Avukat Gülden Sönmez ile İslam coğrafyası üzerine röportaj

Röportajlarımız
Kıymetli okurlarımız, bu ay sizler için İHH İnsani Yardım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Gülden Sönmez Hanımefendi ile İslam coğrafyaları üzerinde oynanan oyunlar ve mazlumların hal-i pür melali hususunda röportaj yaptık. Zulmün, savaşların, ahlaksızlıkların hepsinin günümüzde her an canlı yaşandığından dem vuran Gülden Hanım, bütün bunlar karşısında bir şeyler yapabilen, bir insanın acısını dindiren, yardım eden ve iyi bir şey yapanların bir hayata dokunmakla, aslında tüm insanlığa dokunabileceğini gördüğünün altını çiziyor.
“Suskunlar ve Seyirciler, Zalimleri Güçlendiriyor”

Kıymetli okurlarımız, bu ay sizler için İHH İnsani Yardım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Gülden Sönmez Hanımefendi ile İslam coğrafyaları üzerinde oynanan oyunlar ve mazlumların hal-i pür melali hususunda röportaj yaptık. Zulmün, savaşların, ahlaksızlıkların hepsinin günümüzde her an canlı yaşandığından dem vuran Gülden Hanım, bütün bunlar karşısında bir şeyler yapabilen, bir insanın acısını dindiren, yardım eden ve iyi bir şey yapanların bir hayata dokunmakla, aslında tüm insanlığa dokunabileceğini gördüğünün altını çiziyor ve “Kanaatimce dayanışma duygusu; güzel çabaların duyulabilmesi, uyanışa büyük katkı sağlıyor.” diyor. 20 yıldan uzun bir süredir bu sahada zorda olan insanlarla bir şekilde muhatap olduğunu belirten Sönmez; “Allah’ın yardımıyla bu çabaların sonuçlarını hep gördüğümüz için de bu çabalar, bizi zalimlere karşı güçlü hissettiriyor.” açıklamasında bulunuyor.

Sizleri röportajımızla baş başa bırakıyoruz…

“DAYANIŞMA DUYGUSU, UYANIŞA KATKI SAĞLIYOR”

Gülden Hanım, öncelikle ümmet olarak musibet ve sıkıntıları en üst perdeden yaşadığımız bu zaman diliminde toplumsal ve ferdi uyanışa dair sormak istiyorum. Bilhassa yardım kuruluşları bazındaki çalışmalarınızla, bu uyanışın izlerini yakinen görebiliyor musunuz?

Elbette hem de oldukça yakinen görüyoruz. Zulüm, savaşlar, ahlaksızlıklar hepsi günümüzde her an canlı yaşanıyor. Her an görünür olduğu için çağımız insanı aslında daha fazla umutsuzluk hissediyor. Ancak bütün bunlar karşısında bir şeyler yapabilen, bir insanın acısını dindiren, yardım eden ve iyi bir şey yapanlar; bir hayata dokunmakla, aslında tüm insanlığa dokunabileceğini görüyor. Daha fazla hayata tutunuyor, daha umutlu oluyor ve bu motivasyonla daha fazla insanın iyilik ve adaletle meşgul olması çağrısında bulunuyor. Kanaatimce dayanışma duygusu; güzel çabaların duyulabilmesi, uyanışa büyük katkı sağlıyor.

“SUSKUNLAR VE SEYİRCİLER, ZALİMLERİ GÜÇLENDİRİYOR”

Yeterli görüyor musunuz peki?

Elbette yeterli değil. Günümüzde kötülerin iyilerden daha çalışkan olduğunu, daha fazla kötülük üretildiğini görüyoruz. Ama esas sorun, seyirci ve pasif olanlarda. Haksızlık ve kötülük karşısında suskunlar ve seyirciler, zalimleri güçlendiriyor. Bu nedenle dünyadaki denge, mazlumların/muhtaçların aleyhine bir denge bugün…

“MÜMİN KADIN, ETRAFINDAKİ İNSANLARIN SORUNLARIYLA İLGİLENİR”

Özellikle hanımların katkısına dair -yaptıkları ve yapabilecekleri şeyler noktasında- neler söylemek istersiniz?

