Ahirete İman- 1

Rumeysa Durmaz
Ahiret hayatı, dünya gözüyle görüp müşahede edemediğimiz bir âlemdir. Dolayısıyla bizim için gaiptir. Bundan dolayı ahiret hayatına ‘gayb âlemi’ denir ve bu âlemle alakalı bilgilere ancak Kur’an ve sünnet aracılığıyla ulaşılabilir.
“Şimdi bak Allah`ın rahmet eserlerine! Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O her şeye hakkıyla kadirdir.” (Rum / 50)

Canlı cansız, görünen görünmeyen her varlığa belirlenmiş bir ömür veren ve “…Sonunda bize döndürüleceksiniz” (Ankebut / 57) ayetinde bildirildiği üzere kimi canlıların doğduktan sonra, kimi canlıların ise henüz doğmamışken görevli melekler aracılığıyla ruhlarını kabzeden Allah (CC)’a hamdolsun.

Bitkilerde sürekli bir ölüm ve diriliş olduğu herkesin malumudur. Bu hadise insanların da öldükten sonra dirileceklerine dair bir delildir ve biz insanlar için büyük bir ikazdır.

Canlı varlıkların hayat evrelerinin oluşu, cansız varlıklarda ise değişim ve başkalaşım durumlarının oluşu, yaratılmış olan her şeye varlığını sürdürebilmesi için bir ömür biçildiğini gösterir. Bu durumdan açıkça anlıyoruz ki; sonradan olan hiçbir şey, ebedi değildir ve olamaz.

Bir örnek verecek olursak; kâinatın varlığı, milyarlarca yıl ile ifade edilen bir geçmişe sahiptir. Buna rağmen Allah-u Teâlâ kâinatı dahi geçici bir müddet için yaratmıştır. Geçmişte bunun aksini iddia eden bilim de artık bu durumu kabul etmek durumunda kalmıştır. Zamanı gelince üzerindeki canlı, cansız her ne varsa hep birlikte yok olacaklardır. Sadece ezeli ve ebedi olan Allah-u Teâlâ baki kalacaktır.

Bütün bu yok oluş ise yeni bir var oluşun, yeni ve sonsuz bir hayatın başlangıcı olacaktır. İşte bu yeni hayatın adı, ahiret hayatıdır.

Ölüme çare otunu arayan birtakım eblehler hala varlıklarını sürdürüyor olsalar da ölümü inkâr edecek kimse yoktur yeryüzünde. Kimileri ölüm gerçeğiyle her an yüz yüze olmasına rağmen ahireti inkâr ederek eblehliğin farklı bir boyutunu sergiliyor. Kimilerimiz ise, “ahirete iman ettim” deyip, ahiret yokmuş gibi yaşıyoruz. “Hesap günü var” deyip, hesap yokmuş gibi davranıyor; bile bile hesabını veremeyeceğimiz işler işliyoruz. Bu durum; ya tam olarak inanmıyor ya da küçümsüyor oluşumuzun bir delilidir. Zira dilimizle söylemiyor olsak dahi, amellerimizden bu durum okunuyor.

Ahiret hayatı, dünya gözüyle görüp müşahede edemediğimiz bir âlemdir. Dolayısıyla bizim için gaiptir. Bundan dolayı ahiret hayatına ‘gayb âlemi’ denir ve bu âlemle alakalı bilgilere ancak Kur’an ve sünnet aracılığıyla ulaşılabilir.

Kur’an-ı Kerim’den anlaşıldığı kadarıyla varlıklar iki kısımdır. Birincisi; gayb âlemini meydana getiren, görülmeyen ve idrak edilemeyen varlıklardır. İkincisi ise, şehadet âlemi de denilen; görülen, hissedilen ve idrak edilebilen varlıklardır.

Gayb âlemine ait varlıklar ise iki kısımdır.

