Aylardan Ramazan!

Esra Gülşahin
Ramazan! Esma’nın rahmet cilvelerinin o aya yansıyan nişaneleri. Ellerin duaya ağladığı, kalbin secde secde yükseldiği, huzurun hiç olmadığı kadar rengini belli ettiği…
Ramazan! Esma’nın rahmet cilvelerinin o aya yansıyan nişaneleri. Ellerin duaya ağladığı, kalbin secde secde yükseldiği, huzurun hiç olmadığı kadar rengini belli ettiği…

Ramazan! Özlenilip beklenilen, içim içim açlık çekip ruhumuzu tıka basa doyuran. Günleri maneviyatla bürüyüp, özleri kendisine açan… Aşk kanatlarını özgürlüğe çırpan… Kimsenin değil de sadece O’nun emrine boyun eğdiren… Boyun eğdikçe yükselten, itaat ettikçe yücelten, kul oldukça diriliş közünde yakan…

Ramazan! Sahuru ayrı, iftarı ayrı, gecesi ayrı, gündüzü ayrı güzel… Semada bir başka özel... Ruhlar gökyüzüyle ahit içinde. Sahur zamanı yıldızlar farklı bir hisse büründürüp farklı bir temaşa seyrettiriyorlar gözlere. Şafak vakti, diri kalplerin ve uyanık vicdanların üzerine doğuyor. İftar zamanı göğe yükselen ezan sesini bir başka bekliyor insan. Her şey tek bir yolda kulluk ahengiyle maneviyatı buram buram aksediyor yaşantıya.

Böylesi bir aya aynı benlikle girmek olmaz. Aylarca kirlenmiş, günahlarla kararmış kalbimizle böylesi bir aydan hayır murat etmek olmaz. Dayandığımız öyle bir kapı, girmeye çalıştığımız öyle bir ay ki; her yanı rahmet, her anı merhamet, her tarafı ak pak. O kapıya girmeden önce de evvela niyette değişiklik şart. Sonrasında ümitlerle dolu bir kalp…

Kirden, pastan temizlenmeye, aklanmaya doğru bir yolculuk. Sükût olabildiğince büyük olsun dillerde. Açlık olabildiğince derin olsun midelerde. Ruh öyle doysun ki huzura, ruh aşkla bitesiye beslesin kalbi.

Ey insan. Tevvab olan Rab, seni çağırıyor. Afuv olan Rab, seni affetmeye davet ediyor. Rahman olan Rab, tüm fırsatları önüne seriyor. Sen de bir silkinişle kalk, bin dirilişle koyul bu yola. Menzil hiç olmadığı kadar parlak şimdi… Şeytanlar zincirlenmiş, nefisler dinlenilmemeye hazırlar şimdi.

Bu atalet ve gaflet perdesini yırtıp fıtratın sesine daya kalbini. Dünyanın tozunu al üzerinden, ahiret akisli ışıklar yansısın şimdi. Biraz da dünya kıskansın ahiretini. Dünyayı iliştirme yakana, bir nefes kadar yakın olan ölümü an şimdi. Fırsatı ve bu müjdeli ayın değerini yaşantıya dökerek gösterme vakti!

Ramazan! İsminde bile bir ruh huzuru, yaşantısında bambaşka bir hayat! Edebi kokan ameller biriktirme günleri. Rıza’ya erip razı olunmuşlardan olma müjdesi. Beşerin hakka ram olup alınlarında secdelerin yeşerdiği hali… Tevbelerin gözyaşıyla nedamet saçan telaşı. Pişmanlıkların en zirveden itirafa açılan yanları. Acizliğe methiyeler düzecek kadar kibirden uzak mütevazılığa yakın olan hali. Affolunma ümidinin de gönüllerden taşıp her günü ibadetinin umuduyla geçiren güzelliği…

Ey insan! İşte yaklaşıyor yaklaşmakta olan…

İşte geliyor bütün aylara sertaç olan. İşte kokusu hissediliyor, rengi de pek aşikâr. Öylesine hayırlı, öylesine belli, öylesine nişaneli...

Peki, kim kime daha çok yakışır? Sahi senin rengin de onun ki kadar belli mi? Yoksa onunla rengini daha çok belli mi edeceksin. Müslümanlık kokusunu ondan alarak daha bir sen mi olacaksın, daha çok sen mi kokacaksın?

Öyleyse hadi! Baharda açan bir çiçeğin rengi, kokusu ve mizacı kadar, sen de ayların içinden açılan Ramazan ayıyla rengini, kokunu ve mizacını daha bir belirgin kıl. Hiç olmadığın kadar o aya bürün, bürün ki hiç olmadığın kadar kul ol.

Sen kul ol ki; kardeşlik konuşsun, iyilik saçsın her yanın, güzellik dağıtsın amellerin, hayırlar koksun hayatın.

Sen kul ol ki; kötülükler kaçsın, hainlikler dağılsın, çirkinlikler bitsin.

Öyleyse haydi, aylardan Ramazan! Vakit Allah’a ram olma ve ram olacak ayların başlangıcını yapma vakti!

Esra Gülşahin | Nisanur Dergisi | Mayıs 2018 | 78. Sayı
 


 
07-05-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.