Bütün Suç Sevgide!

Emine Yılmaz
Gökkuşağı ne kadar da güzeldi! Baktığı hangi gözde hayranlık bırakmamış, güzelliğini hangi yüreğe dokundurup eğik başı yukarı çevirmemiştir ki?
Gökkuşağı ne kadar da güzeldi! Baktığı hangi gözde hayranlık bırakmamış, güzelliğini hangi yüreğe dokundurup eğik başı yukarı çevirmemiştir ki?

Ne garip değil mi? Birçok rengi içinde barındıran bu çemberde değildi asıl marifet. Tek bir renk sandığımız güneşti asıl kaynağı. Sırrı ise ölçü ve mizandı. Bu renkleri, yan yana geldiğinde bu kadar sevimli kılan bu sırdı.

“Bir kaynak ama ayrışmış birçok farklılık. Tıpkı sevgi gibi,” diye devam etti Hatice Hanım.

“Sevgi güneştir; gökkuşağı gibi içinde bir sürü duygu barındıran. Nefret, kin, düşmanlık, haset, şefkat ve merhamet… Hepsi ayrı bir musluk olur ölçüsüne göre. Bunların hepsi sevgiden akar, kalpte depolanır yaşamın getirdiklerine göre.

Kimi nefreti çok depolar, kimi hasedi… Kimi merhamet musluğunu açar ki; bakanları hayran bıraktırır kendisine. İşte öylesi bir insanda kin de düşmanlık da güzel durur, yakışır nedense. Ölçülüdür kini de düşmanlığı da.

Sevgiye zarar vermesin, diyedir ve bir savunmadır çünkü. Sevgi duyguların efendisi, diğer duygular da onu korumak için verilen hizmetkârlar. Maalesef kimimiz ölçüyü kaçırıp kötü duyguların musluğunu zamanında kapatmayınca, güneşin parlaklığına engel olan bulut misali, pis sandığımız duygular da sevginin parlaklığını kapatır oluyor. Göremiyor muhatabı, içteki bu güzelliği. Zehirliyor kendisini ve yetmezmiş gibi muhataplarını.”

"Bu durumda zehirleyen kişi ben mi oluyorum yoksa Mustafa mı?" diye sordu Esma. Gülümsedi Hatice Hanım:

"İlla bir suçlu mu arayacağız? Madem bir suçlu lazım, söyleyeyim; bütün suç sevgide!”

Garip bir şekilde gözlerine baktı Hatice Hanımın. Yine ne demeye çalışıyor bu, diyerek odaklandı tüm hücreleri ile.

"Kızım şu oğluna bak. Muhabbetten yoksun, laf duymamak için eve zor giriyor. Şu kızına bak. Latif yüreğinin duyguları beslenmek isterken, sevgi açlığında hırçınlık fışkırıyor. Eşine bak. Öğrenemediği sevgi dilini sana konuşturmadığı için sendeki bütün aileyi kuşatması gereken şefkatin şekil değiştirmiş haline bak. Sevgisizlik karanlığa benzer. Yani şu an eviniz karanlık. Sevginin önündeki bulutları çekerseniz, güneşi yani sevginin huzmelerini göreceksiniz. Yani tüm suç sevgide… Bunu bulman gerek!"

"Ben mi? İyi de nasıl? Neden Mustafa değil de ben? Ben böyle olsun diye mi evlendim? Seni dünyanın en mutlu kadını yapacağım, demişti. Hiç bir şey seni üzemeyecek, demişti. Şu an yabancıdan farkımız kalmadı nerdeyse."

"Anlıyorum” dedi Hatice kadın. “Kader gayrete âşıktır, demişler. Gayrete bir öncü lazım. Dünyada bazen biri diğerine şifa veya diğeri birinin imtihanıdır. Sevgiye öncülüğe, liyakat bakımından en layık olan kadındır. Kadın annedir. Bir tavuğun küçücük civcivine dokunan aslanın aslanlığına bakmadan anneliğidir ona kafa tutturan. Bu sende var kızım. Mustafa`da yok. Varsın sen ol ne kaybedersin ki? Sen gerçek sevgiyi ortaya çıkardıktan sonra o da buna hayran kalacaktır."

“Peki, nerden başlamalı?” diye sordu Esma. Hatice Hanım devam etti:

“Önce sevgini terbiye edeceksin. Birçok kişi aşk ile sevgiyi karıştırır. Aşk sevginin bozulmuş halidir. Sarmaşıktan gelir anlamı. Sarar sarmalar. Tutkuya dönüşür. Tutku da tutuklar kişiyi kendine. Tutkulu kişi ise gerçeği görmeden sever. Gözü kararır aşktan. Hem kendine, hem muhatabına acı çektirir. Böyle sevgiye ‘karasevda’ denmiş. Aşk harcandıkça azalır. Ama sevgi harcandıkça çoğalandır.

