Bir Dava Adamı; Hasan El Benna

Esra Gülşahin
Bir hayatın biyografisine başlarken ilk defa bu kadar zorlandım. Öyle dolu bir hayat ki karşımdaki, yazmak güçleşti, ‘kelam hangi yanı alsa diğer yan boş kalacak, hangi yöne değinse diğer yönü de değer kazanacak aslında’ diye karışıklığa gitti. Sahi Hasan El Benna’nın neyinden bahsetsek? Merhameti, cesareti, hilmi, derdi, davetteki başarısı, azmi, mücadelesi, sevdası... Ya da hayatının şahit tutulacağı şehitliği...
Bir hayatın biyografisine başlarken ilk defa bu kadar zorlandım. Öyle dolu bir hayat ki karşımdaki, yazmak güçleşti, ‘kelam hangi yanı alsa diğer yan boş kalacak, hangi yöne değinse diğer yönü de değer kazanacak aslında’ diye karışıklığa gitti. Sahi Hasan El Benna’nın neyinden bahsetsek? Merhameti, cesareti, hilmi, derdi, davetteki başarısı, azmi, mücadelesi, sevdası... Ya da hayatının şahit tutulacağı şehitliği... 
 
43 yaşına kadar sözle eylem bütünlüğünü, gayret ve azmin resmini, ihlas ve samimiyetin karesini, hep koşmanın ve adanmanın portresini, her şeyden geçip rıza-ı lillah mayasıyla kavrulmanın adresini bize bariz bir şekilde hayatıyla göstermiş ve ispatlamıştır. O’nun derdi öylesine büyüktü ki bu kendi ülkesiyle sınırlı kalmamış, İslam’ın sesini dünyanın birçok yerinde duyurmayı başarıp ve teşkilat olarak çalışmalarını mükemmel şekilde sürdürmüştür.
 
Evet, belki hala zafer nasip olmamış ancak onun atmış olduğu tohum, meyvesini ‘adanmış ihvanlar’ olarak vermiştir. Halkın özgür gönüllerinde oylar hakikate iken, zalim bu gönülleri susturmak için ihvan yöneticilerini zindana mesken etmiştir. Ancak onların duruş, teslimiyet ve imanları en büyük zaferdir. Görsellik anlamdaki zaferi de Rabbim nasip edecektir, inanıyoruz.
 
Şimdi özet şeklinde Hasan el Benna’nın hayatından akisler sunalım. Akabinde bilhassa gençlere ilham olacak ‘gençliğine’ değinerek payemize düşen dersi olabildiğince öncülüğe koyup zamanın El-Benna’ları olmaya azmedelim.
 
Hasan El-Benna 1906’da Mısır’ın Mahmudiye kasabasında dünyaya gelir. İlk ve orta tahsilini kendi kasabasında yaptıktan sonra Kahire’ye gidip yüksek tahsilini orda yaparak Darul İlim Fakültesi’nden mezun olur. Babasının hadis, fıkıh, itikat, dil gibi şeriatın alt dalları konusunda değerli eserleri ihtiva eden kütüphanesinde de bolca vakit geçirir. Hayatında gördüğümüz en büyük husus, küçük yaşından itibaren İslam’ı dert edinmiş ve cemiyet, tarikat, teşkilatların içinde bulunarak ‘dava adamı’ diyeceğimiz konuma erişmesidir. Öğretmenlerinden Muhammed AbdulHalik Efendi bir cemiyet kurmaları noktasında yardımcı olarak onun ve arkadaşlarının faaliyetlerini yürürlüğe kavuşmasını sağlar.
 
Hatta bu cemiyetin işlenen kötü eylemlere belirledikleri cezalar şöyledir: Anneye küfretmenin cezası; 2 lira, babaya küfretmenin cezası; 2 lira, dine küfretmenin cezası; 2 lira, arkadaşa küfretmenin cezası; 1 lira…
 
İslam ahlakının bir gençte nasıl olması gerektiği ve buna gösterdikleri önemi cemiyetin hazırladığı ceza listesinde görmekteyiz. Yine başka bir cemiyette ihlaslı niyetle toplumdaki yaraları sarma amaçlı kurulur. Böylece cemiyet kasabada kim günah işliyor, namazını tadili erkânına göre kılmıyor ya da orucunu tutmuyor ise ona mektup yazarak ıslah çalışmasında bulunur. 
 
