiniz; meyve veren, gölgesinde dinlenilen bir ağacı keyfi olarak kesseniz de… Yaratılanların en değerlisi olan insan için de durum aynıdır. Ancak bir de işin mazlum, yetim, düşkün, zayıf boyutu var! Peygamber Efendimiz (SAV)`in hanımlarına karşı tavrı, İslam`ın kadına verdiği değere örnektir. Şanı yüce Rabbimiz, birçok nedenden dolayı üzerine adeta titrenmesi gereken kadının horlanması, dövülmesi, incitilmesi, hakkının gasp edilmesi ya da herhangi bir şekilde rencide edilmesini yasaklamıştır. Bununla birlikte herhangi bir sorun karşısında kadına karşı erkeğin takınacağı tavır da açıkça belirtilmiştir” dedi.

ÇÖZÜM, KUR’ÂN VE SÜNNETTEDİR

Yüksek, özellikle şiddetin çözümü için şunları söyledi: “Bu hususta kız çocukları üzerinde yetkin olan ve eşlerinin sorumluluğunu yüklenen kocaların, kendilerine bir emanet olarak verildiğini algılamaları ve hakkıyla korumaları için bilinçlendirilmeleri elzemdir. Bunun için eğitim kurumlarının, STK`ların, basın-yayın kuruluşlarının ve tabi ki medyanın çabalaması ve bu soruna eğilmesi lazımdır. Zira üzerinde durulması durumunda, çözülmeyecek bir sorun, hal olunmayacak bir durum değildir bu sorun. En başta da sözüm ona kadın hakları savunuculuğu yapan bir takım yapılanmaların kirli ellerini toplumdan çekmeleri durumunda kadına yönelik şiddeti körükleyen birçok neden izale olacaktır. Bu minvalde `Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü` münasebetiyle çalışmalar yapmanın yanı sıra, konunun temelinde yatan unsurlara Kur`an ve Sünnet perspektifiyle bakmanın ne derece elzem olduğu algısını toplumun her kesimine ulaştırmaya çalışmak lazım. Öte yandan kadına kaybettiği/unuttuğu değerini hatırlatmak ve bu değeri iade etmek isteyen oluşumların faaliyet alanlarını genişletmeleri de bu sorunun önünü kapatmada etkili olmaya devam edecektir biiznillah.”

AHLAKA VE AHLAKİ DEĞERLERE SAVAŞ AÇIYORLAR

Özellikle bölgede, sözde kadın hakları adı altında “Biz kimsenin namusu değiliz” gibi pankartların annelerin eline tutuşturulmasının da bilinçli bir dezenformasyon olduğunu dile getiren Yüksek, “Bu zihniyet, tıpkı batıda kol gezip aile ve namus kavramlarını yıkıp yok etmeye çalışan zihniyet gibi inançsızlık ve vicdansızlığın ürünü! Sevgiyi, nuru, aydınlığı, huzuru, mutluluğu ve barışı sevmeyen, karanlığı gözleyen yarasalar misali aile ve toplumun üzerine abanan ve onları karanlığa gömmek isteyen kimseler bunlar. Bunun için de adeta evin huzur ve mutluluk kaynağı olan kadın üzerinden sürdürüyorlar çalışmalarını. Adeta kadını kendine yabancılaştırmak istiyorlar ki Rabbiyle olan bağı kopsun bir daha onarılamaz hale gelsin. Bunun için de namus mefhumunu kullanıyorlar. Zira çok iyi biliyorlar ki namusunu yitiren bir kadın; sevgisini, huzurunu, mutluluğunu kısaca onu `eş` ve `anne` yapan tüm erdemlerini bir daha bulamamacasına kaybedecektir. Ancak bacılarımızın çaba ve çalışmaları bu zihniyetin planlarını bertaraf edecektir inşallah” dedi.

Murat Dalgın / Doğruhaber Gazetesi
 

 

Basında Biz
Yazdır Arkadaşına gönder

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.