Bir Hidayet ve Öze Dönüş Öyküsü

Röportajlarımız
Kıymetli okurlarımız, bu ay sizlerle bir hidayet ve öze dönüş öyküsünün kahramanı olan Fatma Kaymakçı Hanım’ın hayatından kesitler paylaşmak istedik. Türkiyeli bir Müslüman olan kocasıyla tanıştıktan sonra bir buçuk yıl süren sorgulama ve araştırma sonucu İslam’ı seçen...
Kıymetli okurlarımız, bu ay sizlerle bir hidayet ve öze dönüş öyküsünün kahramanı olan Fatma Kaymakçı Hanım’ın hayatından kesitler paylaşmak istedik. Türkiyeli bir Müslüman olan kocasıyla tanıştıktan sonra bir buçuk yıl süren sorgulama ve araştırma sonucu İslam’ı seçen Fatma Hanım, kocasının geçmişte dindar bir genç olmasına rağmen Avrupa’ya geldikten sonra inşaat ortamında kendi kılıfına çekildiğini ve adeta kendisine uzanacak bir eli beklediğini dile getiriyor ve ekliyor; “Belki de benim hidayetim için uğraşmasından dolayı Allah (CC) da onu bu şekilde (özüne dönüşünü sağlayarak) ödüllendirdi.”

“İslami olmayan bir yaşamın örnek alınacak bir tarafı yoktur. Belki ibret alınacak yönleri vardır” diyen Fatma Hanım İslam’ın ne derece güzel ve adil bir din olduğu vurgusunu yaparken şöyle bir tespitte de bulunuyor; “Bu gün Müslüman olmayan birçok kadın, İslami aile ortamındaki güven ve hoşgörüyü görürlerse eminim ki Müslüman olurlar.”

Sizleri; Allah-u Teâlâ’nın bahşettiği bu mükemmel dine sahip çıkmak gerektiğini belirten Fatma Hanım ile yaptığımız söyleşiyle baş başa bırakıyoruz…

Fatma Hanım, kendinizi bize tanıtır mısınız?

Müslüman olmadan önce ismim Nicoleta Leca idi. İslam ile beraber Fatma olarak değiştirdim elhamdulillah. 26 Mart 1987 yılında Romanya’nın Merei şehrinde doğdum. Çocukluğum 6 yaşına kadar Merei’de geçti. 6 yaşında babamın vefat etmesi ve birazda maddi sıkıntıdan dolayı köyde bulunan anneannemin yanına yerleştik. 20 yaşında iken tanıştığım eşimle dürüstlüğünden dolayı evlenmeyi kabul ettim ve bir buçuk yıl sonra da Müslüman oldum. Şu an eşimle Paris’te yaşıyoruz. 2 kızımız bir de 6 aylık oğlumuz var…

Allah Salihlerden eylesin. Peki, Müslüman olmadan önce mensubu olduğunuz din hangisiydi?

Hristiyan dinine mensuptum. Ancak kiliseden uzak ve çok mutsuz bir Hristiyan’dım.

“SAKLAMBAÇ MI OYNUYORSUNUZ?’’

İslam ile nasıl tanıştınız, bizimle paylaşır mısınız?

Yaklaşık sekiz sene önceydi. Arkadaşlarımla birlikte bir kafeteryada kahve içerken Müslüman bir gençle tanıştım. Bu gençle arkadaşlar ortamında görüşmemiz bir süre devam ettikten sonra evlenmeye karar verdik. Bana karşı çok şefkatli olması ve beni sürekli kötü şeylerden korumasından dolayı ondan çok etkilenmiş ve onunla evlenmeyi kabul etmiştim. Böylece 2007 senesinde evlendik ve bu onun için çok zor zamanların başlangıcı olacaktı…

Eşim bana İslam’ı anlattıkça, ben bir cevaptan bin soru çıkarıyordum. Ama o sabredip İslam’ı sakin bir şekilde anlatmaya devam ediyordu. Bir buçuk senenin sonunda benimle baş edemeyince; o sıralar yeni tanıştığı bazı Müslümanlardan bu konuda yardım istemiş. Bu, aslında eşim için özüne dönüş benim için de hidayetin başlangıcı olacaktı. Zira geçmişte dindar bir genç olan eşim, Avrupa’ya geldikten sonra inşaat ortamında kendi kılıfına çekilmiş, adeta böyle kendisine uzanacak bir eli ya da bir kıvılcım beklemiş... Belki de benim hidayetim için uğraşmasından dolayı Allah (CC) da onu bu şekilde ödüllendirdi. Kendisi tanıştığı bu Müslümanların hanımlarıyla beni tanıştırdı…

