Ailelerin Dilinden Şehadetle Nikahlananlar - 2

Röportajlarımız
PKK/HDP’lilerin 6-7 Ekim 2014 tarihlerinde Kobani bahanesiyle Diyarbakır başta olmak üzere Müslüman halkı hedef haline getirdikleri yerlerde katlettikleri Müslümanları anlattığımız yazı dizisinin ikinci bölümünde; Diyarbakır’da katledilen kardeşlerini hastaneye taşırken sinsice ve alçakça katledilen Şehit Cumali Güneş ile Bingöl’de mütedeyyin oldukları ve tavırlarını Müslümanlardan yana koydukları için PKK’li vahşilerce hedef tahtasına oturtulan dünya ve ahiret dostu İslam’ın iki nazenin gülü; Cengiz Tiryaki ve Fethi Yalçın’ın yakınlarından onları okuyacağız inşallah.
PKK/HDP’lilerin 6-7 Ekim 2014 tarihlerinde Kobani bahanesiyle Diyarbakır başta olmak üzere Müslüman halkı hedef haline getirdikleri yerlerde katlettikleri Müslümanları anlattığımız yazı dizisinin ikinci bölümünde; Diyarbakır’da katledilen kardeşlerini hastaneye taşırken sinsice ve alçakça katledilen Şehit Cumali Güneş ile Bingöl’de mütedeyyin oldukları ve tavırlarını Müslümanlardan yana koydukları için PKK’li vahşilerce hedef tahtasına oturtulan dünya ve ahiret dostu İslam’ın iki nazenin gülü; Cengiz Tiryaki ve Fethi Yalçın’ın yakınlarından onları okuyacağız inşallah.

Katledilmeleri sonrası şehitlerinin yokluklarına alışmaya çalışan aileleri, Cumali Güneş, Cengiz Tiryaki ve Fethi Yalçın’ın anıları ve kurban oldukları büyük davalarına sımsıkı sarılarak teselli bulmaya çalışıyorlar.

Kendilerine çok büyük bir zulmün reva görüldüğünü ve katledilen bu insanların katledilmesinin tek sebebinin Müslüman olmaları olduğunun altını çizen şehit yakınları, kendilerine yönelik yaşatılan bu zulmün, hak olarak bildikleri İslam’dan dönmeleri için sebep olmayacağını, şehitlerinin aziz anısını onların yollarını takip ederek, canlı tutarak yaşatacaklarının altını çizdiler.

Şehit Cumali Güneş

Konu ile ilgili olarak Nisanur Dergisi’nin sorularını cevaplayan Şehit Cumali Güneş’in ablası Remziye Taş, kardeşi Cumali’nin şehit edildiği gün kendisinin hasta olduğunu ve kardeşinin dışarıdan döndükten sonra kendisini hastaneye götüreceğini söyleyerek;

“O günden bu yana şehidimin gelerek beni hastaneye götürmesini bekliyorum. Onu katledenlere lanet olsun” diyerek tepkisini dile getirdi.

Şehit olduğu günün gecesinde kardeşi Cumali hakkında gördüğü rüyayı anlatan Abla Remziye Taş, Cumali’yi beyaz elbiseler giyinmiş bir halde Hira Mağarası’na çıkarken gördüğünü ve onun orada sergilediği tavrının kendisini hayretler içinde bıraktığını söyleyerek gördüğü ibretlik rüyayı bizlerle paylaştı.

“Cumali ile beraber Hac’da Mekke’deydik. Öylesine büyük bir kalabalık vardı ki! Cumali’nin üstünde beyaz bir elbise vardı. Cumali ile beraber 4 kişiydik. Hira Mağarası’na çıkıyorduk. Bir poşette de para vardı ve onun elinde idi. Cumali ise sürekli olarak, ‘Ben işimden istifa edeceğim’ diyordu ve bu saatten sonra aldığı paranın kendisine haram olduğunu söyleyip duruyordu. Elindeki paraları alıp çamurun içine batırarak eziyordu. Ben de onun bu tavrını ibretle izliyordum. Evet, o dünyadan yönünü çevirmiş, doğru bildiğini Allah’ın rızasını gözeterek yaşıyor ve dünyalığı arkasına atıyordu. Aslında rüyanın verdiği mesaj bu idi. Fakat biz bu mesajı şehadetinden sonra aldık.”

“O Gün Yaşananlar Vahşilerin Dahi Yapamayacağı Bir Vahşetti”

Bayramın 4. günü sabah olduğunda, olaylar başlamıştı. Cumali, olayların yaşandığı gün Urfa’ya giderek işine yetişecekti ancak nasip olmadı. İçimde kötü bir his vardı. Rüya hep aklıma geliyordu. Sonra bir haber aldık. Bize Cumali’nin yaralandığını söylediler. Hastaneye gittik. Orada bize Cumali’nin şehit olduğunu söylediler. Hastanenin karşısında atılan kurşun kardeşimin sağ tarafından ve vücudunun yukarı kısmından girerek sol tarafından organlarını tahrip ederek çıkmıştı.

