Adını Koyamadığım Bir Aşk!

Esra Gülşahin
Rotamız Medine, ilk durak Medine. Âşıklar şehri, aşkın kalp ritimlerini derinlemesine hissettiğiniz yer. Baştan sona aşkla sırılsıklam ıslandığınız bir belde. Hangi ruh halini yansıtmaya çalışsam eksik kalır, tamamlamaya çalışsam yarım kalır.
Rotamız Medine, ilk durak Medine. Âşıklar şehri, aşkın kalp ritimlerini derinlemesine hissettiğiniz yer. Baştan sona aşkla sırılsıklam ıslandığınız bir belde. Hangi ruh halini yansıtmaya çalışsam eksik kalır, tamamlamaya çalışsam yarım kalır.

Medine, bu dünyadan ama bu dünyaya hiç benzemeyen… Bu diyarlardan ama ebed kokan, sonsuz bir sevda kokan, ezeli bir ruh halini yansıtan…

Rotamız Medine! Öncesi farklı hissiyat, garip duygu ve sevinçle özlem arasında arafta kalan bir hal. Kalbinde beslediğin tüm güzel duyguların merkez noktası, hasret ve özlemlerinin son bulacağı nefes, sevdanın en derinini yaşayacağın en güzel yer!

Rotamız Medine! Yaklaştıkça bir heyecan, Ona yakınlaştıkça bir kalp ve beden gözünün yerinden çıkacakmış gibi etrafa ışık saçan telaşı. Vuslatı nihayetlendirmeye ahdetmiş kalbin sözüne sadakati. Allah’ım bu ne güzel yer, bu ne güzel bir koku! Bu Muhammed-i diyarın gül kokan havası. Bu rahmet saçan havanın (bamb)aşka bir enfus saçan nidası. Sanki kendinden bir yer, canından bir parça, ruhunu gökdelenlere çıkaracak kadar maneviyatına huzur bahşeden bir bahçe. Bu ne güzel hava ve gökyüzüyle yerin ahengi. Masiva bir başka buralarda, bulutlar bile bir değişik bu mekânlarda. Kalp gözü olabildiğine açık, aşk olabildiğince derindir bu diyarda.

Rotamız Medine! İşte o arzuladığımız, hep görmek istediğimiz, dualarımıza kattığımız, nefsimiz dâhil tüm dünyalıklardan öte sevgimizi sevgisiyle katmerleştirdiğimiz Resulullah! Tüm şiirlerin sevgiyi anlatmakta aciz kaldığı, tüm ezgilerin Onu anlatmakta bitap düştüğü, tüm maşukların en Sevgilisi, kâinatın Efendisi Hz. Muhammed!

Onun şehrindesin, Onun var olduğu bir havayı teneffüs ediyorsun! Bu yeter mi? Hayır! Gözler şimdi Yeşil Kubbede. O diyarın gülü olan, O diyarın cennet özü olan yeşil kubbe. Mecnun’un gözleri Leyla’yı arar gibi gözler yeşil kubbeyi arar. Ve işte orda, işte tam karşısındayız! Gözlerin gözyaşları sakladığı her damla aksın şimdi. Özlem ve hasretin son katresi de düşsün gönülden yere. Sevgi ve aşkın doruklarına yücelsin beden.

İşte, işte bu ana dünyalar verilmez mi? Şu zaman hep dursun istenmez mi? Bir an kaçırma bakışını, gözlerin akında yeşil kubbe belirsin, gönül gözüne ayna olsun ve sen her şeyi unut, Ona dair her şeyi hatırladığın gibi! Tek kelam etme, dil sükûtta; ruh, yürek, gözyaşı ile aşkın konuşma vakti. Rabbim bu ne güzel bir nimet! Onu göremesek de kabri başında derin bir hissiyatla farklı bir hasbihal edebilmek.

Rotamız Medine! Yeşil kubbe de yeter mi, yetmez. Belli saat aralıklarında bir kabrini ziyaret etme vakitleri… Ah ilk ziyaret, ilk heyecan ve bu ilkler dünyanızın en güzel ilkleri olacak. En güzel ziyaret, En Güzel’in yanına gidilerek yapılır. İşte yüzlerce kişi aynı gönül ikliminde buluşuyor. Herkeste bir (g)özyaşı, herkeste bir aşk telaşı, herkeste bir hasretin doruk kıvılcımı.

Herkes sırada ama bu bekleyişlerde kalp ritmi aşkla harmanlıyor gittikçe. Mescidin içine girmişsin, karşında yeşil kubbe, sen sıradasın Onun kabri şeriflerine girebilmek için. Bölüm bölüm Ona daha da yaklaşıyorsun. Yaklaştıkça yanıyorsun, tir tir titriyorsun, buram buram gül kokuyorsun, hasret hasret gözyaşı akıtıyorsun. Çünkü sen aşk celladının kalbe vurmasıyla kanıyorsun.

