Bu, Felaketimiz Olur!

Esra Gülşahin
İnsan nisyanını Allah(CC)’a sunsa orda gaflet başlar. Unuttukça günah bataklığı derinlere dalarken, imtihandan bihaber yaşayarak dünya hayatının kölesi olur. Allah’ı unutmanın faturası cehennem olarak kesilirken her şey bu noktada başlar!
İnsan nisyanını Allah(CC)’a sunsa orda gaflet başlar. Unuttukça günah bataklığı derinlere dalarken, imtihandan bihaber yaşayarak dünya hayatının kölesi olur. Allah’ı unutmanın faturası cehennem olarak kesilirken her şey bu noktada başlar!

Biz Rabbimizi ne kadar hatırlıyoruz? Tüm günahlarımız O’nu hatırlamamaktan ileri gelirken, bu unutkanlık bizi çepeçevre kuşatmamış mı? Kul olmamız gereken yegâne ilah Rabbimiz ise o halde dilimizden, kalbimizden düşürmediğimiz bir tek O (CC) olmalı değil mi?

Oysa ne çok unuttuk! Sonrasında ne çok hatırladık unutmayı…

Unuttuk! ‘Kalu bela’da verdiğimiz ahit üzerine tefekkür edemeyecek kadar. Muhatap kılındığımız ‘halifem’ hitabını hal ve kal diliyle anlamayacak kadar.

Söyleyeceğimiz her bir sözde bizi detayıyla dinleyen El-Semi’nin olduğunu... Yapacağımız her işte bizi gözetleyen El-Basir’in olduğunu... İçimizde taşıdığımız her bir niyeti kimse bilmezken Rabbimizin bildiğini unuttuk! İtaat ve amelimiz kime diye düşünemezken; patronların, insanların Allah’ın farzlarına halel getirecek emirlerine (mi) teslim olduk! Biz bu unutkanlıkla ne de çok yalpalanıyoruz, bu savaşın hep kaybedeni olma yarışındayız sanki...

Unuttuğumuz her an, kalbimizi günaha açarken hatırlayacağımız her an da o günahlardan uzak kalacak hayatımız. Hatırdan düşmemeye en layık, aşkına kurban olmaya en müstahak olan Rabbimizin; aklımızın, gönlümüzün ve hayatımızın her yerinde durması gerekir.

Biz aşkı O (CC)’na sunarsak Züleyha gibi aşk libasını üstümüze geçiririz. Yusuf (AS)’u göremediği her an kâbus, Yusuf (AS)’u gördüğü tek an huzur! Onu aklından çıkaramamanın sitemini yaparken onu zindana attırmakla gönlünden uzak olacağını düşlüyor. Fakat ne çare ki bu hırs daha çok kabarıp onu adeta kör ediyor.

Aslında Züleyha’nın Hz. Yusuf’a duyduğu aşkın aslını/daha fazlasını Hz. Yusuf, Allah’a duyuyor. O en güzel kıssaya değinip konumuzun en güzel örneği kılalım. İmtihan süreçlerinden geçerken her daim Rabbi aklında Onun. karşılaştığı ilk kuyu imtihanında bir çocuk edası fakat inancın en üst raddesinde... Daha sonra her şeyiyle Allah inancından yoksun olan sarayda kimsenin inanmayıp da kendisinin inandığı ve hep hatırında tuttuğu sevgilisi Allah!

İnsanlarıyla, inançlarıyla ve hatta saçma sapan adetleriyle Allah’ı hatıra getirmeyecek kadar unutturan o ortamda Allah’ı hatırlamak! Bu sevginin doruk noktası olsa gerek… Sonra Züleyha ve diğer kadınların ona olan sevgilerinde ve dahi teşebbüslerinde bile hatırından çıkaramadığı Allah! O kadınların çirkinliklerini görmemek, özelde ise Allah’a olan sevgisi için ‘Rabbim zindan bunların beni davet ettiklerinden daha hayırlıdır’ diyerek zindanı istemesi…

‘Sevginin’ aynı kıssada anlatıldığı yerde Rahman iki yolu belirtiyor. Züleyha bize çok şey anlatırken, Hz. Yusuf da bize çok şey anlatıyor. Öyleyse bizim yolumuz, duruşumuz ve safımız hangisi? Günümüz Züleyha’sı kadın olmakla birlikte erkek, çocuk, mal, zenginlik de olabilir. Allah’tan başka en çok neyi hatırda tutuyor, neyi çok seviyor ve ona değer verip teslim oluyorsak o bizim Züleyha’mızdır! Ya da hiçbir şey O (CC)’nun sevgisinden daha sevimli gelmiyorsa o halde Yusuf yolunda adım atıyoruzdur.

