Aileden Ümmete Doğru Vahdet

Aynur Sülün
Rabbimiz Bakara Suresi’nin 187. ayetinde “Eşleriniz sizin elbiseleriniz, sizler de onlar için birer elbisesiniz” buyuruyor. Elbise örtendir, kapatandır. Dolayısıyla Yüce Rabbimiz bu ayetle eşlere birbirlerini örtme, tamir etme ve kapatma sorumluluğu yüklemiştir.
İslam akidesinin omurgasını kelimeyi tevhit oluşturur. Tevhid, akidevi alanda inanç birliğini temsil ederken toplumsal alanda da vahdeti temsil eder. Vahdet, tevhidin sosyalleşmiş halidir. Aynı zamanda aile kurumunun da bir omurgası hükmündedir. Nasıl ki bir bedenin omurgası olmadan o beden ayakta duramıyorsa, bedenin varlığı yük oluyorsa; vahdet (birlik) olmadan da bir ailenin ayakta kalması ve varlığını koruması zordur. Çünkü birliğin olmadığı bir yerde bireylerin varlığı birbirlerine yüktür. Varlıkları huzuru doğurmaya yetmiyordur. İnsan omurgasında meydana gelen bir hasar nasıl ki tüm bedenin dengesini etkiliyorsa; tesis edilmiş olan birliğin hasar görmesi de ailenin tüm dengesini bozar. Onun için yuva kurulurken birliğin temellerini atma işi ihmal edilmemeli ve oluşan birlik devamlı korunmaya, muhafaza edilmeye çalışılmalıdır.

Ailede birlik eşlerin birbirlerini tamamlamasıdır, tanımlamaya çalışması değildir. Eşler tamamlayıcı olmadıkları zaman birbirlerini eksik ve kusurları üzerinden tanımlamaya çalışacaklardır. Bu da eleştiriye, yargılamaya, ötekileştirmeye; yani geçimsizliğe kapı açacaktır.

Vahdetin diğer adı olan ‘tamamlama’ tıpkı Allah Resulü (SAV)’nün tarif ettiği gibi eşlerden her birinin bir elmanın diğer yarısı gibi olmaya gayret göstermesidir. Bu ancak fıtri farklılıkların, zaaf ve eksikliklerin kabullenilmesiyle mümkündür. Eşler birbirlerinin farklı çevre ve aile ortamlarında yetiştiklerini; cinslerinin farklılıkları nedeniyle ruh ve akıl dünyalarının da farklı olduğunu kabullenmelidirler.

Kadınla erkek bu farklılıklarından dolayı aynı olaya baksalar da farklı değerlendirip, farklı düşünürler, farklı tepkiler verirler. Aynı ortamda farklı his ve duygu içinde olurlar. Birinin gördüğünü diğeri göremez, birinin hissettiklerini diğeri hissedemez. İşte bu farklılıklar kabullenildiği zaman zenginliğe, vahdete kapı açar. Kabullenilmediğinde ise tam anlamıyla aile olunamaz.

Aile birisinin eksiğinin, diğeri tarafından kapatıldığı, birinin ayıbının diğeri tarafından örtüldüğü, birinin zaaflarının diğeri tarafından affedildiği ve hatta tamir edilmeye gayret edildiği bir yapıdır. Böyle bir tamamlamanın olmadığı yerde devreye yarışma, sataşma, alt etmeye çalışma sevdaları girer ve tam anlamıyla aile olunamaz. Bu durum ümmet için de geçerlidir. Farklılıklar, zaaf ve eksikler kabullenilip ancak bir potada erime olduğu zaman vahdet oluşur. Aksi taktirde ötekileştirmeler, ulu orta eleştirmeler, sataşmalar bitmez; dağınıklık devam eder.

Rabbimiz Bakara Suresi’nin 187. ayetinde “Eşleriniz sizin elbiseleriniz, sizler de onlar için birer elbisesiniz” buyuruyor. Elbise örtendir, kapatandır. Dolayısıyla Yüce Rabbimiz bu ayetle eşlere birbirlerini örtme, tamir etme ve kapatma sorumluluğu yüklemiştir.

İnsanların ayıplarını örtme noktasında en büyük örtücü Rahman olan Allah’tır. O (CC), bir nutfeden yarattığı kulunun günah ve eksiklerinin üzerini örtmek için bahaneler yaratıp karşısına çıkartan, affetmeye götüren yolları açandır. Kulunun yaptığı iyiliği hanesine büyük harflerle yazıp; onunla günahlarının üzerini görünmeyecek şekilde kapatandır.

Kulu her yanlışa düştüğünde “Sen zaten böylesin” diyerek damgalayan değildir. Tevbe etmeyi unutan kuluna; kalbinden duyduğu pişmanlık neticesinde bile tertemiz bir sayfa açandır.

