Acının Canı Sağ Olsun!

Amine Baran
Şeker toplamaktan ibaret sandığımız bayramlarımız vardı bizim. Mahallenin altını üstüne getirirdik. Telaşlı telaşlı, alacaklılar gibi kapılara dayanır, açılan kapının ardından kalbimizde, yüreğimizde uçuşan kuşlar eşliğinde aldığımız yalnızca bir şekerle yüzümüzde çiçekler açardı.
Şeker toplamaktan ibaret sandığımız bayramlarımız vardı bizim. Mahallenin altını üstüne getirirdik. Telaşlı telaşlı, alacaklılar gibi kapılara dayanır, açılan kapının ardından kalbimizde, yüreğimizde uçuşan kuşlar eşliğinde aldığımız yalnızca bir şekerle yüzümüzde çiçekler açardı.

Bizler alacaklıydık. Kapıyı açan her ev sahibinin sanki bir şeker borcu vardı bize. Öyle masumane, ufacık ellerimizi uzatıp alacağımızı alır sonra bir başka eve doğru yola çıkardık. Şeker için günler öncesinden hazırladığımız ufak bir çantamız... İçi dolu şeker… Çeşit çeşit, rengârenk… Tıpkı hayata baktığımız gibi! Aynı gökkuşağı tadında…

Gidecek başka ev kalmadığında ufacık fırıldak gözlerimizle poşete bir bakış atıp, arkadaşlarımızla bakışır ‘görev tamam’ komutunu tasdik eder gibi dudaklarımızda nahif bir tebessüm beliriverirdi. Artık evin yolunu tutabilirdik.

Bayramlarda kimsemiz olmasa da bizi bekleyen dünyaya bedel anne-babamız vardı. Bazen büyük bir işi başarmış gibi bir poşet şekeri onların önlerine dökmek sonra saymak, bayramın en güzel en zevkli tarafıydı. En temiz en masum yanı... Şekerler dökülüp sayım başlar başlamasına ama hep bir burukluk vardır sanki. Bir annemize bakardık bir de babamıza. Eksik bir yanları varmışçasına, bir de bizi üzmemek adına dudaklarından dökülen acı tebessümleri...

“Bu gün bayram annemle babam neden üzgün ki acaba?” diye düşüncelere dalıverirdik en saf olanından… Ama çözemezdik. Bir türlü anlayamazdık. Böyle bir günde gülmemeleri çok anlamsız gelirdi bize. İçten içe kızardık. Sonra sorular sorardık onlara yaralarına tuz bastığımızı bilmeden…

“Baba bizim neden hiç akrabamız yok?”

Babamız ilkin susar ve kafasını önüne eğerdi. Gözlerini kaçırır sonra acı acı tebessüm ederek “Var yavrum. Ama çok işleri var ve çok uzaktalar” diye cevap verirdi. Yine masum masum daldığımız derin düşünceler… “Onlar bayramda da çalışıyorlar herhalde” diye düşünür bir daha sormaya çekinirdik. Ama olsun ne de olsa o gün bayramdı. İçimizde uçuşan kelebeklerin dışa sevinç çığlıkları olarak tezahür etmesine kim mani olabilirdi ki! Çocukken bize öyle öğretmişlerdi…

Sonra bayramlar bayramları kovaladı. Tarih ne bayramlara şahitlik etti... Ve yine, yeniden bir bayram geliyormuş. Öyle diyorlar… Ama büyüdük. Artık bayramlar şeker toplamaktan ibaret değil bizler için. Pembe renkli toz bulutları dağılalı çok oldu. Şahit olduğumuz acıların yanında şekerler tatsız kalıyor. Ve anne ve babamızın gözlerindeki mazlumiyeti anlıyoruz artık.

Bayramlara tatil, gezi gözüyle bakanlara binaen bizler kurban dağıtırken kurban edilen, hayalleri çalınan, vahşice katledilen Yasin`i ve arkadaşlarını hatırlıyoruz. Sevinçleri, mutlulukları, gülüşleri dudaklarında ukde kalmışları anıyoruz.

Bayram geliyormuş, öyle diyorlar… Biz hücreleri hatırlıyor, dört duvar arasındaki mahkûmları düşünüyoruz. Bir babanın yıllarca demir parmaklıklar arkasında çocuklarına olan hasretini düşünüyoruz. Hadi mutluluktan bahsedelim şimdi. Bayramdan... Şekerlerden... Hayatın bir yerine sıkıştıralım onu.