Yusuf olmak O’nu hiç unutmamak demek! Oysa tüm bu olanlar O’nu unuttuğumuzdan dolayı. Dünyanın kirli bir top haline gelmesi, unutkanlığın başlangıcı… Günahın ilk aşamasında çetrefilli bir nefs, şeytan aldatmacası içindeyken bir anda hatırlayış ve gafletten silkinip o günahı bertaraf etmek… Oysa bir gıybet esnasında dillere bal çalan şeytan, bizi duyup sorguya çekecek olanı nasıl da unutturuyor. Bir tembellik esnasında tüm bahaneleri kalbimizin önüne seren şeytan, Rabbimizin o anki farzdan sorumlu tutacağını ne çabuk unutturuyor. Tüm kötü ahlaklara yeşil ışık yaktırıp amel boyutuna geçirten şeytan, cehennemin kırmızı ışıklarını hiç fark ettirmiyor. Oysa insan çok aldanıyor ve unutuyor. Unuttukça unutuyor. Böylece Allah’ın en büyük cezası ki; O’da kendisini unutanı unutuyor.

“Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu.” (Tevbe / 67)

İnsan için ne büyük musibet! Allah’ın insanı unutması ne kötü hüsran, ne bedbaht bir hayat!

Unutmanın nimet olduğu yerde Rabbimizi unutursak bu bizim felaketimiz olur. Varlığımızla harmanlanmış nisyan iksirini Rabbimize dokundurursak, bu bizim helakimiz olur. O’ndan gayrısını düşünmek boştur! Fani olanı kalbe almak beyhude bir uğraştır. İnsan Baki olana meylederse tüm faniler asıl değerini bulur… Kalp en güzeline tabi olduğundan diğerleri sadece güzel olarak kalır.

Bir secde anında, bir yakarış esnasında, bir zorluk zamanında, bir sevinçli durumda O’nu (CC) hatırlamak? Ve bu hatırlayışın, hiç eskimeden ve eksiltmeden hep ileriye ve hayatın her anına taşınması… Ne bahtiyar bir yürektir o, ne çok sürur verir insana...

Her icat mucidini hatırlatır. Allah’ı hatırlatan o kadar çok nimet var ki! İkiz çocuklarla karşılaşınca Allah’ı hatırlar ve çok şaşırırız, hani. Fakat etrafımızda birbirine benzemeyen binlerce farklı sima var. Bunun daha çok şaşırtıcı gelmesi gerekmez mi?

Dağlar, hayvanlar, bitkiler, gökyüzü, yıldızlar ve daha milyonlarca varlık Rabbimizi hatırlatır aslında! Peki ya insan? Hatırlamak derdindeyse Hz. İbrahim gibi O’nu bulur. Fakat unuttuğunun farkında dahi değilse en mucizevi bir şey bile ona hatırlatıcı gelmez...

Gönlümüze düşen yegâne aşk O (CC)’nun adı olmalı. Amellerimiz zikir emirlerini çekerken, dillerimiz en güzel kelimeyi O’na sarf etmeli. Bizi O’ndan başkası bilmez. Bu karanlıklardan O’ndan başkası çıkaramaz.

Rabbimiz bizleri “Onlar Allah’tan razı olmuştur. Allah da onlardan razı olmuştur.” (Maide / 119) ayetine muhatap kılsın. (Âmin)

Bu da ancak Allah’ı hatırlamayı hayatımıza ilmek ilmek işlemekle olur!

Esra Toprak / Nisanur Dergisi - Aralık 2015 (49. Sayı.)
 
18-12-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.