O (CC), kulunun ayıp ve kusurlarını her fırsatta hatırına getirip mahcup eden; “Sen geçenlerde de böyle yapmıştın” dercesine geçmişini başına kakan değildir. Her defasında yine, yeni, yeniden bir sayfa açandır. Hatta tevbe eden kulu mahcubiyet yaşamasın diye işlediği hatayı unutturandır.

O, kulunun bir bahar gibi yeni bir sayfa açma ve kendisini düzeltmeye çalışma isteğine kuşku, güvensizlik, önyargı üzerinden bakan; ayağına eski hesapları dolayan değildir.

Peki, kula ne oluyor ki aciz, zayıf, muhtaç olduğu halde beraber bir yuva kurduğu eşine karşı hataları üzerinden tavır alabiliyor? Kendisinin yaratmadığı, rızıklandırmadığı bir kulun kusurlarını başa kakmaya bir yol alabiliyor. Düzelme isteğini görmezden gelip kuşkuyla, güvensizlikle yaklaşabiliyor. Kendisine karşı yapılan hataları kabul edilemez bulup; eşinin üzerine bir çizik atabiliyor. Affetmenin yerini kine ve küskünlüğe bırakabiliyor.

Allah Resulü (SAV) bir hadislerinde şöyle buyuruyor:

“Kim bu dünyada bir müminin ayıbına örterse, Allah da mahşer gününde onun günahlarını örter.”

Kulunun günahını örtmeye sebepler yaratan Allah, bir başkasının günahına örtü olmaya bizi teşvik ediyor. Adeta “Uğraşma, deşeleme, elinden tut, kin yapma, affet, dalga geçme, yardımcı ol, başkalarının yanında onun onurunu incitme ki o defterinin dürüldüğü günde ben de senin defterindeki günahları incelemeye almayayım, görmezden geleyim” diyor. Annenin bile emzikli çocuğunu kucağından atacağı, herkesin kendi derdine düşeceği o günde bir başkasına örtü olanı bizzat kendisinin örteceğini vadediyor. Hele ki bu, beraber aynı hayatı paylaştığı eşi olursa!

Aile; birbirinden destek alan, birbirine dayanan, birisini çektiğinde diğeri ayakta kalamayan, birisinin ihtiyacı diğerinde bulunan bir yapı olduğundan bazı düşünürler eşleri geometrik cisimlerin içinden kafa kafaya veren bir üçgene benzetiyorlar. Eşler, birbirlerine dayanak olarak, kafa kafaya vererek ancak ayakta dururlar ve ailenin çatısını oluştururlar. Baş başa verip tek baş olurlar. Onların birbirine olan dayanakları yuvanın çatısını oluşturduğundan birlikleri bozulduğu anda aile çatıları çöker. Çünkü çatı birlikten oluşur.

Eşlerin birliklerinin bereketi iki ayrı baş değil; belki 11 başın bereketine dönüşür. Çünkü ihlaslı, çıkarsız birliktelikten şahsı manevi meydana gelir. Şahsi maneviyi elde eden bir yuvada sorunlar, sıkıntılar dağılmayı ve isyanı doğurmazken; bağların daha fazla güçlenmesini sağlar. Şahsı manevi, Allah rızası gibi bir temelin üzerine bina edildiğinde hesaba, kitaba, çıkara dayalı bir birliktelik olmadığından ümmetin vahdetine doğru yol alan bir kaynak oluverir. Onun için bu birliğin oluşması kadar korunması da önemlidir.

Bunca bozucu müdahalelerin arasında ailede vahdetin tesisi ve korunması ibadetlere önem vermekten, evi içindeki çocukların eğitildiği ve ilim halkalarının oluştuğu mekânlar haline getirmekten geçiyor.

Yunus Suresi 87. ayette Yüce Rabbimiz zulümlerden, bozulmalardan, ahlaksızlıklardan, kötülüklerden aileyi, toplumu, insanlığı kurtarmanın ilk adımının evlerden başlayacağını belirtiyor ve “evlerini namazgâh edinsinler” buyuruyor. İslam âlimleri bu emirden kastın yalnızca namaz olmayıp; evleri ilmi müzakerelerin yapıldığı yerler haline getirmenin de kast edildiğini belirtiyorlar.

Zulümlerden, ahlaksızlıklardan, fitne ve fücurdan ailenin, toplumun korunabilmesinin; ümmet arasındaki vahdetin sağlanabilmesinin yolu aile içinde vahdeti sağlamaktan geçiyor. Ancak ailede elde edilecek bir vahdet şuuru dal budak salıp ümmeti bir araya getirebilecektir.

Aynur Sülün / Nisanur Dergisi - Nisan 2015 (41. Sayı)
 


 
20-04-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.