Kadınlar, hem aile içindeki rolüyle her ailenin iyiliğe/infaka katkısında belirleyici, hem de yetişen nesilde anne rolüyle etken olmasından kaynaklı olarak geleceği de şekillendirici özelliğe sahipler. Bu nedenle kadınlar çok etkileyici bir rol üstleniyor. Ancak burada özellikle TV diziler karşısında pasif, edilgen bir Müslüman kadının yapabileceği çok şey olduğunu düşünmüyorum. Mümin kadın; tebliğ/davet sorumluluğunun farkında olan, ilmi ve dünyada olan bitenler ile ilgili olan, okuyan, üreten, kafa yoran, öğrendiklerini öğreten kadındır. Yani aktiftir. Belirleyicidir. Etkilidir. Durduğu yerde durmaz. Zulüm karşısında, kulluk bilinciyle karşı durur. Etrafındaki insanların sorunlarıyla ilgilenir. Allah’ı, Kur’an’ı, Resulü anlatır, öğretir. Mahallesinde aç açık, yetim kim varsa yardımına koşar. Dertlenir, derman üretir. Her zaman talebedir, her zaman öğretmen.

Bu, Rabbimizin erkeklere olduğu gibi biz kadınlara da verdiği kulluk vazifesidir. Kulluk vazifelerimizi yerine getirmek, bu dünyadaki en önemli misyonumuz. Kulluk vazifesi de iyi bir eş, iyi bir evlat, iyi bir anne, iyi bir komşu olmak gibi tüm gereklilikleri zaten içinde barındırır. Başkasının derdiyle dertlenmeyen anne, mazlumlara gözyaşı döküp, yardım etmeyen anne, ahlaksızlıklara gülüp geçen anne; yardımsever ve güzel ahlaklı bir evlat yetiştiremez.

“GÜCÜMÜZE RAĞMEN ÇOK YETERSİZİZ”

Peki, kardeşlerimizin derdiyle –gerek ferdi gerek toplumsal ve gerekse devlet olarak- yeterince dertleniyor muyuz sizce?

Bugün yeryüzüne şöyle bir bakalım. Müslümanların yaşadıkları sıkıntılara bakalım. İslam ile şereflenmek ve insan gibi yaşamak için Müslümanları bekleyen insanların sayısına ve hallerine bakalım. Sonra da Müslümanların elindeki imkânları ve nüfusumuzu düşünelim. Kanaatimce gücümüze rağmen çok yetersiziz. Zira enerjimizi çok fazla birbirimize ve lüzumsuz yerlere harcıyoruz. Zamanı iyi planlamıyoruz. Hep beraber yetmiyoruz. Hala dünyada en ucuz ve hesap sorulmayan şey; Müslüman kanı ve gözyaşı. En kutsal olan yaşam hakkı ve namusun korunması konusunda bile hepimizin başı eğik.

Ama buna rağmen genele baktığınızda hamdolsun Türkiye halkı birçok yönden, dertlere derman olma çabası açısından baktığınızda oldukça gayretlidir. Türkiye olarak, toplum ve devlet olarak bu yönden örnek olduğumuzu düşünebiliriz. Ancak şuna da dikkat etmemiz lazım. Birey, toplum ve devlet, herkesin her yaptığının doğru ve tam yerinde olduğu zannıyla hareket etmeden birbirimizi uyarıp birbirimizi doğruya ve güzele yönlendirme sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz.

“İNSANA YAKIŞIR ŞEKİLDE DAVRANMAK GEREKİR”

Arakan gibi uzak yerlerde kanayan yaraları sarmak belki ferdi olarak zor ama bugün yanı başımızda Suriye var ve o kardeşlerimiz bizimle aynı binada aynı mahallede yaşamaya çalışıyor. Onlara karşı tutumumuz nasıl olmalı?