Diyarbakır’da 6-7 Ekim 2014 tarihlerinde vahşeti yaşadık. O gün yaşananlar vahşilerin dahi yapamayacağı bir vahşetti. Etrafı dağıtarak, parçalayarak, insanları öldürerek hak mı aranır?

“Yardım Edenleri Katletmek Ne Zamandan Beri Kürd’ün Töresi Oldu”

Bırakın Müslüman olmayı, hastane önünde yaralı olan insanlara saldırmak, onları katletmek, onlara yardım edenleri katletmek ne zamandan beri Kürd’ün töresi oldu. Bu hangi inançta vardır. Ancak vicdansızlar, insanlıktan nasibini almamış olanlar orada bulunan o insanlara saldırarak orada kardeşimi şehit ettiler.

“Ben Bu Kardeşimin İmanına Şehadet Ederim”

Kardeşim küçüklüğünden bu yana çok yardımseverdi ve insanlara iyilik yapmaktan çok fazla hoşlanır her fırsatta elinden geldiğince de yardım ederdi. Şehidin çevresi çok genişti. Çok yumuşak huylu bir insan olması hasebiyle insanlar kendisine çok meylederdi. Sonradan arkadaşlarından öğrendiğimiz kadarıyla şehadet haberinin duyulması üzerine kendisiyle arkadaşlık yaptığı birçok insan bunu yapanlara lanet yağdırmış ve çok büyük bir hüzne boğulmuşlardı. Hatta içlerinden birinin sözü aynen şöyle idi; ‘3 yıldır kendisiyle tanışıyorum. Allah benim gibi aciz, günahkâr bir kula şahitlik yetkisi verirse; ben bu kardeşimin imanına şehadet ederim.’

Şehit Cengiz Tiryaki

Kobani bahanesiyle ailesinin gözleri yaşlı bırakılan bir diğer Müslüman Cengiz Tiryaki de 6-7 Ekim’de başlatılan sözde Kobani olayları sonrası PKK/HDP güruhunun hedef haline getirdiği ve katletmekten imtina etmediği Müslüman bir şahsiyet olarak tarihteki yerini şan ve şerefle alan İslam şehitlerinden biri oldu.

HDP’ye oy vermedikleri için mürtet örgüt tarafından kendisine 3 bin lira ceza kesilmiş, sergilediği mümin tavrından dolayı da sürekli olarak tehdit ediliyordu. Ancak şehit Cengiz, bir gün olsun bu zulmün karşısında boyun eğmemiş, boyun eğdiğinde hakkı ile beraber şerefini de kaybedeceğini çok iyi biliyor, İslam’ın onurlu ve şerefli bir neferi olarak ömrünün sonuna kadar şereften soksun bir hayata rıza göstermemişti.

Eşi Cengiz’i anlatan Meral Tiryaki’nin dudaklarından dökülen ilk cümlesi “Bana ve çocuklarına çok değer veriyordu ve çokça merhamet ediyordu” oldu.

Allah’ın kendilerine Rojin, Taha, Sümeyye ve Meryem ismini verdikleri 4 çocuk bahşettiğini söyleyen Meral Hanım, “Şehit çocuklarını çok severdi. Onları birbirinden ayırmıyordu. Hepsini öpüyor, kokluyor ve çok seviyordu. Ailesine karşı çok dürüst ve iyi bir insandı” diyerek özlemle anıyor, şehidini rahmetle yâd ediyordu.

Meral Hanım şehit eşini şöyle anlattı;

“Çevresindeki insanlar da çok iyi insanlardı. Akrabalarımız onun bu tavizsiz tavrından dolayı endişelenir, sürekli onu uyarırlardı. Ona, ‘dikkatli ol’ diyorlardı. Çünkü PKK sürekli onu tehdit ediyordu. Bir gün olsun onların tehdidine aldırmadı, kıymet vermedi. Sürekli olarak ‘Eğer kaderimizde ölüm varsa başa gelir. Bu Allah’ın takdiridir’ diyordu. Demek ki şehit olacağını biliyordu ve ona göre konuşuyordu.

Gece saat 22-23 arası idi. Bir grup kapıya geldi ve kapımıza vurdular. Kapımızı kırmaya çalıştılar. Ben de onlara ‘Siz kimsiniz?’ diye sordum. Bana cevaben ‘Eşini çağır gelsin’ dediler. Ben ‘Evde yok’ deyince evimizin camlarını kırdılar. Eşimi onların karşısına çıkarmadım. Salonumuzdaki camı kırdılar. Ben de onlara ‘Niye böyle yapıyorsunuz? Çocuklar korkuyor. Sizin korkunuzdan perişan olduk’ deyince, bana yine seslenerek ‘Eşini çağır gelsin biraz konuşacağız’ dediler. Ben de eşimin evde olmadığını ve evde sadece kadınlar olduğu için kapıyı açamayacağımı söyledim. Allah’ın takdiri… Eşim yanımda duruyordu ama onu görmüyorlardı.