Bak işte sıran geliyor, evet evet daha çok yaklaşıyorsun, işte tam kabri başındasın. İşte tam o duraktasın. İşte yolun en güllenmiş yerindesin. Hayat rehber ve önderinin yanı başındasın. Kalabalık, sıkış, tepiş ne önemi var! Sesler, bağırmalar ne önemi var! Sen Ona kilitsin. Sadece Onu duyuyorsun. Diyorlar ki şurası Hz. Aişe direği, şurası minberi, şurası misafirlerini ağırladığı yer, şurası çokça dua ettiği yer, şurası kabri...

Ah, bir film karesi gibi aklında siyer, gözüne gelen o okuduğun ve şimdi görerek canlandırdığın o hadisler, Resulullah’ın yaşantısını bire bir Onun mekânında hayal etmek. Dünyadan kopuyorsun. Kayboluyor, yeni bir mekânla var oluyorsun. Ashap dönemine gidiyorsun, her şey bir anda anlamını yitiriyor ama başka şeyler de hiç tahayyül edemediğin kadar anlam buluyor.

Acizlik, mahcubiyet… Sevginin derinini, ümmetin durumunu ama her şeyi anlatmak istiyorsun. Anlatamıyorsun kelam yok, gözyaşları konuşuyor. Yaşlar her insanın kendi hissiyatını okuyor derinlemesine. Sen şükrediyorsun bu yüce dinle müşerref kılındığına, bu güzel Resulün ümmeti olduğuna…

Ve Rotamız Medine! Günler geçiyor, bastığın yer yerde Onun izini arıyorsun. Tarih hiç bu kadar güzel canlanamaz herhalde. Ashabın kabirleri bir başka etkiliyor seni. Uhud izledikçe doyamayacağın bir dağ. Gözlerin hep bakmak istediği ama hiç yorulmadığı, baktıkça tüm orda yaşanan sahneleri canlandırdığın, tüm izlere gözlerini şahit tuttuğun mekân…

Her yer özel, her yer kutsal çünkü her yerde En Sevgili var! Her yeri geziyorsun ancak her gün gözlerin sabah kalkar kalkmaz yeşil kubbeyi arıyor. Onu göremesen bir yanın eksik. Onu göremesen huzursuzsun, her gün kabri başına gitmesen sanki sıkılacak ruhun. Onu her gördüğünde aynı hissiyat, ilk kez görmüşçesine. Alışılmışlık yok aksine her gördüğün farklı bir duygu. Gözyaşlarını tutamayacağın bir yürek titremesi…

Rotamız Medine! Sükûnet buram buram… Huzur, sessizlik ve sakince bir telaş… Ensarın yeri. Ensar ismini hala tazeliğiyle koruyan bir mekân. Medeniyetin inşa edildiği yer. Medenileşmenin özünün kılındığı yer. Namaz ne kadar güzel kılınır! Hiç bitmesini istemezsin rükû ve secdelerin. Resulullah’ın imamlığında kıldırılan namazda, bu dünyadan kopan sahabeleri az biraz anlamaktır belki de…

Rotamız Medine! Artık ayrılık vakti. Sonsuz beraberlikler istersin oysa. Hiç bitmeyecek bir rüya olsun istersin. Ancak gurbet vakti. Sanki orası öz vatanın, sanki seni bağlayan başka bir güç var. Ayrılmak hiç bu kadar can yakmaz. Yolculuk vakti geldi, sabah gidilecek. Herkes hazırlıkta arabalar gelmiş. Peki ya Onu son kez görmeden gitmek mi? Güne uyanıp da Ondan Onu görmeden ayrılmak mı? Hemen bir kaçamak ve tekrar yeşil kubbe önünde kendimizi buluruz. Bir veda, bir ayrılık, tekrar tekrar vuslat için dualara bürümek yakarışları… Ciğerlerine kadar derin bir Medine nefesi çekmek içine. Ve gözlerin arkada gönül gözün orada ama bedenin gitmek olduğunun bilincinde olup hüzünlü bir gidiş bu. Araba tam hareket edecek işte tam o sıra sanki bir parçan kaldı geriye. Canından bir şey koptu da orada kaldı.

Allah’ım Onun sevgisini en derininden içimize koy, büyüt!

Rotamız Medine! Yaşamak kadar yazmak da zor… Tüm duygu birikimine rağmen nasıl yazacağını, nerden başlayacağını bilememek… Oraları anlatmanın hakkını hiç veremedim ve hiç veremeyeceğim. Anlatılamaz da… Yaşamak gerek! Yazılsa da, anlatılsa da yaşanmadan hakkının verilmeyeceği yerdir Mekke ve Medine! Rabbim herkese yaşatsın, yaşayanlara tekrar nasip etsin. Naip olsun, gayret, çaba, hedef bunun için olsun. Uğruna tüm dünyayı vereceğin en kutsal yerlerdir. Tek gününe tüm günleri vereceğin farklı bir bedeldir bu. Çünkü bu dünyanın faniliğine, hissiyatta birazcık bakilik kalan tek yerlerdir.

Medine bir hasret, bir gurbet, derin bir aşk ve yara olarak kaldı… Ve anladım ki Onu görüp de özlemek, görmeden özlemekten çok daha zormuş! Hasreti bile güzel, vuslatı bile güzel… Her daim En Güzel’le birlikte olalım inşallah.

Esra Gülşahin | Nisanur Dergisi | Nisan 2018 | 77. Sayı
 


 
04-04-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.