İnsana yakışır şekilde davranmak! Müslümana yakışır şekilde ilgilenmek ve derman olmak gerekir. Nasıl? Sanki kanımızdan, canımızdan kardeşimiz gelmiş ve bize sığınmış gibi. İslam kardeşliği böyle bir kardeşliktir.

“ZALİMLER KALABALIK DEĞİL”

 Mazlum ve mağdur coğrafyalarda bulunma, hukuksal ve insani ihtiyaçlarını karşılama adına çabalama imkânı buldunuz/buluyorsunuz. Bu durum sizi nasıl etkiliyor? En çok neyi düşündürüyor?

Açıkçası bir taraftan ağır bir sorumluluk, bir taraftan da müthiş bir vicdan rahatlığı, güçlü bir huzur… Elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Zulme uğrayan bir insana ulaşmak, bir şey yapabilmek paha biçilmez bir nimet. Düşündürücü kısmı ise; aslında çok daha fazlasını yapıp nice acıları Allah’ın izniyle dindirebileceğimizi görüp sadece seyirci kalan Müslümanların halleri…

Zalimler kalabalık değil. Mazlumlar da büyük kalabalığı oluşturmuyor. Ama sessizce seyredenler var ya, onların halleri düşündürüyor. Oysa seyredenlerin %25’i ortaya daha ciddi bir çaba koysa, emin olun çok denge değişir. Sanırım en önemli hastalığımız ise bir iş/faaliyet yapmak yerine yorum yapmak… Kendimce ben yorum yapmaktan kaçınıp iş yapmayı tercih edenlerdenim. Yorum yapmak da bir iştir, diyebilirsiniz. Ama herkes yorum yapınca ortada iş yapan kalmıyor. Her alanda bu böyle…

“BU ÇABALAR, BİZİ ZALİMLERE KARŞI GÜÇLÜ HİSSETTİRİYOR”

Haklısınız… Bir de şu var. Bazen bir kadının çaresizliğine en üst perdeden tanık olurken bazen de minik bir çocuğun gözlerinin derinliklerinde umutsuzluğu ve korkuyu okumak! Bu çok zor olsa gerek… Sıklıkla bu durumu yaşamak, neler hissettiriyor/düşündürüyor?

Nerdeyse 20 yıldan fazladır bu sahadayım. Zorda olan insanlarla bir şekilde muhatap oluyoruz. Hapishanede, çatışma bölgelerinde, kaçış yollarında vs. Elbette imanımız umutsuzluğu, yeisi önemli oranda engelliyor. Allah’ın yardımıyla bu çabaların sonuçlarını hep gördüğümüz için de bu çabalar bizi zalimlere karşı güçlü hissettiriyor.

“GEMİDEN İNENLERE BABAM GİBİ SARILACAKTIM”

Bir hayli fazladır sanıyorum ama sizi en çok etkileyen bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Babası Furkan Savaşı sırasında İsrail bombardımanında şehit düşen Gazze’li yetim bir çocuk ile karşılaşmıştım. Benim Mavi Marmara gemisinde olduğumu öğrenmiş ve benimle konuşmak istediğini söylemişti. Geldi. Bana “Tekrar gelecek misiniz?” diye sordu. “Neden soruyorsun?” Dedim. “Söyle, tekrar gelecek misiniz” diye sordu yine ve ekledi:

“Benim babam şehit olduktan sonra küçük kız kardeşim, annem ve ben kaldık. Sonra bir gün duydum ki Türkiye’den Mavi Marmara Gemisi bizim için dünyadan birçok kişiyle beraber Gazze’ye yardıma gelecekmiş. Hergün denizin kenarına gidiyor ve Mavi Marmara Gemisi’nin ufukta görünüşünün hayalini kuruyorduk. Gemiden inenlere babam gibi sarılacaktım. Ve özgür olacaktık. İsrail her zaman yaptığını yaptı, gemilere saldırdı. Biz sürekli size dua ettik. Biz Filistinliler alışkınız, hepimizin ailesinde şehit var. Sizin geminizi, bizim her şeyimizi işgal ettiler buna da alışkınız. Bizim mutlaka yıllarca hapiste esir kalmış akrabalarımız var. Çocuklar bile hapis yatıyor ama siz alışkın değilsiniz. Düşünüyoruz ki tekrar gelmezsiniz… Onun için merak ettim tekrar gelecek misiniz?”