Bir keresinde Müslüman bir aileye misafirliğe gittik. O insanların yaşantıları tuhafıma gitti. Zira evin kadınları tesettürlü idiler ve yabancı erkeklere görünmüyorlardı. Onlara “Saklambaç mı oynuyorsunuz?’’ diye sordum. “İsterseniz ben gidip yemeyi servis yapayım” diye gönüllü çıktım. İzin vermediler ve bana İslam’ı anlatmaya başladılar.

Başka bir sefer de aynı evde “Yakışıyor mu” diye başımı örttüler. O arada başı açık halimden utandım. Öyle ki utancımdan başımdaki örtüyü çıkaramadım. Üstelik bana bir kaç tane başörtüsü hediye ettiler. O akşam eve gittiğimde başımı açtım; o kadar sıkıcı geldi ki bir daha takmam diye düşündüm. Ertesi gün sabah kalktığımda aynanın karşısına geçtim. Doğrusu açık halimle kendimden utandım. Bu halimle nasıl dışarıya çıkarım, dedim kendi kendime. Hâlbuki o güne kadar hep öyle yaşıyordum. Utandım ve başımı yeniden örttüm. Eşim gözlerine inanamadı. Sonra dışarı çıkıp başörtüsü almaya gittim ve iki gün sonra Müslüman oldum. Eşim bu durumdan faydalanıp İslam’ın temellerini öğretmeye başladı. O günden bu yana İslam’ı yaşamaya başladım. Ama kendime aldığım tesettür elbisesi çok şık ve dar idi. “Acaba bu şekilde giyinmek Allah’ın katında uygun mudur?’’ diye Kur’an’ı Kerim’de araştırmaya başladım ve bu ayetle karşılaştım:

“Ey peygamber! Zevcelerine ve mümin kadınlara söyle; evlerinden dışarı çıktıklarında örtülerini –başlarından aşağıya gelecek şekilde- örtsünler…” (Ahzab / 59)

Eşime sordum, “Bu ayetin kastı ne?” diye. Eşim “Aslında kadınların örtünmesi gereken şekil budur. Ama sana ağır gelir diye bu yönde bir şey söylemedim” dedi. Bense “Ne yani! Ben cehenneme odun taşırken sen de bana yardımcı mı oluyorsun? Doğru neyse, inşallah onu yapacağım’’ dedim. O günden sonra çarşaf giydim ve bu kararımdan ötürü hiç pişman değilim. Şu anda İslam’ın temel esaslarını öğrenip uygulamaya çalışıyorum elhamdülillah.

Allah muvaffak kılsın! Peki, ailenizin bu kararınıza yaklaşımları nasıl oldu?

Küçük yaşıma rağmen yalnız başıma yurt dışında, devletin verdiği bursla okuyup başımın çaresine baktım. Zaten Müslüman olduğumda kimsenin benim üzerimde fazla otoritesi yoktu. O yüzden fazla bir zorlukla karşılaşmadım.

“İSLAMİ OLMAYAN BİR YAŞAMIN ÖRNEK ALINACAK BİR TARAFI YOKTUR”

Geçmişinizle alakalı okuyucularımız açısından faydalı gördüğünüz bilgileri bizimle paylaşır mısınız?

Öncelikle belirtmek isterim ki; İslami olmayan bir yaşamın örnek alınacak bir tarafı yoktur. Belki ibret alınacak yönleri vardır. Şiddetin, dayağın, alkolün olduğu bir ortamda pek örnek verilecek bir şey olmaz, takdir edersiniz ki…

Ancak Müslüman bacılarıma söylemek isterim ki; güven ve esenlik dolu ailelerinizin kıymetini bilin! Bu gün Müslüman olmayan birçok kadın, İslami aile ortamındaki güven ve hoş görüyü görürlerse eminim ki Müslüman olurlar.

Yine Müslüman kardeşlerime demek isterim ki; huzur ve muhabbet dolu ailelerinizin kadrini bilin! Bu gün Müslüman olmayan birçok erkek, sizin aile ortamlarınızdaki muhabbet ve paylaşımı görürlerse eminim ki Müslüman olurlar.