Tüm bu yaşanan olaylar sonrası eşim daha fazla dayanamadı. Beni çekip onların karşısına çıktı ve ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sordu. Onlar da; ‘Bu davadan vazgeçeceksin’ diyerek onu tehdit ediyorlardı. Biraz konuştular. O konuşma esnasında 1 el ateş ettiler ve olay yerinden uzaklaştılar.

Sonra olan oldu. Cengiz yerde yatıyordu ve ağır yaralanmıştı. Önce Karlıova’ya götürdüler sonra da Bingöl’e. Cengiz o çok sevdiği çocuklarına ve yuvasına bir daha dönemedi. Malatya da şehit olmuştu.

“Çok İyi Bilsinler ki; Allah’ın Yolundan Asla Çıkmayacağız”

Bizim önümüzde, çocuklarının gözleri önünde katlettiler eşimi. Allah’ın yardımı olmazsa mutlaka bu ağır bir durumdu ve sabretmemiz çok ağır olacaktı. Lakin Allah’a şükür ki; ne ben ne de çocuklarım onların emellerinin yerine gelmesine müsaade edeceğiz. Ağır bile olsa bunun acısını içimize akıtacak, onları sevindirmeyeceğiz. Çok iyi bilsinler ki; Allah’ın yolundan asla çıkmayacağız, ayrılmayacağız. Hiç kimse bizi bu yoldan çıkaramaz. Sürekli Allah’a dua ediyorum. Allah’tan sabır ve sebat istiyorum.

“Halen Çıkıp Kendilerine ‘Güvenlik Güçleri’ Diyebiliyorlar. Kimin Güvenliğini Sağlıyorlar?”

Kimse yardımımıza gelmedi. Sözde bizleri koruması gereken devletten ses seda yoktu. Sonradan öğrendik. Korktukları için gelmemişler. Yazıklar olsun ki halen çıkıp kendilerine ‘Güvenlik Güçleri’ diyebiliyorlar. Kimin güvenliğini sağlıyorlar? Bunu herkes gördü. Babasını o haldeyken 10 yaşında olan kızım da gördü. Babasının vurulduğu anı görmedi ama yerde kan içindeki halini gördü. Salonun ortasında 40 dakika boyunca kan içinde kaldı. Ambulans çok geç geldi ve o halde herkes onu gördü.

Ben inanıyorum ki; o şehit oldu. Çünkü kimseye zararı olmadığı gibi, Rabbinin rızasını gözettiği için hedef haline gelmişti. Kimseye bir tek haksızlığı görülmemiş, duyulmamıştı. Hayırsever bir insandı. Herkese iyilikle davranır, çocuklara ve yaşlılara merhamet ederdi. Kim onu yardıma çağırsa hemen gidiyordu. Kimseyi kıramıyordu. Allah onu sevdi ve ona şehadeti nasip etti. İnşallah biz de ona layık oluruz.”

Şehit Fethi Yalçın

22 Ekim günü Bingöl’ün Karlıova ilçesinde sabah işe giderken evinin yakınlarında PKK’lilerin saldırısı sonucu Şehit olan Fethi Yalçın’ın akrabaları şehidi anlattı. 6-7 Ekim olaylarıyla Kobani’yi bahane ederek Diyarbakır başta olmak üzere bölgeyi adeta talan eden PKK/HDP’lilerin vahşi katliamlarından biri olan Fethi Yalçın’ın şehit edilmesi, PKK/HDP’lilerin ikiyüzlülüklerini de ortaya açıkça koydu.

Bir taraftan yapılan saldırılar sonrası olayın kendilerinden kaynaklanmadığını söyleyen HDP güruhu, öte taraftan bölgenin dindar Müslüman halkına yönelik gerçekleştirilen hain saldırılar, mürtet örgüte güvenilmeyeceğini bir kez daha ortaya koymuştu.

Daha 1,5 yıl öncesine kadar da PKK sempatizanı olan ancak İslam’ı tercih ederek Müslümanca yaşayan Fethi Yalçın’a beslenen kin ve sıkılan kurşunlar aslında Şehit Fethi’nin inancına ve İslami kimliğine sıkılmıştı.

