Aytaç Baran`ın Ailesi ile Ayın Röportajı

Röportajlarımız
Kıymetli okurlarımız, sizler için bu ay bir şehid hanımıyla röportaj yaptık. Diyarbakır’da 9 Haziran 2015 tarihinde PKK tarafından katledilen Yeni İHYA-Der Başkanı Aytaç Baran’ın kıymetli eşi Gülşen Baran Hanımefendi ile şehid eşini, hizmetlerini ve şehadetini konuştuk…
“Allah’ın İzniyle Kazanan Bizleriz”

Kıymetli okurlarımız, sizler için bu ay bir şehid hanımıyla röportaj yaptık. Diyarbakır’da 9 Haziran 2015 tarihinde PKK tarafından katledilen Yeni İHYA-Der Başkanı Aytaç Baran’ın kıymetli eşi Gülşen Baran Hanımefendi ile şehid eşini, hizmetlerini ve şehadetini konuştuk…

Nasıl biriydi? Neler yapar nelerden hoşlanırdı? Ardında nasıl duygular bıraktı? Tüm bunları röportajımızda bulabilirsiniz…

Öncelikle örnek ahlakından başlayacak olursak, Aytaç Baran nasıl bir ahlaka sahipti?

Çok mütevazı bir insandı. Eve geldiği zaman, selam vererek, gayet vakur bir şekilde girerdi. Asla sesini yükseltmezdi. Evde bir yerde oturduğu zaman, sanki bir toplum içinde oturmuşçasına oturuşuna dikkat ederdi.

Temizliğe ve düzene çok dikkat eder ve sadeliğe önem verirdi. Lüks evlerde oturmayı, lüks araba kullanmayı ve pahalı elbiseler giymeyi hiçbir zaman istemedi. Bize daima örnek olarak durumu bizden aşağı olanları gösterirdi.

Misafirperverdi. ‘Misafir evin bereketidir’ derdi. Misafire hizmetin önemini anlatırdı.

İnsanları çekiştirmezdi. Hem günah olmasın hem de kul hakkına girmesin diye. Hafif bir kırgınlığı olduğu zaman da ‘Allah affetsin’ derdi, çabuk affederdi. Üzgün olduğu zaman da sukut ederdi.

Neler yapıyordu, hangi hizmetlerle ilgileniyordu?

Evliliğimizin ilk yıllarında müzikle ilgileniyordu. Daha sonra müziği bırakarak, tamamen gençlerin eğitimi ve muhtaçlara yardım için derneğe geçti. Bir yetimi sevindirmek, başını okşamak, ilgi göstermek onun en büyük mutluluğuydu. Fakir ve muhtaçlara yardım etmek ona huzur veriyordu.

Eşim daima hizmet ile hemhâl idi ve “Ben kendimi bu yola feda etmişim, ben İslam-Kur’an hizmetçisiyim. Kimileri gibi akşam eve gelip televizyonun karşısında oturup, çayını-çerezini yiyen, eşinin dünyalık istekleri için çabalayan, hırsla para peşinde koşan bir insan olmak istemiyorum.” diyordu.

Yine bir gün eve geç gelmişti. Oturduk beraber, anlattı; “İslam davası çok aziz, çok yüce ve mübarek bir davadır. Bizim de bu dava için bazı fedakârlıklar yapmamız gerekiyor. Sadece rahatımızı düşünmemiz asla kabul edilemez. Ben her zaman İslam’a, Kur’an’a hizmet eden bir fert olacağım. Bana yardımcı ol ki benim yaptığım bütün hayırlı işlerden sen de sevabını alasın” dedi.

Eşim camide olmayı, cemaatle namaz kılmayı, sabah namazından sonra Kur’an-ı Kerim okumayı seviyordu gerçekten. Özellikle sünnet ve nafile namazlarına önem veriyordu.

Gençlere, cemaatle namaz kılmanın, Kur’an okumanın, infak etmenin ve kitap okumanın önemini hatırlatırdı.

Kitap biriktirmeyi değil de kitap okumayı seviyordu. Beğendiği kitapları bana da tavsiye ediyordu. Dergi ve gazeteleri de takip eder, Müslümanların gündemden haberdar olmaları gerektiğini dile getiriyordu.

Kendi çocuklarına da vakit ayırır mıydı?

Çocuklarına elinden geldiğince vakit ayırmaya çalışır, özellikle namaz ve Kur’an dersi üzerinde çokça dururdu.

Çocukların ihmal edilmemesi gerektiğini söyler ve onlara apayrı bir önem verirdi. ‘Onlar bizim geleceğimizdir’ der ve onlara çokça vakit ayırırdı.

6-8 Ekim olaylarından nasıl etkilenmişti?

6-8 Ekim olaylarında Yasin Börü ve arkadaşlarının şehadeti eşimi derinden etkilemişti. Yasin Börü, onun çok sevdiği ve değer verdiği bir öğrencisiydi. Henüz bir çocuk olması ve çocuk bedenine yapılan onca işkenceleri unutamıyordu. Yasin’in resmini çocuklarımıza gösteriyor ve unutmamalarını istiyordu.