Bizde mutluluk; bayramın tüm günlerini babasız geçirip, sadece bir günün bir saatini babasıyla geçirmiş çocuğun tebessümünde saklıdır…

Bizde mutluluk; yıllarını eşsiz geçirmiş bir annenin eşini uzaktan görmekle yetindiği halde, yüzünde beliren sevincidir…

Bizde mutluluk; dört duvarla arkadaş olmuş mahkûmun konuşmayı unutmuşçasına heyecanlı bir şekilde ailesiyle konuşmaya çalışmasıdır…

Ah mutluluk! Verdiğin cüz-i mutluluk bile acı… Bir nebze de olsa bizde mutluluk; Yasin`in ve arkadaşlarının, anne ve babalarının göstermiş oldukları teslimiyettir…

Bizde mutluluk bile acı! Şimdi söylesenize gülsek mi yoksa ağlasak mı? Ben bilemedim... Hiçbir şey yokmuş gibi vicdana kilit mi vursak? Tıpkı çocukluğumuzdaki gibi hiç bir şeyi görmesek mi acaba? Yoksa duyguları, düşünceleri, bedenleri tutsak edilmiş; yavrusuz, eşsiz ve özlemle büyümüş Yusufların sesi mi olsak? Ne dersiniz?

Şimdi Hz. Ali`nin “Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır” sözünün muhatapları mı olmalıyız? Yoksa tutsakken annesini-babasını ebediyete uğurlamış insanların sesi mi olmalıyız? Bilmem ki babasız kalmış çocuğu susturmak için, onun çaresiz bakışlarını gizlemek için kaç şeker fazladan verilmeli… Babasını unutmak için kaç ev gezmeli… O yarım kalmış bir yanı neyle doldurulmalı? Ya da dolar mı? Ah ne çok acı var...

Tarih mazlumiyetin acı yüzünü çok yazdı. Yazmaya da devam edecek. Daha nice bayramlar gelip geçecek. Zulmün her türlüsü tarihin kirli raflarında yerini alacak. Kim bilir daha ne analar, ne Yasin’ler uğurlayacak ebediyete… Kim bilir kaç ana daha oğluna hasret göçecek bu dar-ı faniden…

Kim bilir kaç bebe babasız ömür tüketecek… Kaç kadın çocuklarına hem annelik hem de babalık yapacak… Daha ne yusuflar uğrayacak o hücrelere… O dört duvarlar daha ne mazlumiyetlere şahitlik edecek. Görün bakın o duvarları, o zindan pencereleri ne gözyaşları dökecek…
       
Ama gün gelecek güneş bizler için de doğacak! Zindan duvarları kinlerini kusacak zalimlerin üstlerine… Pencerelere güvercinler konacak. “Tarih tekerrürden ibarettir” biliriz. Dün İslam adına acı çekenlerin kurtuluşları bugünkü mazlumlara da kapı açacak. Bir gün bayramlar bize de gerçek bayramlar olacak. Acıyla yutkuna yutkuna kutladığımız bayramlar bir gün ebedi bayramlara medar olacak...

Ah ne çok acı varmış meğer! Büyüyünce anlamışız da, meğer annelerimizin babalarımızın tebessümleri tam da bundan dolayı acıymış. Şimdi bizim de tebessümlerimiz buruk. Bizim de gülüşlerimiz ukde içimizde.

Şimdi bir bayram daha bekliyoruz. Kimi büyük mutlulukları küçümseyecek, kimi acıyla yoğrulmuş küçük mutluluklarla büyük tebessümler edecek, büyük mutluluklar yakalayacak. Müslümanlar yine acıyla kutlayacak belki ama biz biliriz bu meşakkat ve zorluklar Allah içindir; olmazsa olmaz!

Var mısınız acı içinde tebessüm edelim; yüreğimiz yanarken gülelim! Sonra yüzümüzdeki çizgiler acının tarifini yapsın insanlara. Varsın zulmün içinde mutluluk yakalayanlardan olalım. Ne de olsa güneşin sözü var; bir gün bizler için de doğacak. Varsın acının canı sağ olsun...

Amine Baran / Nisanur Dergisi - Eylül 2015 (46. sayı)
 
17-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.