Adeviye Meydanı’nın Sembol İsmi; Esma Biltaci

Esra Gülşahin
Mısır cuntası 3 Temmuz 2013’te İHVAN mensup ve taraftarlarına dair kanlı bir darbe gerçekleştirdi. Haksızlık, zulüm ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü bu, hak ve batıl yollarını açığa çıkardı. Rabia Meydanı’nda toplanan hak ehline Mısır ordusu, yakın tarihin en kısa zamanda gerçekleştirilen kıyamını yaptı.
GENÇ ÖNCÜLER

Adeviye Meydanı’nın Sembol İsmi; Esma Biltaci


Esma!
Bir fotoğrafın kaldı geriye
Bir de gülüşün   
Bir adın kaldı gönülde
Bir de o emsal hayatın

Esma!
Tıpkı Peygamber’e yemek taşıyan Hz. Esma’nın mücadelesi gibi
Adeviye’de yaralılara yardım ederdin
Meydan şahitti aşkına
Aşkın şahitti hayatına

Ey 17 yaşım!
Bilmelisin, tanımalısın, yaşamalısın Esma’yı...



Mısır cuntası 3 Temmuz 2013’te İHVAN mensup ve taraftarlarına dair kanlı bir darbe gerçekleştirdi. Haksızlık, zulüm ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü bu, hak ve batıl yollarını açığa çıkardı. Rabia Meydanı’nda toplanan hak ehline Mısır ordusu, yakın tarihin en kısa zamanda gerçekleştirilen kıyamını yaptı.

Şehit olanlar arasında tüm dünyayı derinden etkileyen bir isim vardı. Şehit Esma Biltaci! Mısır’da tutuklu bulunan İHVAN’ın siyasi kolu Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri Muhammed Biltaci’nin 17 yaşındaki kızı...

‘Esma nasıl bir kızdı?’ sorusuna annesi şöyle yanıt veriyor:

“Esma 17 yaşındaydı, bir sene sonra üniversiteye gidecekti. İnsanlara yardım etmek, mazlumların derdine çare olmak için tıp bölümünde okumak istiyordu. Kültürlü bir çocuktu, birçok konferansa katılırdı. Yaşı küçük olmasına rağmen çok önemli sorular sorardı ve herkesi şaşırtırdı. İnsanlar durup onu dinlerdi. Kur’an’ı ezberler ve başkalarına da ezberletirdi. Çeşitli merkezlerde Arap olmayan kişilere Arapça öğretmek için çalışır, onlara yardım ederdi. Toplumsal, siyasi ve iktisadi konularla ilgilenirdi. Yaşı küçük olmasına rağmen güçlü bir karakteri vardı Esma’nın. Gösterilere katılma konusunda çok ısrarcıydı. Ona ‘gitme’ dediğimde ‘Gitmem gerekiyor, bu bizim davamız’ diyordu. Esma ilk andan itibaren devrim gösterilerine ve bütün faaliyetlere katıldı. Onu o zaman da engelleyemedim, şimdi olsa yine engelleyemezdim.”

Esma’nın abisi Ammar Biltaci ise Esma hakkında şunları söylüyor:

“Esma benden küçüktü, ancak benden büyük gibi davranırdı. Çok olgundu. Onun aklı ve deneyimi benden çok daha büyüktü. Bir çocuğunkine fazla gelen bir yaşamı vardı. Çocuk gibi olmadı hiçbir zaman. Aktivist bir ruhu vardı. Lise öğrencisiydi ama onun yaşamı, düşünceleri, takıldığı arkadaşları bile çok olgundu. Hayatımıza girdiğinde ben beş yaşındaydım. Küçüklüğünden beri çok yardımsever ve şefkatli bir çocuktu. Hatta Esma’yla Rabia Meydanı’na gittiğimde, hayatımıza yıllar önce giren o şefkatli çocuğu tekrar gördüm.”

İslam davasındaki mücadelesi, yaşının vermiş olduğu enerjiyi İslami hizmetlerde kullanması iman olgunluğunu gösteriyor. Eğlencelere dalan gençliğe örnek bir hayat sunan Esma, yaşamı ve ölümüyle yürekleri aydınlatıyor. Esma’nın Rabia Meydanı’ndaki yaralıları tedavi ettiği ve Kur’an okurken vurulduğu söyleniyor. Hak mücadelesi her anını kaplamış ki; yaşarken insanlara yardım ediyor, ölürken Kur’an üzerinden hayata veda ediyor.

Yüreğindeki ihlas yaşından o kadar büyük ki; herkesi kendisine hayran, diline aşina, gözlere gözyaşı kılıyor. Heyecanı, umudu ve duruşu öyle temiz ki; kirlenen gençliğe ve gönüllere yeni bir dimağ sunuyor. Derdi dünyalık olan genç kızlara Esma, derdin İslam olmasını; aklı ve fikri geçici meşgalelerde olan genç kızlara Esma, yüreklere baki bir davada sabit kalmasını öğretiyor. Esma, Mısır direnişinin sembol ismi oldu ve 17 yaşının mücadelesine karşılık Allah onu şehadetle mükâfatlandırdı.