Tehdit edildiğinden haberdar mıydınız?

Tehdit ve takip edildiğinden haberdardık. Ancak o bunlara aldırış etmezdi. Hizmeti bırakmayı ve buralardan gitmeyi asla düşünmedi. “Bizler boyun eğip gidersek meydan İslam düşmanlarına kalır.” diyordu.

Şehadet arzusunu dile getirir miydi?

Bir gün beraber oturuyorduk. Bana şöyle dedi, “Allah’tan üç şey istiyordum. İki tanesi gerçekleşti. Üçüncüsü kaldı.” Sordum nedir diye. “Birincisi evlilik, ikincisi çocuk sahibi olmak… Bunlar oldu.” Üçüncüsü nedir diye sorduğumda ise ‘şehadet’ dedi.

Yine bir gün “dua et, şehit olayım” dedi bana. Ben de hani ölümünü istemediğimden ‘asla böyle bir şey için dua etmem’ dedim. O da, ‘sen bana dua etmesen de ben bu duayı her zaman edeceğim, Allah bana şehadeti nasip etsin’ dedi.

Şehadet arzusunu açıktan dile getiriyordu. Bazen, ‘sevdiklerim teker teker gittiler, bir ben kaldım dünyada’ diye içerlenirdi. Kabristana çokça gider, şehitlerle adeta dertleşirdi.

Evde olduğu zaman bazen de ellerini açar ‘Allah’ım yaşlanarak, hastalanarak, yatağımda iken bana ölümü nasip etme. Bana ölümlerin en güzeli olan şehadeti nasip et!’ diye dua ederdi. Hatta çocuklarını da yanına çağırdığı zaman bile onlara sarılarak, ‘inşallah benim çocuklarım da şehit olur.’ Derdi. Ben de, kendin için ediyorsun bari evlatlarım için etme. Ben anneyim dayanamam, derdim.

Son hamileliğimde sorardı, ‘ne zaman dünyaya gelecek’ diye. Diğer çocuklarımda hiç bu kadar sormamıştı. Ben iki ay kaldığını söyleyince, ‘çok var, daha çok…’ demişti.

Çok merak ediyordu, çocuğumuzun kız mı erkek mi olduğunu. Kız olursa Esma, erkek olursa şehit Yasin’in ismini koymak istiyordu. Telefonunun kapak resmini de Yasin Börü’nün resmi yapmıştı.

Çocuğunu görmeyi çok istiyordu, kısmet olmadı.

Şehadet zamanına yakın, ruh hali nasıldı?

Şehadetinden iki gün önceydi. Ben mutfakta çay hazırlıyordum. Yanıma geldi biraz durduktan sonra, ”Az kaldı, az kaldı…” deyip gülerek çay içti.

Son zamanlarda eve geldiği zaman, ben onun yanına oturup kalkmak istemiyordum. Sanki büyük bir özlem vardı. Çok uzak bir yolculuğa çıkacakmış gibi geliyordu bana.

Şehadet haberini nasıl aldınız?

Annem gelmişti o gün bize. Dedi ki şehirde olaylar olmuş, herhalde birisi vurulmuş. Dedim üzülme, televizyonu açarım, kim olduğunu öğreniriz. Televizyonu açtıktan sonra ben mutfağa geçtim. Kızım bağırdı arkamdan, ”Anne, babam!” diye…

Onlar her ne kadar değerli insanları bedenen ortadan kaldırmaya çalışsalar da hiçbir zaman başarılı olamayacaklar. Çünkü baştan kaybetmişlerdir. Allah’ın izniyle kazanan bizleriz.

Çocuklarınıza babalarının yokluğunu nasıl izah ediyorsunuz?

Eşimin şehadetinden sonra da çocuklarım çok merak ediyorlar. Soruyorlar,”Anne neden sürekli ağlıyorsun. Artık bizim babamız yok mu? Anne yetim nedir?” diye. Ben de elimden geldiğince anlatmaya çalışıyorum. Rabbimin izniyle çocuklarım da inşallah babalarının izinden, İslam yolundan yürürler.

Çocuklarıma şehadeti, ölümden sonraki hayatı anlatıyorum ve babalarının bizi orada beklediğini, sabredersek cennette buluşacağımızı sürekli hatırlatıyorum.

Şehit eşi olmak nasıl bir duygu?

Böyle değerli bir şahsiyetin eşi olmak, her zaman bana gurur veriyordu. Şehadetinden sonra da başımız diktir ve onunla gurur duyuyoruz. Elimden geldiğince çocuklarımı da İslam terbiyesi ile büyütmeye özen gösteriyorum inşallah. Bu şeref bize dünyada da ahirette de yetecektir.

Teşekkür ederiz…

Rica ederim. Allah sizlerden razı olsun.

Röportaj: Remziye Çelik | Nisanur Dergisi | Aralık – 2017 - 73. Sayı

 


 
18-12-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.