Birincisi; varlığını ancak Allah-u Teâlâ’nın bildiği, aklen delili mümkün olmayan, duyularla idrak edilemeyen şeylerdir. Kıyametin kopacağı vakit buna örnek verilebilir. Yüce Allah kendisinden başka kimsenin gaybı bilemeyeceğini şöyle haber vermiştir:

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır; O’ndan başka hiç kimse gaybı bilemez.” (En’am /59)

İkincisi ise; varlıkları idrak edilemeyen, ancak varlıkları akli delillerle anlaşılabilen şeylerdir. Buna ilişkin haberler, Yüce Allah tarafından peygamberlerine vahiy yoluyla bildirilir, peygamberler de ümmetlerine haber verirler. Allah (CC)’ın varlığı ve sıfatları, ahiretin varlığı, kıyamet, cennet ve cehennem buna örnek verilebilir. Peygamber Efendimiz (SAV)’in bildirdiği gayba ilişkin haberlerin tümüne inanmamız zorunludur. İnanmamak veya şüpheye düşmek ise küfürdür.

Ruhlar âleminde başlayıp ahiretle ölümsüz bir hayata başlayacak olan insanoğlu için dört hayat evresi vardır:

Birincisi; ruhların topluca yaratılmasıyla başlayan ve ruhun anne karnındaki ceninle buluşması anına kadar olan evredir.

İkincisi; anne karnındaki ceninin ruhla buluşup ölünceye kadar şehadet âleminde varlığının devam ettiği dünya hayatıdır.

Üçüncüsü; ölüm ile başlayıp kıyametin kopması ve ardından yeniden dirilmenin başlayacağı ana kadar olan kabir (berzah) hayatı devresidir.

Dördüncüsü ise, yeniden dirilme ile başlayıp sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatıdır.

Ölüm, dünya hayatının bitişi ve kabir hayatının başlangıcıdır. Bir daha ölüm ile karşılaşılmayacak olan ebediyet yolculuğuna atılan ilk adımdır. Bu sebeple ölüm bir son değil, tam aksine bir başlangıçtır.

Ölüm anında kişilere dünya hayatındaki amel durumlarına göre farklı muameleler yapılır. Bu gerçek, ayet ve hadislerle sabittir.

“Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: ‘Yakıcı azabı tadın’ diye o küfredenlerin canlarını alırken görmelisin!” (Enfal / 50)

“Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: ‘Selam size’ derler. ‘Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin’.” (Nahl / 32)

Tıpkı ölüm gibi kabir hayatı da herkes için olacaktır. Bir kimse mezara konulsa da konulmasa da, fırında yakılıp külleri rüzgârda savrulsa da, denizde boğulup balıklara yem olsa da muhakkak kabir hayatını yaşayacaktır. Çünkü kabir hayatı kabre konulmakla başlanılan bir hayat değildir. Şekli nasıl olursa olsun ölümle başlayan bir hayattır. Bütün bu bilgiler Kur’an ve sünnet kaynaklı olduğu için kabir hayatının varlığına inanmak da vaciptir.

Kabir hayatında da kişi amellerine göre muamele görür. “Hiç şüphe yok ki, sizden biriniz öldüğü vakit kendisine sabah akşam varacağı yer gösterilecektir. Cennetliklerdense, cennetlik olacak; cehennemliklerdense, cehennemlik olacaktır. (Kendisine ‘İşte senin yerin budur; ta ki Allah (CC) seni kıyamet gününde oraya gönderinceye kadar!’ denilecektir).” (Buhari)

O halde kabir hayatı, ahiret hayatının başlangıcıdır. Ölüm anında ve kabirde görülen muamele ahiret hayatının nasıl geçeceği hakkında bir ön bilgi mahiyetindedir. Bu gerçeği bilen Hz. Osman (RA), bir kabrin üzerinde durunca, “Kabir, ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa, ondan sonrakiler bundan daha zordur” (Tirmizi) hadis-i şerifini hatırlar ve sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı.

Allah-u Teâlâ bizlere de bu gerçeğin idrakinde olabilmeyi, ibret nazarıyla bakıp dünya hayatının sonunun bir avuç topraktan ibaret olduğunu görebilmeyi, ‘iman ettim’ dedikten sonra dosdoğru olabilmeyi nasip eylesin inşallah. Âmin…

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Ocak 2015 (38. Sayı)
 


 
19-01-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.