“İSLAM’DA KADIN EVİNİN HANIMEFENDİSİDİR”

İslam dininde sizi en çok etkileyen nedir?

İslam’da beni en çok etkileyen şey kadın-erkek arasındaki adalettir. Avrupa’da ve Hristiyanlıkta özgürlük ve eşitlik adına kadınlar sömürülüyor. Kadının anatomisi ve yaratılışı erkekten farklı olmasına rağmen, erkeklerden beklenen sorumlulukların tümü kadınlardan da isteniyor. Mesela erkekten farklı olarak anne bebeğini aylarca karnında taşıyor; çocuk onun kanından ve sütünden besleniyor. Ancak erkek gibi dışarıda, işte koşturmak mecburiyetinde bırakılıyor. En azından çocuğuna yeterince bakma, onu şefkatle büyütme hakkından mahrum bırakılıyor. Zira o gidip dışarıda çalışırken çocuğunu başkalarına/kreşlere bırakma mecburiyetinde kalıyor… Onun, erkekler gibi dışarıda bir işinin olması gerekiyor. Bunun gibi çok büyük haksızlıklara uğratılıyor.

Hâlbuki İslam’da böyle değildir. Kadın evinin hanımefendisidir. Evin geçiminden, dış içlerinden sorumlu değildir. İsterse, sevgi ve şefkat ile çocuklarına bakıp onları büyütür; dilerse, eşine evini, yemeğini muhabbetle hazırlar. Onun görevi ailede mutluluk ve huzurun kaynağı olmaktır. Haliyle asıl adalet ve eşitlik İslam’dadır.

“ALLAH VE RESULÜ’NE UYDUĞUMUZ MÜDDETÇE İSLAM KOLAYLIK DİNİDİR”

İslam dininde öncekine nazaran zorlandığınız durumlar oluyor mu?

İslam dinini uygulamakta hiçbir zorluk görmedim. Allah ve Resulüne uyduğumuz müddetçe İslam kolaylık dinidir. Tam aksine Hristiyanlığı yaşamakta zorluk çekiyordum. Çünkü Hristiyanlar kendi evlerinde ibadet etmezler. Kiliseye gitmeseler olmaz. Papaza pasta ve yemek götürmeseler olmaz. Şarap şişesi olmasa olmaz. Mum almak lazım ve tabi üzerine para koymak lazım… Yoksa papaz günahlarını affettirmez (işte bir cahillik örneği ve bunun gibi çok örnek var)…

Türkiye’ye gittiniz mi?

Evet, eşimle birlikte Türkiye’ye gittik…

“İSLAM’I KAYNAĞINDAN OKUYUP ÖĞRENMEK LAZIM!”


Oradaki Müslümanlara dair izlenimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Gittiğim ortamlarda fark ettim ki; Müslümanlar ellerinden geldiğince İslam’ı yaşamaya çalışıyorlar. Fakat bazı gelenek ve göreneklerini de İslam sanıyorlar. Hâlbuki İslam’ı kaynağından okuyup öğrenmek lazım! Kur’an ve sünneti okumak lazım. Hz. Resulullah (SAV)’ın ve sahabeyi kiramın hayatlarını güzel okumak lazım. Çünkü Hz. Resulullah’ın ve sahabeyi kiramın hayatları insanın düşünce yapısında güzel bir denge ve bir ölçü oluşturur. Nitekim ayeti kerimede “Allah’ın Resulünde sizin için güzel örnekler vardır’’, hadisi şerifte ise “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisini takip ederseniz hakikate ulaşırsınız’’ buyrulmaktadır…

İslam’ı ömrünün 20. yılında tanımış biri olarak, Müslüman kadınlara neler tavsiye edersiniz?

Allah-u Teâlâ’nın bahşettiği bu mükemmel dine sahip çıkmalı; insanlığı çok muhtaç olduğu İslam’la tanıştırmak için gayret etmeliyiz. Batının ve batılın en büyük silahı moda ve taklitçiliktir. Bilinçli Müslüman taklit eden değil taklit edilendir. Etkilenen değil etkileyen olmalıdır. Rabbim biz müminelere İslam’ı hakkıyla yaşamayı nasip etsin…

Âmin inşallah… Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim. Türkiye’deki bacılarımı da sizlerin vesilesiyle Allah’ın selamıyla selamlıyorum…

Röportaj: Şeyma Elçi / Nisanur Dergisi - Ocak 2015 (38. Sayı)
 


 
17-01-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.