Adı Yasin Olsun!

Amine Baran
Zamanın unutturmaya güç yetiremediği acılarımız var bizim. Benliğimize gömdüğümüz, yüreğimizde hissettiğimiz... İçimize büyük bir mezar kazmışlığımız var her biri için. Unutulmuyorlar... Durmadan sulanıyor toprakları, yüreğe akıtılan gözyaşlarıyla… Büyüyorlar...
Zamanın unutturmaya güç yetiremediği acılarımız var bizim. Benliğimize gömdüğümüz, yüreğimizde hissettiğimiz... İçimize büyük bir mezar kazmışlığımız var her biri için. Unutulmuyorlar... Durmadan sulanıyor toprakları, yüreğe akıtılan gözyaşlarıyla… Büyüyorlar...

Sonra gönle düşüyorlar bir şiirin mısraında, bir müziğin tınısında, bir annenin gözyaşlarında... Sonra bir takvimin tek yaprağında... Konuşuveriyor takvimler bizimle... "Aynı kaderi paylaşıyoruz" diyorlar.

Ah takvimler! Ne de çok acıyı barındırıyorlar... Ve şimdi yine mimlemişler bir tarihi, yapraklarına... Sonbahar geliyormuş. Öyle haber ediyorlar... Bizim ise sonbahara sıkışmış acılarımız var. Dökülüyormuş yapraklar yavaştan, birer birer veda ediyorlarmış dünyaya. Sonra soluyormuş papatyalar...

İhtişamlı güneş, yerini o anlam yüklü bulutlardan, tane tane yeryüzüne süzülen yağmur tanelerine bırakıyormuş. Bilmem ki kime ağlıyorlar... Teker teker buharlaşıyormuş pembeler, sarılar ve maviler... Siyah ile beyaz geliyormuş... Utanarak... Öyle haber ediyor takvimler... Biraz da mahzun...

Ekim geliyormuş... Bizim ise acıyla yoğrulmuş ekim ile özdeşleşmiş ayet kokulu Yasin`imiz var. Cümleler anlamını yitirip, kelimelerin meramını anlatmakta aciz kaldığı tam da o anda, önce hayat ve imtihan sonra hüzün ile acı diye fısıldayıp susuveriyorsun... Koparken içinde fırtınalar sen bağıra bağıra susmanın adını ‘ekim’ koyuyorsun...

Sonra iki kelime beliriyor dudaklarında. Sadece iki hece; Ya-sin… Ekimi soğuk yapan... İçine acıyı, gözyaşını gizlemiş masumiyet dolu tek kelime; Yasin... Şefkati, merhameti, masumiyet ve fedakârlığı yüreğine zincirle bağlamış ayet kokulu çocuk.

Tükenince cümleler, anlatılamaz bazı duygular. Tarifi yoktur. Zihnine kazıdığın onlarca cümle diline gelmeye güç yetiremez, kalem yazamaz olur, kâğıt tutamaz. Adında saklı onlarca duygu, bir sır gibi saklanır da bir kaç kelam ile dile gelemez.

Bilmem ki kaç şiirin mısrası yeter seni anlatmaya Yasin’im! Kaç cümle seni özetler, kaç harf yan yana koymalı seni izah için? Ya da anlatılır mısın?

Aciz kalemler seni yazmaktan kaçınır... Ağlar kâğıt senin masumiyetine, senin temizliğine... Öyle ya! Belki susmalı. Hiç konuşmamalı. Ekime bakmalı, sonra tüm şahitler şahitlik etmeli. İnsan susmalı, kalem ile kâğıt hiç yazmamalı...

Sussa da insan susamıyor kâinat... Elinde kurban etiyle kurban edilmiş Yasin’ine ağlıyor gökyüzü... Ondandır ekimin böylesine soğuk oluşu... Küsüyor güneş sanki dünyaya... Yağmur taneleri ‘Yasin’ diye iniyor yeryüzüne... Bir gün, bir ekim gecesinde... Yasin diye ağladı insanlar... Yasin diyerek inledi bir şehir. Vahşice öldürülüşün(üz)e şahitlik eden o sokak, bir daha gülmemek üzere tam da o günü matem belledi...

Yıllar geçti Yasin. O sığındığın ev seni hiç unutmadı. Kendini hiç affetmedi... Katil kendi vahşetinden utandı... Sen gittin ya, ölüm ağladı ardından Yasin`im... Şehir ağladı... Sokak hiç susmadı. Elindeki kurban etin ağladı... İnsanlık ağladı ardından. Annen ağladı... Ne çok şahidin var oysaki. Şimdi herkes sussa ne olur susmasa ne! Kâinat şahit ki; sen ayet kokulu şehidisin annenin...     

Ve sen gittin... Ama ölmedin... Sanki yeniden doğdu bir Yasin... İlham oldun kurumuş gönüllere. Tohum oldun. Aylar ayları kovaladı, fidan oldun. Çiçekler açtı ardından... Adı Yasin olan çiçekler... Sen; kurşun kalemle yazılmış büyük bir hikâyenin altında, sayfalarda kalmış izler gibisin. Silinemezsin...

Zaman seni unutturmaya yetmeyecek. Açılan mezarlar sulamakla yeşerecek sonra yeni tohumlara dönüşecek. Göreceksin ne çiçekler açacak, adı Yasin olan... Takvimler 7 Ekimi her gösterdiğinde, rahmetler çıkacak yeryüzünden gökyüzüne.

Solan ve sana gelen yapraklar bizden sana selam getiriyorlar... Yasin Suresi senden sonra daha mahzunca dökülse de dudaklardan, şimdi bambaşka dile geliyor... Ardından ruhuna okunan Yasinler yaksa da yüreği bir başka maneviyat kokuyor... Adınla çocuklar büyüyor. Yaşıtların sana imreniyor... Ve bizler şimdilerde, senin adını umut koyduk Yasin`im...

Dökülünce kelimeler birer birer, ruhuna hapsolmuş duygular dile geliyor sonra. Bir yanında ateş yanıyor, diğer yanda kar var. Aynı anda onlarca duyguyu taşıyıveriyor yüreğin. Dile gelen Yasin olunca...

Bir yanında öfke var söküp atamadığın, diğer yanında acı var içinden çıkaramadığın... Kelimeler başarınca meramını anlatmayı, çözülüyor düğümler. Sonra eşlik ediyor sana titreyen bir el. Gözyaşı hücum etmiş iki çift göz. Kalem eşlik ediyor sana, sonra kâğıt...

Ağlıyor takvim yaprakları sana bakarak. Sen konuşmaktan aciz iken, kelimelerin kalbine anlam yükleyen Allah`a hamd ediyorsun. Ve maneviyat temalı cümlelere eşlik ediyor Yasin...
Acıyla yoğrulmuş umudu sıkıştırıyorsun, içine kazılmış mezarlara. Sonra 7 Ekim gününü, hüzün ile yoğrulmuş huzur ve umut diye işaretliyorsun takvimlere.

İşaretliyorsun ki; ekimin adı Yasin olsun bundan sonra...

Amine Baran / Nisanur Dergisi - Eylül 2016 (58. Sayı)
 
20-09-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.