Ahirete İman - 2

Rumeysa Durmaz
Ölümle bedenden ayrılan ruh, cesedin kabre konulmasıyla tekrar bedene döner. Öyle ki, insanların kabrin başından ayrılıp gidişini bile görür. İşte bu anda sorgu melekleri kabre inerler ve onu sorguya çekerler.
Ölümle bedenden ayrılan ruh, cesedin kabre konulmasıyla tekrar bedene döner. Öyle ki, insanların kabrin başından ayrılıp gidişini bile görür. İşte bu anda sorgu melekleri kabre inerler ve onu sorguya çekerler. Ruh, kabirde sorulan sorulara verdiği cevaplara göre ya illiyyine (cennetin en yüksek yeri) ya da siccine (cehennemde bir vadinin adı) gönderilir. Buralarda, yeniden dirilme gününe kadar emaneten dururlar. Yeniden dirilme gününde ise, Allah (CC)’ın emriyle yeniden cesetlerine dönerler.

Bazı âlimlere göre Saidlerin ruhlarının dünyadan haberdar olma imkânları vardır. Ayrıca kendilerine ziyarete gelenlerin selamlarını duyarlar ve izin verilirse selama karşılık vermeleri bile mümkündür.

Ebu Hanife’ye göre peygamberler, çocuklar ve şehitler kabir sorusu ile karşılaşmazlar.

Ahiret hayatı, ölüm olayı ile başlasa da asıl itibariyle ahiret hayatı, kıyametin kopması ve yeniden dirilişle başlayacaktır. Çünkü berzah ve kabir âlemi, dünya hayatı ile ahiret arasında bir durak mesabesindendir.

Kıyamet esnasında vuku bulacak olaylardan ve kıyametin yakın oluşundan haber veren pek çok ayet ve hadis mevcuttur. Rabbimiz mealen şöyle buyurmaktadır:

“…O, size apansız bir gelişten başkası değildir…” (A’raf /187)

Ebu Said (RA)’den rivayet edildiğine göre Resulallah (SAV) şöyle buyurmuştur:

“Sur’un sahibi, sur denen borusunu ağzına dayamış, yüzünü çevirmiş, kulağını dikmiş, üfleme emrini beklerken ben nasıl refah içinde (dünya nimetlerinden) istifade edebilirim?”

Bu söz sanki ashabına çok ağır geldiğinden; “Peki, biz ne yapalım –veya ne diyelim- ey Allah’ın Resulü?” diye sordular. Resulallah (SAV), cevaben şöyle buyurdu:

“Hasbunallahi ve ni’mel vekil. (Allah bize yeter, o ne güzel vekildir!) Allah’a tevekkül ettik, deyiniz.” (Tirmizi)

Ayetler ve hadislerle kıyametin gerçekleşeceği sabitken ve kıyamet sahneleri canlı tablolar halinde gözlerimiz önünde serili dururken kıyametin olacağına iman etmek, mü’min olmanın gereklerindendir. Ayrıca her Müslüman, vakti bildirilmeyen kıyametin her an kopabileceğini varsayarak, kendisini ve ailesini ahirete hazırlamalıdır. Zaten büyük kıyametten önce, her insanın kaçınılmaz bir şekilde karşılaşacağı ölüm hakikati vardır. Ölüm, her insan için küçük çaplı bir kıyamet sayılır.

Resul-i Ekrem (SAV); “Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim!” buyurmuş ve şehadet parmağıyla orta parmağını yan yana göstermiştir. (Buhari, Müslim)

Kıyamet günü gelmeden önce, birtakım işaret ve alametler vuku bulacaktır. Ayetler ve hadislerle bu alametlerin neler olacağı haber verilmiştir. Haber verilen bu alametler; küçük alametler (Peygamber Efendimiz’in gönderilmesi, cehaletin artması, alkol tüketiminin artması, zinanın açıktan yapılması, erkeklerin hanımlarına uyup anne ve babalarına isyan etmesi, güvenilir kişilerin azalması, dine sarılmanın elde kor ateş tutmak kadar zorlaşması vs.) ve büyük alametler (duman, güneşin batıdan doğması, Deccal’in görülmesi, Dabbetü’l-Arz’ın zuhuru, Ye’cüc ve Me’cüc’ün ortaya çıkışı vs.) olmak üzere ikiye ayrılır.