O meydanda şehit olan onca ismin arasında Esma, Mısır direnişinin sembolü oluyor. Şehit olan onlarca akranlarının arasında Esma, ismini ve hayatını böylesine duyuruyor. Niye dersiniz? Gönlündeki o iman, o ihlas, o ahiret azmi ve çabası onu dünyaya duyurdu. Allah (CC), o genç kızın güzel duruşunu şehadeti vesilesiyle gözlerimize sundu. Örnek alınası bir ihlasın ve genç yaşına rağmen, İslam’a hizmet aşkının gönlünde baş tarafa geçmesi, onu bize yakınlaştırdı. Yeni doğan çocuklara ‘Esma’ ismi konulurken onun gittiği yolun paklığı isimden hayatlara sirayet etsin diye dualar edildi... Esma Adeviye’de bir modeldi. Gençliğin gitmesi gereken yolu, takip etmesi gereken izi, özellikle genç kızlara gösteren bir model...

Son olarak babasının Esma’ya yazmış olduğu mektubu okuyalım:

“Sevgili kızım ve değerli öğretmenim! Sana ‘elveda’ demiyorum bilakis yarın görüşmek üzere. Başı dik, tuğyana isyan ederek yaşadın. Tüm engelleri reddederek hürriyete sınırsızca âşık oldun. Bu ümmet, uygarlıkta hak ettiği yeri alabilsin diye onu yeniden diriltmek ve inşa etmek için sessizce yeni ufuklar arıyordun. Akranlarının uğraştığı işlerle meşgul olmadın. Her zaman derslerinde birinci olmana rağmen öğrenmeye olan açlığın dinmedi.

Bu kısa hayatta sohbetine doyamadım. Vaktim mutlu olacak ve eğlenecek kadar geniş değildi. Rabiatul Adeviyye`de son kez bir araya geldiğimizde; ‘Sen bizimle olduğunda bile bizden ayrısın’ diyerek bana olan sitemini dile getirmiştin. Ben de sana, ‘Bu hayat birbirimize doyacak kadar geniş değil. Birbirimize doyalım diye Allah`tan cennetinde bize bu sohbeti vermesini temenni ediyorum’ demiştim.

Sen şehit olmadan iki gün önce seni rüyamda gelinlikler içinde gördüm. Bu dünyada eşi benzeri olmayan bir güzellikteydin. Yanıma sessizce oturduğunda sana ‘Bu gece senin düğün gecen mi’ diye sordum. Sen de ‘Düğünüm akşam vakitlerinde değil öğlen olacak’ demiştin. Çarşamba günü öğle vakti şehit olduğun haberi bana ulaştığında, senin rüyamda bana ne demek istediğini anlamış oldum. Allah`tan seni şehit olarak kabul etmesini niyaz ettim. Ve şehadetin, bizim haklı olduğumuzu ve düşmanımızın batılın ta kendisi olduğu inancımızı pekiştirdi.

Son vedanda yanında olamamam, son bir kez seni görememem, alnına son bir öpücük konduramamam ve senin cenaze namazını kıldırma şerefine nail olamamam beni derinden üzdü. Beni bunları yapmaktan alıkoyan, ölümden veya karanlık hücrelerden korku değil, uğruna canını verdiğin davayı sürdürebilmekti. Zalimlere karşı başın dik (göğsünü gere gere) direnirken gaddar kurşunlar göğsüne saplandı ve ruhun yüceldi. Ne kadar güzel bir azmin ve terbiye edilmiş bir nefsin vardı. İnanıyorum ki, sen Allah`a verdiğin söze sadakat gösterdin, Allah da sana verdiği söze... Öyle ki, şehadet şerefini bize değil de sana bahşetti.

Son olarak, sevgili kızım ve değerli öğretmenim! Sana ‘elveda’ demiyorum bilakis görüşmek üzere... Buluşmamız, yakında peygamber ve ashabıyla birlikte Havz-ı Kevser`de olacak. Sonsuz kudret ve hükümranlık sahibi Allah`a yakın, O`nun nezdinde değerli ve şerefli bir konumda. Ayrılmamak üzere, birbirimize doyma temennilerimizin gerçekleşeceği bir buluşma...”

İslam davası uğruna çileler çeken bu ailenin cennette buluşmasını Rabbimden niyaz ederim. Mücadelelerini Rahman kabul ve mübarek etsin!

Esra Toprak / Nisanur Dergisi - Ağustos 2016 (57. Sayı)
 
22-08-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.