Hatta çok sonraları İsmailiye’de öğretmenlik görevini yaparken arkadaşlarıyla fikir birliğine varıp beraber kahvelere giderler, kahvede vakit öldüren Müslümanlara büyük bir hoşgörü ile sokulur ve günün birinde bir kaçını toplayıp namaza alıştırmaya muvaffak oluyorlar. Kahvelerde sohbet vermeye başlayan Üstad, günde 20’ye yakın kahvehanede İslam’ı anlatır. Daru’l Ulum öğrencisi iken hocasının “Eğitim görmendeki en büyük hedefin nedir ve bu hedefini gerçekleştirmek için kullanacağın araçlar nelerdir?” şeklinde sorusuna şöyle karşılık verir. “Eğitimimi tamamladıktan sonra biri özel biri de genel olmak üzere iki büyük hedefim var. Özel olanı, ailem ile akrabalarımı mutlu etmek ve elimden geldiği kadarıyla sevdiğim arkadaşlarıma vefa göstermektir. Genel olanı da şudur; mürşit bir öğretmen olacağım. Gündüzleri çocukları eğitirken geceleri ise onların babalarına dini hedeflerini, mutluluk ile sevinç kaynaklarını öğreteceğim. Bunları konuşmalarla, tartışmalarla, teliflerle, kitaplarla, gezi ve seyahatlerle yapacağım. İkinci hedefimi gerçekleştirmek için araçlarım azim ve fedakârlıktır. Bir şeyleri ıslah etmek isteyen kişi için bu ikisi gölgesi gibi olmalıdır. Başarısının da sırrı buradadır. Bu iki hasleti taşıyan biri de hiçbir zaman küçük düşecek veya itibarını zedeleyecek bir duruma düşmez.”
 
Hayatının özetini, hayatının şahitlik edeceği eylemleri bu açıklamasıyla yeterince ifade etmiş olur.
 
Özellikle okul hayatında göze çarpan örnek davranışlarından birisi cemaatle namaz kılmaya önem vermesidir. Bazı öğretmenleri okul disiplinini sağlamak için dersten çıkıp ezanı okumasını istemezler. Ancak Hasan el-Benna öğretmenlerinin bu yanlış tutumuna aldırmaz ders saatinde olsa bile çıkıp vakit namazı için ezanı okur, öğretmenine de: “Yaratana isyan konusunda yaratılana itaat olmaz” der. Bu konuda da öğretmeniyle öyle keskin bir tartışmaya girer ki öğretmen ondan kurtulmak için izin vermekten başka bir çare bulamaz. Özellikle öğle vakitlerinde eve gitmez, öğrencilere namaz kıldırmak ve onlarla ilgilenmek için okul bahçesinde bekler. 
 
Yine kıyafet noktasında da hassas davranır sarık takıp, hacıların giydiği terlikleri giyer ve giysisinin üzerine de beyaz hırka atar. Hatta bir gün milli eğitim müdürü onun bu halini görünce; “Neden öyle giyiniyorsun?” diye sorar. Hasan el-Benna; “Sünnet olduğu için öyle giyiniyorum” karşılığını verir. Müdür; “Diğer bütün sünnetleri yerine getirdin de giysi konusundaki sünnet mi kaldı?” deyince, Hasan el-Benna; “Hayır! Diğer sünnetler konusunda kusurluyuz. Ancak yapabildiklerimizi de yaparız” der. Müdür: “Ama bu şekilde okul disiplinini bozmuş oluyorsun” deyince, Hasan el-Benna: “Efendim, neden bozmuş oluyorum ki? Okulun disiplininin sağlanması okula devam etmekle olur. Oysa ben hiçbir dersi kaçırmış değilim. Okul disiplinini sağlamak iyi bir ahlakla olur. Allah’a şükür bu konuda öğretmenlerim benden çok memnunlar. Okul disiplinini sağlama öğrenme ve çalışmakla olur. Oysa arkadaşlarım içinde en başarılı kişi benim. O halde nasıl oluyor da okul disiplinini bozmuş oluyorum?” karşılığını verir.
 
Camilerin boş olduğu, sadece vakit namazlarını yaşlıların doldurup da, boş vakti olduğu halde cami cemaatine katılmayan gençlere örnektir El-Benna. Hakeza günümüzde kıyafetlerin kız/erkek İslam’dan soyutlandığı dem de Üstad’ın nefsinin, toplumun etkisinden sıyrılıp İslam’ın razı olacağı şekilde giyimine dikkat etmesi de takdire şayan ve emsaldir...
 
