• Nisanur Dergisi - Ekim 2017
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2017
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2017
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2017
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2017
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2017
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2017
  • Nisanur Dergisi - Mart 2017
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2017
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2017
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2016
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2016
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2016
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2016
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2016
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2016
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2016
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2016
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2016
  • Nisanur Dergisi - Mart 2016
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2016
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2016
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2015
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2015
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2015
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2015
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2015
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2015
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2015
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2015
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2015
  • Nisanur Dergisi - Mart 2015
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2015
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2015
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2014
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2014
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2014
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2014
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2014
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2014
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2014
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2014
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2014
  • Nisanur Dergisi - Mart 2014
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2014
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2014
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2013
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2013
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2013
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2013
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2013
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2013
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2013
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2013
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2013
  • Nisanur Dergisi - Mart 2013
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2013
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2013
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2012
  • Nisanur Dergisi - Kasım 2012
  • Nisanur Dergisi - Ekim 2012
  • Nisanur Dergisi - Eylül 2012
  • Nisanur Dergisi - Ağustos 2012
  • Nisanur Dergisi - Temmuz 2012
  • Nisanur Dergisi - Haziran 2012
  • Nisanur Dergisi - Mayıs 2012
  • Nisanur Dergisi - Nisan 2012
  • Nisanur Dergisi - Mart 2012
  • Nisanur Dergisi - Şubat 2012
  • Nisanur Dergisi - Ocak 2012
  • Nisanur Dergisi - Aralık 2011

Yusufi Hocama Mektup

26-12-2016 0 Yorum Yazarlarımızdan

Yarı ölümün, yarı hayatın yükünü taşıyan hocam, merhaba! Ağaran saçlarında acının birikmiş rengine, kaleme yoldaş olmuş ellerinde güneşin tebessümüne selam... Nasılsınız şiir yürekli hocam? Sizleri gerçekten merak ediyoruz. Şunu bilmelisiniz ki, aklımızdan çıkmıyorsunuz. Sesimizi her ne kadar duymuyorsanız da, unutulmadığınızı bilin. Tabi gönülden gönüle kurulan köprülerde söze hacet bırakmayan bir incelik vardır malumunuz.

Yarı ölümün, yarı hayatın yükünü taşıyan hocam, merhaba!

Ağaran saçlarında acının birikmiş rengine, kaleme yoldaş olmuş ellerinde güneşin tebessümüne selam...

Nasılsınız şiir yürekli hocam? Sizleri gerçekten merak ediyoruz. Şunu bilmelisiniz ki, aklımızdan çıkmıyorsunuz. Sesimizi her ne kadar duymuyorsanız da, unutulmadığınızı bilin. Tabi gönülden gönüle kurulan köprülerde söze hacet bırakmayan bir incelik vardır malumunuz.

Şunu da unutmayın ki, üzerimizdeki emeğiniz çok büyük. Ne emeği? Demeyin. Sizin hayatınız emekle örülü olunca, hayatınıza birazcık dokunan bundan nasibdar oluyor. Beni de nasibdar kılan Allah`a hamdolsun!

Mesafeler uzun da olsa, sizden aldığım dersler hayatımın en kalıcı, öğretici ve dönüştürücü dersleriydi. Sizi sadece yâd etmeyi bile, aldığım en güzel derslerden hesap ediyorum.
Yusuf oluşunuz, Yusuf kalışınız bizim için yeterli ve önemli bir derstir. O sarsılmaz duruşunuz, o yılmaz imanınız, yıkılmaz bileğiniz bizlere en güçlü umut ışığıdır. Söndürmeyene hamdolsun!

Biliyorum ki; aklımızda oluşunuz, hasret duyulmanız, sizin için çok da mühim değil. Zira sizin orda bulunmanızın sebebi çok farklı... Sizler bu davanın en büyük fedakârları, en nadide hazinesi, en büyük enerjilerisiniz. Bizi de haberdar kılana hamdolsun!

Yazdığım bu açık mektubun adresine ulaşacağına inanarak, hasbıhale geçiyorum...
...

Değerli hocam! Gecenin en zifiri anıdır şu vakit. Hava çok soğuk... Tıpkı gönüller gibi. Hani buz tutuyor ya bazı gönüller. Kıpırdayamıyor, hissiz, donuk, yarım kalıyor hayata, yetişemiyor huzura... Bu `insan` nasıl bir tanımdır hocam? Bazen kayboluyorum sözcükleri seçerken... Ya da anlamaya çalışırken... Bazen kırılan kanatlarla yolculuk yaptığını sanıyor insan. Bazen çakıldığını, bazen kaçtığını... Özgürlük sandığı o sersemliğin başına ne büyük belalar açtığından habersiz gülümsüyor. Gökyüzünün ve gülen yüzünün acılarına tuz basacağını sanıyor. Medet umuyor. Ve acısı gözlerinden damla olup düşünce, koca bir hiçi dağ kadar görkemli sanmanın sancısıyla kıvranıyor. Diline keşke`leri takarak, takılmadan yürümenin derdine düşüyor.

