Cennete Giden Yolda…

Zehra Yüksek
Cenab- Hak, “İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen kavim için dersler vardır” (Rum / 21) buyuruyor.
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a; salât ve selam gözümüzün nuru Hz. Muhammed Mustafa’ya olsun.

Cenab- Hak, “İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen kavim için dersler vardır” (Rum / 21) buyuruyor.

Evlilik, insan hayatını derinden etkileyen bir devrimdir. Kişisel yaşayıştan toplumsallaşmaya ve cemaatleşmeye geçiştir. Düzensizlikten nizama süzülmektir. Ancak mutsuz evlilikler, düzensiz giden ilişkiler ve boşanmalar, günümüz toplumunun en büyük sorunu olarak yerini almaktadır maalesef. Dolayısıyla bir toplumun aile hayatı düzensizse, o toplumun insanlığa yapacağı katkı da yok denecek kadar azdır.

Üstad Bediüzzaman, aile hayatını insanlığın dünya hayatında birçok şeyin bir arada bulunduğu bir merkez olarak görür, şöyle der:

“Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevi saadet için bir cennet, bir melce`, bir tahassüngah ise, aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır.”

Ve çağımızın hastalığının reçetesini şu şekilde anlatır:

“Aile hayatının hayatı ve saadeti ise, samimi ve ciddi ve vefadarane hürmet ve hakiki ve şefkatli ve fedakarane merhamet ile olabilir. Ve bu hakiki hürmet ve samimi merhamet ise, ebedi bir arkadaşlık ve daimi bir refakat ve sermedi bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hududsuz bir hayatta birbiriyle pederane, ferzendane, kardeşane, arkadaşane münasebetlerin bulunmak fikriyle, akidesiyle olabilir.” (Sözler)

“Ve saadeti hayatiyesi; koca ve karı mabeyninde bir emniyet-i mütekabile ( karşılıklı güven duygusu) ve samimi bir hürmet ve muhabbetle devam eder.” (Lem’alar)

Sosyal hayatımızı düzenleyen bu altın kuralların, asrımızın idrakine sunulmasına rağmen nedense evliliklerin çoğu huzur ve mutluluğa hasrettir.

Peki neden?

Niçin küçük bir cennet olabilecek evlerimizi cehenneme dönüştürüyoruz?

Çok mu zor kral ve kraliçeliği bırakıp ortak değerleri keşfederek yaşatmak? Birbirimiz hakkında ima edici, itham edici, yargılayıcı, denetleyici sözler sarf etmemek ve hatanın ardındaki özrün bir erdem olduğunu bilmek çok mu zor?

İnanın hiç zor değil. Eşimize karsı dürüst, samimi olursak… Karşılıklı güven, sevgi, saygı ve merhamet duyarsak… Geçmişteki hataları gündeme getirmezsek… Emir değil rica kipiyle konuşursak… Pireyi deve yapmazsak… Ortak fikir ve düşüncelere dikkat edersek… Ruh hallerini anlar; bizden beklentilerini yerine getirirsek… Eşimizin en hassas yönü olan ailesine karşı sevgi ve saygıyla yaklaşırsak… Günün stresini eşimize yansıtmaz; eşimizin, çocuklarımızın, Allah’ın birer nimeti olduğunu ve şükredersek o nimetin ziyadeleşeceğinin idrakine varırsak… Dahası birlikte el açıp dua edersek, zamanla aradaki sevgiyi öre öre aşka dönüştürebiliriz ve dahi cennete taşıyabiliriz inşallah. Yeter ki isteyelim. Bakın Üstad ne diyor:

“Hem, refika-i hayatını, rahmet-i İlahiyenin munis, latif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-i suretine muhabbetini bağlama. Belki kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letafet ve nezaket içindeki hüsn-i siretidir.

Ve en kıymettar ve en şirin cemali ise, ulvi, ciddi, samimi, nurani şefkatidir. Şu cemal-i şefkat ve hüsn-i siret, ahir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir. Ve o zaife, latife mahlûkun hukuk-u hürmeti o muhabbetle muhafaza edilir. Yoksa hüsn-i suretin zevaliyle, en muhtaç olduğu bir zamanda, biçare, hakkını kaybeder.” ( Sözler)

“Evet, insan, bir refikaya veya bir refike muhtaçtır ki, tarafeyn, aralarında, hayatlarına lazım olan şeyleri muavenet suretiyle yapabilsinler. Ve rahmetten neş’et eden muhabbet iktizasıyla, yekdiğerinin zahmetlerini tahfif etsinler. Ve gamlı, kederli zamanlarını, ferah ve sürura tebdil edebilsinler. Zaten dünyada insanların tam ünsiyeti, ancak refikasıyla olur.” (İşaratü’l-İcaz)

Her daim mutlu ve huzur dolu bir yuva temennisi ile Allah’a emanet olun.

Zehra Yüksek | Nisanur Dergisi | Kasım 2017 | 72. Sayı
 


 
01-12-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.