Ben de ona dedim ki; “Muhammed, evet biz sizin kadar alışık değiliz ama Gazze ablukasını kırmak, Kudüs özgür olsun diye mücadele etmek için sizlerin verdiği ve şehit babanın verdiği mücadele bize en güzel örnektir. Sen merak etme, bu abluka kalkacak ve biz Gazze’ye geleceğiz. Sonra da hep beraber Özgür Kudüs’e yürüyeceğiz. Buna inanıyorum çünkü sen bekliyorsun.”

Gülümsedi ve 11 yaşındaki vücutla kocaman adam gibi yürüyerek “Eyvallah. Çok bekletmeyin” dedi ve gitti. Tekrar gidecek miyiz? Hiç şüpheniz olmasın…

“BU DAVA, TAM BİR DEŞİFREDİR”

Bu, en yakın zamanda olur inşallah… Son olarak, avukatlarından olduğunuz ve tüm Türkiye’ye mal olmuş Yasin Börü ve arkadaşlarının davasına ilişkin sormak istiyorum. Neredeyse ayda bir kurulan ve her seferinde ertelenen bu davaya ilişkin izlenimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Yasin Börü ve arkadaşlarının katledildiği gece, Diyarbakır’dan telefonlar almış ve yetkili yerleri arayıp önlesinler diye çaresizce birçok yeri arayarak durdurabilmek için çırpınmıştık. Ama maalesef elimizden bir şey gelmedi… Benim için zor gecelerden birisiydi. Sonraki süreçte de sürekli takip ettim. Avukat olarak da süreci takip ettim. Bu davayı ‘şehitlerin davası’ olarak gördük. Aynı zamanda bölgenin esas gerçeklerinin deşifresinin şahitliği davası olarak da gördük.

Bu olaylar ve bu dava, tam bir deşifredir. Müslümanlara yönelik politikaların deşifresidir. Hepimiz şunu çok iyi biliyoruz ki; “Müslümansız bir Kürdistan”, “İslamsız bir Kürdistan” projesi uzun yıllardır yürütülüyor. O kadar ki; kendi değerlerinden tamamen uzaklaştırılmış, kendine ve toprağına yabancı bir insan topluluğu oluşturulmak istendi. Maalesef bu, önemli oranda etkili oldu. 6-8 Ekim olayları, bu yabancılaşmanın ve taşeronluğun, insanlık dışı hale bürünmesinin en ibretlik göstergesi oldu. Bunu tüm Türkiye’nin ve tüm İslam dünyasının görmesi gerekir. Şehit Yasin Börü, Ahmet Dakak, Riyad Güneş, Hasan Gökgüz bugün Türkiye’nin her yerinde bilinen, anılan, minnetle dua edilen şehitlerdir. Ancak kanaatimce mesele tüm Ortadoğu ve İslam dünyası için de anlaşılırsa; coğrafyamızdaki oyunlar daha net görülecektir.

İnşallah Gülden Hanım… Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim…

GÜLDEN SÖNMEZ KİMDİR?
1969’da Sivas’ta doğdu. İl, orta ve lise eğitimini burada tamamladı. 1989-1991 yılları arasında bir yazılım şirketinde projelendirme ve pazarlama alanında çalıştı. 1992-1995 yılları arasında bir mühendislik şirketinde analiz ve raporlama üzerine çalıştı. 1996 yılında avukatlığa başladı. Serbest avukat. Aynı zamanda son 11 yıldır İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı İHH’da Mütevelli Heyeti üyesidir ve İnsan Hakları ve Hukuk Komisyonu Başkanlığını yürütmektedir.


Röportaj: Elif Yüksek | Nisanur Dergisi | Ocak 2017 | 62. Sayı
 
24-01-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.