Bir Hiç Olarak Kalmak İster miydin?

Elif Yüksek
Gel ey nefsim! Gel de sınır bil… Şu fani dünya hayatında hududullahı ne denli korursan baki olan ahiret hayatında o derece özgür olacağını aklından bir an bile çıkarma…
Ey nefsim! Sen hiç yokken, yokluğun ve hiçliğin en namütenahi yerinde bir hiç olduğunu bile bilmezken; hiçliğin sinesinden alıp varlığın zirvesine ulaştırdı rabbin seni… Hiçlikten azade var eyledi… Yokluğun dipsiz ve karanlık kuyusunda ufacık bir hiç olarak kalabilirdin… Varlığın nefaset kokusunu hiç mi hiç duymayabilirdin… Var ediliş serüvenine hiç kapılmayabilir; sırlar ve güzelliklerle dolu bu yolculuğa hiç çıkmayabilirdin…

Düşün ki; bir zamanlar annenin rahminde ufacık bir cenindin! Ne hissediyordun o an? Neler düşünüyordun. Sonra doğdun, yavaş yavaş büyüdün. Birkaç aylık iken ne düşünüyordun? Sonraları bir yaşına bastın. Bir buçuk iki derken, ne hissediyordun? Ya şimdi? Büyüdün; gençlik belki de olgunluk çağındasın! Şimdiki hislerinle onları kıyarlar mısın? Annenin, babanın, yakın akrabalarının yakinen tanık olduğu o dönemlerin sende bir çağrışım bile uyandırmaması, o anları hatırlamıyor oluşun seni rahatsız etmiyor/üzmüyor/incitmiyor mu? O anki hislerini merak ettiğin olmuyor mu hiç? Oysa annenin rahmine düşürülmemiş, halkedilmemiş de olabilirdin! Ama öyle olmadı! Hiç olarak kalmadın…

Bir hiç olmayı, öylece kalmayı değil; var olmayı, yaşamayı layık gördü sana rabbin! Ana rahmine özenle yerleştirdi seni. Doğumunla beraber sabırlı ve vefalı bir hizmetçi edasında sevgi ve şefkat abidesi anneni hami kıldı sana. Görünürde hamin annen babandı. Ancak seni asıl koruyan rabbindi ey nefsim! Seni hiçlikten çıkarıp var eylediği gibi şu dünya hayatında bir hiçe dönüşmeni değil varlığın hikmetine erişmeni diledi. Bu nedenle de bir sınır çizdi sana. Şefkat abidesi annenin bebekliğinde zarar görmeyesin diye etrafına ördüğü duvarlar misali, sonunda incinmeyesin diye yağdırdığı ‘yapma’lar, ‘etme’ler, ‘dur’lar misali; o derece şefkatli, o derece elzem bir o kadar senin için/yararına kurallar belirledi…

Yasaklar yoktu esasen! Hiç mahrum bırakılmadın hakikatte… Mahremiyet alanın mahrumiyet alanından kat be kat genişti normalde… Ancak sen ey nefsim, yaramaz bir çocuk edasında ateşe değdirmeye çalıştın elini… Adımlarını boşluğa atmak istedin hep… Tutunacak gücün olmadığı halde yükseklere tırmanmak için didindin… Annen ise sevgi dolu sesi, şefkat dolu bakışlarıyla hep yanı başında belirdi. Sen se kızdın, küstün kimi kez bağırdın... Zira bilmiyor, anlayamıyordun!

İşte şimdi ey nefsim! Annenin yasaklarının nedenini de biliyorsun; rabbinin sınırlarının hikmetini de… Öyle değil mi?

Yoksa sen de kimi kıymet bilmezlerin, nankörlerin, körlerin, vefasızların düşündüğü gibi mi düşünüyorsun? Eylemlerin onlarınkine eş mi yoksa? Helal dairesi genişken ve tüm keyiflerine de kâfi iken harama mı meylediyorsun? Özgürlüğe adandığın halde mahkûmiyeti mi tercih ediyorsun? Var edilişine uygun/layık bir hayattan kendini mahrum bırakmayı mı yeğliyorsun?

Söylesene ey nefsim! Sen de haramlarla çevrili zindanın bir mahkûmu olarak hürriyetten ve letafetten mahrum kalmayı tercih edenlerden misin? Kendi mahkûmiyet ve mahrumiyetine bir de yakınlarını dâhil eden gafillerden mi olmaktasın?