Ve en nihayetinde dünyada sesi duyulacak ve çığır açacak Müslüman Kardeşler kurulacaktır. O sıralar İngilizlerin Mısır’ı işgaliyle önü alınmaz bir misyonerlik faaliyeti başlamıştır. En çokta bunu önlemek ve gençleri bu tehlikeden kurtarmak için Üstad ve altı genç olarak adına “Müslüman Kardeşler” diyecekleri cemiyeti kurarlar. İhlas üzere kurulan bu yapı gönülleri fethetmiş ve özellikle kahvelerde tıklım tıklım halkın çoğaldığı ve hatta müşteri kazanmak için diğer kahvelerin de Üstad’ı davet ettiği anlatılır. 
 
Ezher, halk, üniversite, sufi, doktor ve mühendislerin dillerinden ayrı ayrı anladığı için davet noktasında bu kadar başarıya ulaşır ve insanları bu denli etkiler. İngilizler Üstad’ın bu denli etkili olmasında menfaatlerine yaramayacağını düşünüp uyanışa geçerler. İkinci Dünya Savaşı’n da Mısır sıkıyönetim ilan etmiş ve İngiltere’nin yanında olduğunu duyurmuştu. Müslüman Kardeşler savaşa katılmasına karşı çıkarırlar. Mısır, İngiltere safında olduğunu belirtmiş ancak savaş için de yer almaz. Ve bu durumdan İngiltere rahatsız olup ve bu durumun en büyük engeli olarak Müslüman Kardeşleri görüp işe Hasan El-Benna’nın arkadaşlarını idari makamdan uzaklaştırmakla başlar. 
 
10 Kasım 1948’te İngiltere, Amerika ve Fransa elçileri gizli bir toplantı yapılıp, bu toplantıda İngiliz elçisinin Müslüman Kardeşlerin feshedilmesi için hükümete başvurması kararlaştırılır. Ve 12 Şubat 1949 yılında arkadaşı ile birlikte taksiye binerek evden çıkarlar. Yola çıkınca her yerin karanlık olduğunu görür. Cadde üzerindeki kahveler boşaltılmış ve sadece o malum taksiye binsin diye trafilk durdurulur. İmam kapıda duran taksiye biner binmez kurşunlar boşaltılır ve caniler kaçar. Yaralanır ve hastaneye kaldırılır ancak tedavi için gelen Müslüman doktorlara izin verilmez ve böylece şehit olur. 
 
Hasan El-Benna bir destandır. Tarihe yazılmış ve zamana hayatını bu denli nakşedecek ender şahsiyetlerdendir. Bu kadar etkin, faal ve kalplere tesir edecek yönünü şüphesiz İslam’ı bu kadar yaşıyor oluşuna bağlarız. İslam’ı hayat merkezine alıp, gönüllere ulaştırma derdiyle de dertlenince topluma etkisi büyük oluyor. 
 
Hasan El-Benna bir devrimdir. Hayatından alacağımız derslerin fazlalığı, yaşandığı takdirde topluma ne büyük şahsiyetler kazandıracağı müşahede edilmelidir. En çok yoksun olduğumuz güzel davet metotlarını öylesine işlemiş ki, ülkeleri etkilemiş; strateji, plan ve programları düşmanları öfkelendirmiş ve büyük bir tehlike unsuru olarak görülmüştür düşman gözünde. En büyük özelliği mezhep, meşrep, din, cemaat unsurlarıyla kardeşliğe zarar veren hususlarda o yoluna bakmış ve her zamanda kardeşliği ön planda tutmuştur. 
 
Şehadetin bu kadar yakıştığı, bu layık makamı gerçekten hak eden Üstad’ın hayatından ölümüne kadar ki süreci emsallerle doludur ve buraya aldığımız sadece küçük bir bölümüdür.
 
Bilhassa gençlere önderlik yapacak/yapmalıdır. Özellikle genç beyinlerin karmaşıklığa sürüklendiği, İslam’dan başka dertlerle ilgilenip, davet noktasında da birçok sıkıntı yaşadığı şu zamanda Üstad’ın yolundaki metotlara bakılmalıdır.
 
Zamanın El-Benna’sı olma mücadelesi verilmelidir. Her zamanda böyle şahsiyetlerin varlığı ümmet açısından kazanım olacaktır. Bu açıdan hedef ve gaye Üstad kadar büyük olmalıdır. Rabbim Üstad’ın yolundan gitmeyi ve zamanımızda Üstad gibi şahsiyetler yetişmesini nasip etsin. Şehadetini mübarek eyleyip, kanının bereketini günümüz Müslüman yaşantılarına aksettirsin.
 
Baki Muhabbetle...
 
Esra Toprak | Nisanur Dergisi | Şubat 2017 | 63. Sayı
 
22-02-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.