Sen Mustafa`nın tutsaklığını istiyorsun. Belki o da senin. Bu da olmayınca hırçınlaşıyorsunuz. Yanlış. Sevgisini isteyeceksin. Sevgi özgürleştirendir, büyütendir. Kendin olmana olanak açandır, seni doğal olarak kabul edip sevendir. Sevgi, kendi bütünlüğünü koruyarak bir olmaktır. Sevgi sömürmeyi engeller. Bastırıp sindirmez. Tüketmez. Siz tüketmişsiniz kızım birbirinizi…

Sevgiyi korumak için olan, sevgi kaynaklı bütün diğer duyguların musluğunu açıp zamanında kapatmadığınız için size nefret ve kin galebe çalmış. Sevginin dilleri vardır. Kişinin anladığı sevgi dili ne ise onu kullanacaksın. Belki iki çift övgüde, belki ayak önüne konacak terlikte, belki çocuğunun yanına oturup sorguya çekmeden sarılmaktadır o sihirli sevgi dili. Ama her ne yaparsan yap, yumuşak ve tatlı dil; ortak dil olandır bunu unutma! Resulullah Efendimiz bir hadisinde ‘Kişi ile anladığı dilden konuşun.’ buyurmuştur.”

İkna olmuş gibiydi Esma. Ne mübarek kadındı bu Hatice Hanım. Üç ay oluyordu misafir olalı kendisine. Çok şey öğrenmişti ondan. Sevmeyi o kadar güzel biliyordu ki, bütün ev halkı kısa sürede onun etkisi altına girmişti. En çok da Esma… Unuttuğu sevmeyi tekrar hatırlamıştı. Öyle ya insan beyninde ayna nöronlar vardı. Kişi gördüğünü taklit ederdi. Sevgi de öğrenilen bir şeydi. Esma, Hatice hanımdan; Mustafa, eşi Esma`dan; çocuklar da annelerinden öğrenmeye başlamışlardı bile...

Ne muhteşem bir şifa kaynağıydı bu sevgi. Bütün eve sükûnet inmiş, ev halkı artık birbirlerini özler olmuştu.

Mustafa çaresizlik içinde halası Hatice`yi aramış, artık dayanamayıp boşanacağını söylemişti. Hatice Hanım ona “Sen hayallerinle evlenmişsin Esma ile değil. Hâlbuki çok isteyerek evlendiniz ne oldu size? Gelip misafiriniz olacağım” demiş ve gelmişti. Tek başına sevgi dolu, yetim dört çocuk büyütmüş çok şey görüp geçirmişti. Geldiği ilk günden beri şefkat ve merhameti hepsini eritmişti. Sevgisizlikten bitme noktasına gelen bir aileye yaydığı enerji ile bir cennet yuvasına çevirmişti. Yine sorunları oluyordu ama onu artık yönetmeyi öğretmişti Hatice Hanım. Diğer olumsuz duyguların musluğunu zamanında kapatıyorlardı. Zehirlemeye fırsat vermeden.

“Nasıl bu kadar güçlü, sabırlı ve sevgi dolu olmayı beceriyorsun” denildiğinde;

"Kalbin iradesine sevgi, aklın sevgisine irade diyebilmek gerek. Allah`tan olmayan sevgi, sevgi kılığına bürünmüş yokluktur. Kulluğun temelinde sevgi olmalıdır. Sevgi yukarıdan aşağı olmalıdır. Allah Vedut’tur, Ğafur’dur. Yani sevginin kaynağı Allah’tır. Allah kimi severse onu affeder; ona Ğafur olur. Bu latif olan sevgidir. İçinde maddiyat barındırmaz.

Eğer kesbi olursa bu sevgi, aşağıdan yukarıya olur. Yani menfidir. Maddiyat barındırır içinde. Bu sevgi geçicidir. Nesnesi yok olunca o da yok olur. Sevgi ekilen ve beslenmesi gereken bir tohumdur. Yukarıdan besledin mi bu sevgi tükenmez. Mahlûkatın bile tohumu sevgidir. Kişi sevdiğini affeder. Siz de af edici olun ki; Rabbimiz bu kadar kusurlarımıza rağmen bizi affedip seviyorsa biz kimiz ki affetmeyelim." Demişti.

"Ve kalplerin arasını sevgi ile birleştir. Yoksa yeryüzünde ne varsa, hepsini harcasaydın yine onların kalplerini birleştiremezdin. Allah onların kalplerini sevgi ile birleştirdi." (Enfal /63)

“Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin! Çok sevin ve sevilin…”

Emine Yılmaz | Nisanur Dergisi | Şubat 2018 – 75. Sayı

 


 
13-02-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.