Anneler ve Kızları!

Elif Yüksek
Gönlüne bir cemre misali düşen, dünyasını şenlendiren minik kızının sağlıklı ve sıhhatli bir şekilde büyümesinden, dillere destan bir güzellikle serpilip boy vermesinden ve iyi bir eğitim alarak mesleğini eline almasından çok dünya hayatında karşılaşacağı olaylardaki tutumunu dert edinen…
Bir anne düşünün ki;

Gönlüne bir cemre misali düşen, dünyasını şenlendiren minik kızının sağlıklı ve sıhhatli bir şekilde büyümesinden, dillere destan bir güzellikle serpilip boy vermesinden ve iyi bir eğitim alarak mesleğini eline almasından çok dünya hayatında karşılaşacağı olaylardaki tutumunu dert edinen…

Kızının iyi/kaliteli, güzel/uyumlu giyinmesinden, sosyal ilişkilerinin herkes tarafından takdir edilmesinden, ev işlerinin hakkından en iyi bir şekilde kolayca gelmesinden ve aile bireylerinin her biriyle en ideal uyumu sağlamasından çok yaratıcısıyla kuracağı bağın kuvvetini düşünen…

Can parçasını beyaz gelinlikler içinde, çeyizi, evi tastamam bir şekilde yuvasına uçurmaktan, vakti zamanı geldiğinde evlenip mutlu ve mesut bir hayat yaşaması hayalleri kurmaktan ve baba evindeki rahatını koca evinde de devam ettirmesinin telaşına kapılmaktan çok dünya hayatının imtihan olduğu gerçeğini fehmedebilmesinin derdine düşen…

Kızının gönlünde bitmesi muhtemel her duygunun aksini -acısını ve ya mutluluğunu-, yüreğinin en derininde üstelik daha küçücük bir bebekken hissedebilen bir anne düşünün lütfen!

Adım adım ilerlediği hayat yolunda, akl-ı baliğ ve sorumluluk sahibi bir birey olduğunda; yanlışa, günaha, harama, karamsarlığa düşmesinden zehirli bir yılandan çekinir gibi korkan bir anne düşünün!

Topluluklar içinde –velev ki yalnızca hanımlardan müteşekkil olsun- güzel ve şık görünmesinden ziyade tesettüründen hiçbir şekilde taviz vermeyen bir hanımefendi olması adına didinen bir anne düşünün!

Hayır, hayır bunları istemesinin yanlış ya da günah olduğunu söylemek istiyor değilim… Böyle bir annenin annelik yapamadığını da ima etmiyorum… Sadece, yukarıda vasıflarını saydığım bir annenin portresini çizelim ve ona ön yargısız bir bakışla, tarafsız bir gözle bakalım istiyorum! Ve bunu yaparken sadece anne-kız ilişkisini değil oğul-anne ilişkisini de değerlendirelim; anne-evlat algısını depreştirelim istiyorum.

Evet, bir anne kızı için her şeyin en güzelini ister. İstemesi ve bu uğurda didinmesi de normaldir/gereklidir. Ancak önceliği hususunda annelerin kafalarının karıştırıldığı, hem kendilerinin hem de ciğerparelerinin bir takım yanlış yönelimlerin kurbanı olduğu kanaatindeyim –âcizane-.

Bir kadının özellikle de bir annenin, en büyük silahı/gücü/sermayesi –elbette imandan sonra- ‘şefkat’tir. Fıtrat hamuruna ezelde katılan bu katık, ne bozulabilir ne de yerinden sökülüp atılabilir. Ancak ne yazıktır ki; yüce yaratıcının güvence altına aldığı bu etkin gücü, yok edememenin acısıyla yanlış yöne kaydırmaya çabalayanlar, büyük oranda etkili oldular…

Öyle olmasa; anneler bunca didinmelerine rağmen kızlarının dünyalarına bir nebze olsun giremediklerinin sitemini yapıp durmazlardı!

Öyle olmasa; kızların dünyalarında, eğilimlerinde, kararlarında anneleri bu derece ‘pasif’ bir konumda kalmazdı!

Öyle olmasa; göz medeniyetinin tesiriyle örtülü kızlar bile modanın ve gösterişin bu denli dibine vururken anneleri öylece seyre dalmazdı!

