• Nisanur Dergisi - Ekim 2017
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2017
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2017
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2017
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2017
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2017
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2017
  • Nisanur Dergisi - Mart 2017
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2017
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2017
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2016
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2016
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2016
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2016
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2016
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2016
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2016
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2016
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2016
  • Nisanur Dergisi - Mart 2016
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2016
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2016
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2015
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2015
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2015
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2015
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2015
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2015
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2015
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2015
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2015
  • Nisanur Dergisi - Mart 2015
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2015
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2015
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2014
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2014
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2014
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2014
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2014
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2014
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2014
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2014
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2014
  • Nisanur Dergisi - Mart 2014
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2014
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2014
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2013
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2013
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2013
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2013
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2013
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2013
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2013
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2013
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2013
  • Nisanur Dergisi - Mart 2013
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2013
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2013
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2012
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2012
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2012
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2012
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2012
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2012
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2012
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2012
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2012
  • Nisanur Dergisi - Mart 2012
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2012
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2012
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2011

Tesettürüne Sahip Çık!

08-11-2017 0 Yorum Alıntı Yazılar

Son birkaç yıl içerisinde tesettür amacından çıkmış kusur kapatan, daha çok çeşit olduğu için tercih edilen ve güzelliği daha çok ön plana çıkarmak için kullanılan bir tarz haline gelmiştir.

Son birkaç yıl içerisinde tesettür amacından çıkmış kusur kapatan, daha çok çeşit olduğu için tercih edilen ve güzelliği daha çok ön plana çıkarmak için kullanılan bir tarz haline gelmiştir.

Tesettür için mücadeleler, okuldan atılmalar, uğruna ödenen bedeller artık hatırlanmaz olmuş. Tesettür, sahipleri tarafından bir bez parçası haline getirilmiştir. Modernlik adı altında haram yerlerin gösteriliyor olması ve bunu “çağdaşlık” zannedenler, asıl meseleden ya bihaberler ya da oyunun bir parçası.

Bileklerin, boyunun ve saçın bir kısmının dışarıda kalması ve bunun adının ‘tesettür’ olması gerçekten acı verici.

Bu yozlaşmanın yanında, sosyal medyada marka ve kıyafet makyaj derdine düşen tesettürlü bireylerin aslında ne kadar boşlukta ve bilinçsiz hareket ettiklerini anlıyoruz. Zaman geçtikçe tesettür kavramının içinin boşaltılması ve bir tarz meselesinden ileriye gitmemesi ne acı.

Bir tarafta tesettürleri için okuyamayan eğitim hayatından uzaklaştırılanlar var. Diğer tarafta en uçuk yaşantıda olan biriyle aynı mekanlarda olup aynı ağızdan konuşan ve aynı tarzı paylaşanlar var.

Elbiseler ve eşarplar küçüldükçe zamanla tesettür de kalkacak ve normalleşecek gözümüzde bu tüm olup bitenler. Haram diye oje sürmeyen kapalı kız tırnaklarını, başka bir ürünle boyama derdinde ve bu ‘haram değil’ yani dikkat çekmesi ve onun güzel görünmesi dışarıda her türlü bakışa maruz kalması önemli değil ‘haram değil su geçiriyor’ tek önemli olan.

Uyarmaya yeltendiğinde sanki dinine veya özel hayatına müdahale ediyormuşsun gibi bir karşılık görmekse en kötü hal. Yaptığı şeyin kendisini bağladığını, başkasını ilgilendirmediğini ve ne yaparsa yapsın özgür olduğunu çığıran bir topluluk var.

Anlaşılan o ki sadece uyarmakla olacak bir şey değil bu. Yanlışın farkında olan fertlerin daha çok giyimlerine dikkat etmeleri, ellerinden geldiğince o çizgiye kaymamaya özen göstermeleri ve kendi duruşlarıyla doğruyu göstermeleri gerekiyor. Doğru ne kadar çoğalırsa yanlış o kadar azalacak ve zamanla görünmez hale gelecektir. Vesselam

Rumeysa Demir

 

 

Alıntı Yazılar
Yazdır Arkadaşına gönder

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.