Önce küçük ve sonrasında büyük alametlerin gerçekleşmesi ve nihayetinde Hz. İsrafil (AS)’in Sur’a ilk üflemesiyle kıyamet kopar, her şey sona erer. İkinci üflemesiyle ise insanların ve cinlerin amellerinden dolayı bir kısmının cennete ve bir kısmının da cehenneme gireceği ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlar.

Ahirete iman, altı iman esasından bir esastır. Ahirete iman, dünya hayatının bir sonu olduğuna, dünyanın imtihan için yaratıldığına, Allah (CC)’ın takdir ettiği vade dolduğunda dehşetli bir günle dünya ve bütün kâinatın birbirine gireceğine, ardından hiç bitmeyecek bir hayatın başlayacağına inanmaktır.

Ahirete iman aynı zamanda mahşer alanında toplanmaya, amel defterlerinin varlığına, hesaba çekilmeye, mizanın kurulacağına, Sırat Köprüsü’ne, Kevser Havuzu’na, şefaate, Araf’a, cennete ve cehenneme inanmayı gerektirir (inanmak farzdır). Çünkü bunların varlığı hakkında kesin ve kuvvetli naslar vardır.

Yeniden diriltilen insan önce mahşerde haşr olunacak, ardından amel defterleri dağıtılacak. Sonrasında hesaba çekilen kulun terazisi kurulacak. Terazide hayır ve sevapları ağır gelen cennete, kötülük ve günahları ağır gelen ise cehenneme gidecektir, sırat köprüsü üzerinden geçerek... Cehennemlik olanların bir kısmı da (kâfir ve münafıklar hariç) peygamberlerden, âlimlerden veya şehitlerden olan bazı şefaatçilerin şefaatiyle cehennem azabından kurtulup cennet nimetlerine kavuşurlar.

Kimileri ise Araf’tadır. Bir hadise göre, cennetlik ve cehennemlik olanların hesapları görülene kadar bu kimselerin et ve yağları beklemekten erir. Sonra Allah-u Teâlâ onları rahmetiyle kuşatır ve cennete koyar.

Ahirete imanın hem dünyaya hem de ahirete bakan sayısız faydaları vardır. Ahirete bakan yönü, ebedi azap yurdundan kurtulup, Allah-u Teâlâ’nın hoşnutluk ve rızasını kazanmış olarak ebedi saadet ve mükâfat yurdu olan cennete kavuşmaktır.

Dünyadaki faydalarından bahsedecek olursak biri; yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını bilmesi ve ceza-i yaptırımlarla değil, Allah korkusuyla kişinin müthiş bir otokontrol sistemine sahip olmasıdır. Bir diğeri; dünyanın geçici, ahiretin ise kalıcı olduğunu bilmesi ve dolayısıyla kişinin şeytana ve nefsine bağlanma esaretinden kurtulup Allah-u Teâlâ’ya bağlanma özgürlüğünü elde edebilmesidir.

Bir diğeri başıboş yaratılmadığını bilir ve bu bilinç günlük yaşamına yön verir. Herkesin rızasından evvel Allah-u Teâlâ’nın rızasını gözetir. Kar ve zarar hesabı dünyevi değil uhrevi olur. Ölümün yokluk değil bilakis yeni bir doğum olduğunun bilincindedir ve ebedi cennete kavuşma arzusu ve düşüncesiyle ebedilik özlemini tatmin eder.

Halık-ı Zülcelal bizlere de o bahtiyar kullarından olabilmeyi nasip eylesin (âmin). Selam ve dua ile…

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Mart 2015 (40. Sayı)
 


 
25-03-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.