Şöyle mi sormak lazım hocam; bu insan kendini ne sanıyor?

Hocam, haydi acizliğimizi kabul ettik diyelim. Peki, her şeyin güzel, seyrinde, tıkırında gitmesi için adeta bir ömür vermek, bütün eğilim ve yönelişlerimizi bunun için kurban etmek, tüm emek ve gayretlerimizi bu yola sarf etmek gerçekten de tuhaf değil mi? Olmuyor çünkü olmayacak... Hayatımızı geçici bir dünyanın mutluluğuna adamak, ağlamamak için gülmeyi unuturcasına çabalamak, ruhumuzun ihtiyacı kadar almamız gereken lezzetlere doymayıp hırçınlaşmak, hep daha iyi, daha da iyi demek ve sonra dökülmek...

Bize ne oluyor hocam? Bize ne yetmiyor?

Bu yüzdendir ki yükümüzün ağır olduğunun kanaatine vardık. İnsanın bu hayat yolculuğunda, asıl hamallığını yapmamasının bedelini ağır ödüyoruz. Belimiz büküldü. Yolumuz parçalara ayrıldı, şaşırdık. Her iki hayatın Sahibi (CC) için kılını kıpırdatmayan bizler, heybesindeki boş yükle nefes nefese koşturduk. Sefih bir yaşama kalbimizi açtık, baki bir hayata ise kapattık. Galiba bu yüzdendi yıkımımız.

Öyle hissediyorum ki, bizi izlerken sizler de acı içinde gülmektesiniz. Haklısınız. Üstad`ın deyimiyle "hem memur, hem misafir" olarak geldiğimiz şu dünyada "hem tembel, hem kalıcı" olmanın derdine düşmüşüz. Ve sonra dört bir yandan yardım, mutluluk, güzellik, lezzet gelsin istiyoruz. Yine de verdikçe veriyor Cömert Olan. Peki ya biz isyanla karşılık veren insan?
...

Hocam sizin ahirete dönük koca bir kapınız var. Ve daima açık... Sırtınızda o çok lezzetli davanın ağır yükü var. Ve daima şükür nidalarıyla volta attığınız gökyüzüne yakın mı yakın bahçeniz var. Siz girerken diriler kabrine, İbrahimi bir edayla ardınıza bakmadınız... Bizlerin uğruna ömrünü adadığı özgürlüğü hiçe saydınız. Çünkü asıl özgürlük, sınırsız merhamet sahibine teslim olmaktı. Asıl hayat, asıl mutluluk "hem memur, hem misafir" gibi yaşayanındı.
Zannediyorlar ki siz tutsak biz hür`üz. Sizi ve sırtınızda zevkle taşıdığınız yükü anlamadıkça, ne özgürlüğü ne tutsaklığı ve ne de "insan"ı asla anlayamayacağız...
...

Hocam, size yazmak haddime olmasa da, Yusufların sevincini paylaşmanın verdiği haz dünyalara bedel! Bize emanet ettiğiniz bu yüce davanın Zeynepleri olabilmek için daha çok, daha çok çalışmalıyız. Yorulmamalı, bahane sunmamalı, dünyaya kapılmadan, gereksiz yüklerin belimizi bükmesine izin vermeden gayret etmeliyiz. Bunun içindir ki hocam, biz bacılarınızı unutmayınız. Nasihatlerinize, yönlendirmelerinize muhtaç olduğumuzu biliniz.
Hatırımızda, dualarımızdasınız. Uzayan imtihanlarınızın son bulması için Rabbimize iltica etmekteyiz. Fakat belki sizden fazla duaya ihtiyacımız olduğunu unutmayınız.
...

Yol uzun ve çetin
Yâr o kadar cömert ki
Gözlerime getirdi baharı
Çiçekler ne hoşmuş bu âlemde
Sen kokladığını çiçek mi sanırsın…

Gözyaşı en derinlerden gelir
Yâr o kadar cömert ki
Yüreğime kondurdu sabrı
Sükûn buldu yüreğim
Sen her geleni vefadan mı sanırsın...

Aşkı kimseler bilmez
Yâr o kadar cömert ki
Kendisine çevirdi yüzümü
Hayata kavuştu hayatım
Sen gözlerin açıkken yaşadığını mı sanırsın...

Hacer Sara Arslan / Nisanur Dergisi - Aralık 2016 (61. Sayı)
 

Yazarlarımızdan
Yazdır Arkadaşına gönder

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.