Öyle olmasa; genç bir kız, her fırsatta annesinin kendisini hiç anlayamadığından yakınmazdı!

Ve daha da kötüsü öyle olmasa; kızlar annelerinden utanmazdı!

Şimdi, yine şefkatini doğru yönde kullanan bir anne düşünün lütfen! Kızının yâdına yalnızca hayırla düşmeyi ve onu yarına en güzeliyle hazırlamayı murad ettiği için evin içindeki ve dışındaki her anı planlı programlı geçiriyordur… Evdeki ve arkadaş/konu-komşu ziyaretlerindeki sohbetlerde, onun varlığını asla göz ardı etmediği ve kızı geleceğin annesi konumunda olduğu için her sözü özenle seçiyor; her yorumu hikmetle yapıyordur… Değişen ve gelişen hayat şartlarında tutunabilmek ve kızının dünyasına dair yorum yapabilmek için de sürekli okuyor; gündemi ve yenilikleri takip ediyordur…

‘Ben yapamadım kızım yapsın/etsin/gitsin’li cümlelerin dozu, ayarı, içeriği farklıdır onun için! İçinde ukde olarak kalan şeyler vardır elbette. Ancak yâdına en çok düşen, yüreğini en çok yakan; kızına yansıttığı bu ukdeler hep uhrevidir. Vaktinde yeterince yapılamadığından yakınılan şeylerin hiçbiri salt maddi/dünyevi değildir onun indinde. “Bizim dönemimizde…” diye başladığı hiçbir cümlesini kızını ezmek/incitmek için kullanmaz o. Bilakis hayatından sunduğu her bir kesit, kızının yüreğine dokundurduğu her bir kare, ehem bir imtihanın tam da orta yerinde olduğunu ona fehmettirebilme telaşı taşıyordur.

Dava bilincini, hizmet bilincini, ümmete hami olma gerekliliğini bizzat yaşayarak öğretir kızına. Vaktiyle yaşadığı zorlukları dile getirmesi rahmettendir onun, şefkattendir. Dünyaya azıcık meyleden gönlünü şefkatiyle sarar o. Eskiye takılıp kalmış çevresindeki büyüklerin de ahı vardır içinde. “Biz attık bu davanın temellerini, zor günleri biz çektik; siz ise sefasını sürüyorsunuz” nev’inden küstahça söylemlerin tesirlerine karşı bir kale olur, bağrında korur evladını… “Onlar bilmiyorlar” der her haliyle. “Sizleri gayrete getirmek için sarf ettikleri sözlerin aslında sizi yaraladığını!” Ve ortayı bulur, en güzeli en idealiyle… Kendisi ise hep hikmeti aşılar, inceden inceye; kızı aracılığıyla genç kızların belleğine…

Evet, şefkat abidesi bir annenin, kızına dair hayalleri de farklıdır umutları da söylemleri de! O, kızı için iyi bir medrese eğitimi düşler; bunun için eker tohumlarını. Bunun için çabalar. O, kızı için mesud bir evlilik hayatı düşler; bunun için kendi seçer damat adayını. Bakar ki alnında secde izi, bakışlarında iffet ve duruşunda izzet var; ardına düşmez artık makamının, parasının, evinin, işinin… Ardına düşülmesin artık boyun posun, diye de didinir durur…

Ellerine namahrem eli değmesin, gözlerine şehevi oklar isabet etmesin ve kızı bir afet olup şerre kapı aralamasın diye, bu muazzam korku ve endişeyle; her an tetiktedir o anne! Yalnız bunu ne evladı hisseder ne de ahali. Evradı kutsidir onun! En çok dua silahına başvurur. En içten duygularla doludur, kızına dair…

Böylesi bir anne, kızına (tabi oğluna da) en iyi modeldir!

Böylesi bir anne, annelerin yüz akıdır!

Böylesi bir anne, çocuklarının medarı iftiharıdır!

Böylesi bir anne, ideal toplumun mimarıdır!

Böylesi bir anne, cennetin ayaklarına serildiğidir!

Böylesi bir anne, annedir!

İşte, öyle bir anne tanıyorum ben! Ya siz, kaç anne tanıyorsunuz böyle? Peki ya kaçımız aday, böyle bir anneliğe?

Elif Yüksek / Nisanur Dergisi – Ekim 2015 (47. Sayı)
 
26-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.