Sakın ha! Sakın ey nefsim… Sakın ki; sandığın gibi değil birçok şey. Zannettiğin gibi değil… Çekiciliğiyle başını döndüren o romantizm; dizilerde, filmlerde gördüğün, bir yerlerde okuduğun kadar masum değil. Üstelik elini değdirdiğinde seni cayır cayır yakacak türden. Ne var ki cazibesine kapılıp tüm ihtarlara rağmen o yöne döndüğün andan itibaren; ne hislerin ne bedenin ne düşüncelerin ne de yüreğin umduğunu bulacak! Ne gönlün ne de yanan elin soğuyacak…

Sana usul usul, gönlünce eğlenmeni ve dilediğince gezip tozmanı salık verenler, sandığın gibi iyiliğini düşünenler değil! Mutlu ve özgür olman değil onlar için mühim olan; sinsi planlarına ne derece alet olduğunun derdindeler. Bunu hiç fark etmeyebilirsin ya da anladığında iş işten geçmiş olabilir, aman ha…

Sevgi ve muhabbeti eşinden/helalinden gayrı lanse edenler; gönül sızını giderme niyetinde değiller. O sevgiler uzaktan hissedildiği gibi gerçek değil; sahteler. Çoğu kez çakma, çıkma, atma ve sanal sevgiler… Esasen sevgi değil evginler. Ve senden saadetini ç/alma telaşesindeler… Onlar için; geçici –birkaç dakikayı geçmeyen- hazlar için değer mi, hayat arkadaşına kıymana? Onu sevginden, ilginden, tebessüm ve tecessümünden mahrum bırakmana neden olan o haramlar; seni de onun çıkarsız ve saf muhabbetinden ve dahi ebedi cennet yurdundan mahrum bırakmakta. Farkında değil misin?

Şefkat ve huzuru evinden/çocuğundan başka yerde işaret edenler; yüreğini sükûna erdirme gayretinde değiller. Madden ve manen yetim/öksüz bıraktığın yüreklere kin ve isyan ekmeye azmetmişler. Ve en başta ona, seni hedef göstermekteler… Onlar için; bedeninden ve beyninden nemalanmaya çalışanlar için değer mi gönlünün meyvelerini çürütmene? Onları şefkatinden, alakandan, destek ve teşvikinden mahrum bırakmana neden olan o mekânlar; seni de –belki de en çok ihtiyaç duyacağın dönemde- sıcak yuvandan ve aile muhabbetinden mahrum bırakmakta. Seni, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşine –çıra olmaya, yanmaya- hazırlamakta. Bilmez misin?

Gel, arınanlardan ol! Gel, mahremiyetin ihlalini asıl mahrumiyet olarak bilen/gören erlerden ol. Gel, alçalanlardan olmaktansa yükseklere dik gözünü! Hem kendine hem de sevdiklerine; sonsuz ve meşakkatsiz bir hayat olan cennet hayatına ulaşmayı hedef edindir…

Gel ey nefsim! Gel de sınır bil… Şu fani dünya hayatında hududullahı ne denli korursan baki olan ahiret hayatında o derece özgür olacağını aklından bir an bile çıkarma…

Hem düşünsene; sana yokluğa mahkûm etmeyecek kadar kıymet veren rabbin, varlığa layık lezzetlerden hiç mahrum etmek ister mi seni? O (CC), sonsuz kudretinin bir ayinesi olarak halketti seni; hiç şeytani/malayani hislerin esiri olmana razı gelir mi? Bunun içindir ki; bıkıp usanmadan evladını uyaran/kollayan bir anne misali, türlü vesilelerle uyarmakta seni. Oysa en merhametli bir annenin şefkati; O’nun şefkatinin ancak yüzde birinin bir tecellisi…

Demem o ki ey nefsim! Şeytan (aleyhilla’ne), anne ve babanı kandırdığı gibi seni de kandırmaya meylettiğinde (ki her an meyletmekte); özgürlük ve ölümsüzlük vaadi ile aklını çelmeye çalıştığında (ki her vesileyle çalışmakta) ona uyma… Ola ki uyarsan hatanda ısrar etme; ihlas ile tevbe et. Zaten göreceksin ki; anne ve babanın düştüğü hal misali, asıl mahrumiyeti mahremiyeti çiğnediğin an yaşadın ve yaşattın. Öyle ya, onlar hem ipek giysilerinden hem envaı çeşit taamlardan hem de rahat yurtlarından; haram dairesine girdikleri andan itibaren oldular. Ancak ne hatalarında ısrar ettiler ne de halis bir tevbeden geri durdular. Onlar günahlarını itiraf ile af dilendiler; kurtuldular…

İşte bu yüzden düşmanını iyi tanı, yöntemini iyi kavra ey nefsim! Bil ki seni davet ettiği her yer zindan, sana zindan gibi gösterdiği her yer devran…

İşte bu yüzden rabbini de iyi tanı, muamelesini iyi kavra ey nefsim! Anla ki seni davet ettiği her yer saray, her şey hayır; men ettiği her yer zindan ve her şeyin sonu hüsran…

Elif Yüksek / Nisanur Dergisi - Nisan 2015 (41. Sayı)
 


 
25-04-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.