İslam ile tanıştıktan sonra İslam’a açıkça savaş ilan etmiş olan örgüt ile arasına mesafe koyan Şehit Fethi, PKK’den gelen tüm tehditlere aldırış etmeden hak bildiği yolda yürüyor, korkusuzca kimseye boyun eğmiyordu. Yoksul olmasına rağmen kimseye el açmayacak kadar izzetli ve onurlu olan Şehit Fethi Yalçın, başkasına el açmak bir yana, diğer şehit kardeşleri gibi sürekli yoksulların yardımına koşar ve yardım etmede cömert davranırdı.

Akrabalarının ve yakınlarının dilinden Şehit Fethi:

“Sıkıntılarını kimseyle paylaşmazdı. Maddi durumu fazla iyi değildi, buna rağmen ailesini kimseye muhtaç ettirmemek için elinden gelen tüm çabayı gösteren biriydi. Asla başkasının eline bakmazdı. Tüm fakirliğine rağmen paylaşmayı seven cömert biriydi. Kendisi daha önce PKK sempatizanıydı ve şehadetinden 1,5 yıl önce İslam davasıyla tanışmıştı. Bu kısa sürede kendisine çok çeki düzen verdi, ibadetlerine özen gösterir, derneklerde sohbetleri kaçırmazdı. Nerde İslami bir etkinlik olsa hemen oraya giderdi. Geçmişinden çok utanırdı ve bu davayla çok geç tanıştığını söyler, ‘keşke daha önce tanısaydım’ diye hayıflanırdı.

Biriyle arkadaşlık kurdu mu sonuna kadar devam ettiren biriydi. Gerçek dostlukları severdi. Kendisi de Şehit Cengiz gibi bir dost edindiği için çok seviniyordu ve bu dostluğun daha da ilerlemesi için onunla kirve oldu. Yaşantısında Şehit Cengiz’i kendisine örnek alırdı. Zaten Şehit Cengiz’in şehadetinden sonra çok üzülüyordu ve Şehit Cengiz gibi arzulu bir şekilde şehadeti istiyordu. HÜDA-PAR saflarına geçtiği için kardeşleri onunla konuşmuyordu. BDP’den çok tehdit alıyordu.

Şehit çok mütevazı biriydi, mahalleden geçerken asla başını kaldırmazdı. Ailesine çok düşkündü, çocuklarını çok severdi. Yerel seçimlerde BDP’ye oy vermeyenlere para cezası kesilmişti. Herkes 3 bin TL cezayı ödedi ama o vermedi. Çok tehdit aldığı halde bunu kendi ailesine ya da akrabalarına söylemediği ortaya çıktı. Ailesinin tedirgin olmaması için bunu hep gizliyordu. Kendisi çok cesaretli biriydi. Aldığı tehditlerden dolayı ailesiyle bir yere gittiğinde onlara ‘Siz benim arkamdan gelin; eğer bir şey olacaksa bana olsun’ diyecek kadar cesaretliydi.

Olay günü cenaze başına ilk gidenlerden biriydim. Silah sesi duyduğum gibi olay bölgesine gittim. Vardığımda şehit olmuştu. Sonradan öğrendiğim kadarıyla araçla mahalleye gelen şahıslar akrabalarımıza onun evini soruyorlar ve kendisi de o esnada evden çıkmış işe gidiyordu. Arandığını öğrendiğinde geri dönerek eve doğru gidiyor. Araçtakiler ona yaklaşıp birkaç dakika konuşmuşlar ve daha sonra ellerinde silahı görünce aralarında bir mücadele başlamış ve başparmağı kopmuştu. Daha sonra da kendisine 33 el ateş ediliyor ve vücuduna ise 24 kurşun isabet ediyor.

Şehit Fethi, çok halim selim ve kendisinden yaşça küçük olanlara bile saygı duyan biriydi. Böylesi bir insanın canına kast etmek ve çocuklarının boynunu bükük bırakmaya hangi vicdan(!) el verdi. Rabbim onun şehadetini kabul etsin.

Ortamın iyi olmadığını bildiği için son zamanlarda bizleri sık sık ziyaret ederdi. Gelmediğinde ise telefon açar, bir şey olduğunda kendisine haber vermemizi isterdi. Hatta şehadetinden bir gün önce ben ve kardeşlerimi arayıp uzun uzun bizimle konuştu, bir sıkıntı olursa kendisine haber vermemizi istedi. Devamlı gelip bizi kontrol ederdi. Şehit Fethi’ye yapılan saldırı sonrası devlet isteseydi katilleri yakalayabilirdi. Çünkü saldırıyı yapanlar Karlıova merkeze doğru değil de mahalle çıkışına doğru gitmişlerdi ve orda da sadece bir yol vardır. O da köylere doğru giden yoldu. O yolun 25. Kilometresinde Bağlisa Karakolu vardı. Devlet isteseydi oradan önlerini kesebilir ya da helikopterle onların izini bulabilirdi. Ama yapmadılar…”

Röportaj: Esengül Özkan / Nisanur Dergisi - Aralık 2014 (37. Sayı)
 


 
22-12-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.