Çabuk mu Yoruluyoruz?

Hacer Sara Arslan
Allah`ın kitabında kurtuluşa eren o topluluktan olmayı ümit edip, bu minvalde çabalayan davetçilerimiz var elhamdülillah. Tek beklentileri ve çıkarları cennet olan, niyetleri halis, iradeleri sağlam görünmez fedailerimiz var... Bunun için Rabbimize hamd etmeli ve böylelerinin sayılarını çoğaltması için dua etmeliyiz...
Allah`ın kitabında kurtuluşa eren o topluluktan olmayı ümit edip, bu minvalde çabalayan davetçilerimiz var elhamdülillah. Tek beklentileri ve çıkarları cennet olan, niyetleri halis, iradeleri sağlam görünmez fedailerimiz var... Bunun için Rabbimize hamd etmeli ve böylelerinin sayılarını çoğaltması için dua etmeliyiz...

Şüphesiz ki binlerce davet kitabının içerisinde, çeşitli bakış açıları, metodlar, sonuçlar işlenmekte. Bunun zor, uzun ve meşakkatli bir yol olduğu vurgulanmakta... Zira Peygamberlerin mesleği diye tabir ediyoruz kimi zaman... Dolayısıyla bir yazıyla ifade edilecek bir konu olmadığından, asıl meseleleri söz konusu kitaplara havale ederek, işin sadece bir boyutuna değinmek isteriz...

İslam âlemini sarsan, özelde bir Müslümanın ibadi yaşantısını çalkantıya uğratan bir yara var. Adı `dengesizlik.` Bunu davet sahasında da görmekteyiz. Mesele sadece sohbet, konferans vermek; ne konuşacağını ayarlamakla bağlantılı değil. Aslında asıl mesele davetçinin hisleri, hissettiğidir. Bunu detaylıca tespit edip, onarma yoluna gidersek iş çok da zorlaşmayacaktır.

Davetçinin zekâsı, duygusu, zamanı, niyeti, isteği ve çabası... Bunların hepsi aynı yöne kanalize olmalıdır. Böyle olursa temel sorun halledilmiş demektir.

Zira işe atılıp da tam olarak ne istediğini, ne yaptığını bilmeyen, bir anlık heyecanla yola koyulmuş niceleri, davetin seyrini menfi yönde değiştirmektedir. Muhatabına yanlış İslam`ı sunarken bir de Müslüman kardeşini uçurumun kenarında bırakmaktadır...

Dolayısıyla davetçinin tam bir donanımla ve büyük bir farkındalıkla bu hayırlı işe koyulması gerekiyor...

...

Bundan sonra... Bazen bir davetçinin çabuk pes ettiğine, yorulduğuna, ümitsizliğe düştüğüne şahit oluyoruz. Bu, davetin tökezlemesi, başarısızlığa uğraması demektir. Evvela kendimize bir muhatap belirledikten sonra; artı ve eksilerini hesap edip, kendisini tanımak için zaman ayırıp, zaman verip belli bir noktaya getirme hedefine doğru giderken sabır ve mücadele kavramlarını zihnimizden çıkarmamalıyız. Unutmamalıyız ki belli bir yaşa gelmiş bir kimseye ve yıllardır "doğru" olarak bildiği, inandığı bir şeye karşı durmanız basit bir eylem değildir. Dolayısıyla hemen hedefe varmanız imkânsızdır...

Davetçi en az 3-4 yılını muhatabına verip sonuç beklemelidir. Ama bu işi asla zamana hapsetmemeli her insanın yapısına göre davranmalıdır.

Bazı kimseler, kısa bir süre ilgiledikten sonra "O kadar anlatıyorum hala namaza başlamadı, bundan bir şey çıkmaz" diye o kişiyle iletişimi kesiyor. Hemen sonuç bekliyor. Ama daha emek vermemişti. Daha muhatabının karakterini bile çözememişti... Nelerden hoşlanır, hangi tarz konuşmadan etkilenir, dünyaya ve ahirete bakışı nasıl, öncelikleri neler, komşusu, çevresi ailesi... Daha bunları tanımadan tamamen kendi direktifleri doğrultusunda hareket etmesini beklemişti...

Efendimiz (SAV), bir seriyyeden dönerken esirler arasındaki müşriklerden Hakem bin Keysan`ı Medine`ye götürüp İslam`a davet etti. Fakat Hakem bu daveti kabul etmediği gibi İslam`la alay etmeye, Peygamberimize dil uzatmaya başladı... Bu hal bir müddet devam etti...

Kâfirlere şiddetiyle meşhur olan Hz. Ömer (RA) daha fazla dayanamayarak:

-Ya Resulallah! Bununla ne diye konuşuyorsun? Bu hiç bir zaman Müslüman olmaz. Vuralım boynunu gitsin, dedi.

Peygamberimiz Hz. Ömer`in sözüne aldırmadı ve anlatmaya devam etti. Uzun konuşmalardan sonra Hakem nihayet ikna oldu İslam`a girdi. Peygamberimiz bu duruma çok sevindi. Ve ashabına dönerek:

-Eğer ben sizin bu adam hakkındaki görüşünüze uysaydım, şimdi onu öldürmüş, cehenneme yollamış olurdum, buyurdu...

Başka rivayetlerde de, mescidin direğine bağlanıp aylarca İslam`a davet edilen müşrikten söz edilir... Yine Efendimizin bazı müşriklerin evine onlarca kez gittiği ama hiç pes etmediği görülür. Çünkü Onun (SAV) bütün his ve düşünceleri, insanların hidayet ve ıslah bulmasına çalışmaktı. O gerçek bir davetçiydi, dertliydi, hikmet sahibiydi. Allah`ın selamı Onun üzerine olsun!

Mükemmel bir davet çalışmasını ortaya koyan ve etkilerini hala gördüğümüz, Müslüman Kardeşler hareketinin kurucusu, örnek davetçi Üstad Hasan el Benna, davetin değişmeyen şu üç aracını sayar:

1-Derin İman
2-Üstün Terbiye
3-Kesintisiz çalışma

Belki ilk ikisi davetçide bulunabilir ama "Kesintisiz çalışma" daveti başarıya götüren en önemli sebeptir. Teşkilatı kurduğundan şehid oluncaya dek kesintisiz bir çalışma içinde olan El Benna, kendi çizgilerini de net belirler: “Sizden her kim tam olgunlaşmadan önce meyveyi toplamak isterse ve ya çiçeği daha tam açmadan toplamak isterse; bilsin ki ben hiç bir şekilde onunla beraber olmayacağım.”

Bazen sarf etmiş olduğunuz bir cümle yıllar sonra karşınıza çıkabilir: "Hocam siz bana yıllar önce şunu demiştiniz ben o zaman çok ciddiye almamıştım. Ama şimdi bu sözünüz benim fikirlerimi başka bir yöne çekti."

Bazen pes etmemenin sonu hayırla sonuçlanır: "Hocam ben bile kendimden ümidimi kesmişken siz peşimi bırakmadınız. Benim her daim başarabileceğimi, bu sorunlarımı aşıp Allah`a kulluk noktasında iyi yerlere gelebileceğimi telkin ettiniz. Ve şimdi eski halimden eser kalmadı."

Bazen de muhatabınız sizin yorulduğunuz bir anda yepyeni bir başlangıcın eşiğindedir.

Ümit mevsimlerden "bahar"ın adıdır. Bahardan ümidini kesen hep kışta kalmaya mahkûmdur.

Hacer Sara Arslan | Nisanur Dergisi | Ağustos 2017 | 69. Sayı 
 


 
15-08-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.