Çocuğa Paylaşma Nasıl Öğretilebilir?

Pedagog Meliha Timur
İki yaşından sonra çocuk yavaş yavaş annesinden ayrılmaya başlar. Her konuda annesine bağlı değildir. Kendi başına yürüyebilir, koşabilir, tuvalet ihtiyacını giderebilir...
Bir yaşından sonra çocuğunuz bedeninin farkına varır. Ellerinin, ayaklarının, kulaklarının farkına varır ve oyuncaklarını da organları gibi vücudunun bir parçası olarak kabul eder.

İki yaşından sonra çocuk yavaş yavaş annesinden ayrılmaya başlar. Her konuda annesine bağlı değildir. Kendi başına yürüyebilir, koşabilir, tuvalet ihtiyacını giderebilir...

Bu tür şeyler, çocuğunuzun kendini bir birey olarak görmesini sağlar. Üç yaşın altındaki tüm çocuklarda “benim, hepsi benim” dönemi, onların öz duygularının gelişmesiyle başlar. Dolayısıyla “ben, bana, benim” kelimeleri çocuğunuzun en çok kullandığı kelimeler olur. Sadece kendisine ait olan şeylere değil, ulaştığı her şeye “benim” demeye başlar. Küçük yaşlarda çocukların benlikleri daha önde olduğu için ve henüz yeni sosyalleşmeye başladıklarından paylaşmaktan hoşlanmazlar. Paylaşmaya zorlanması halinde çocuktaki aidiyet duygusu yara alır.

Paylaşmak bir davranış biçimidir ve tüm davranışlar gibi bu da öğrenilir. Çocuk paylaşmayı yaşayarak ve çevresinde olan biteni gözlemleyerek öğrenir. Çocuğunuz 3 yaşına gelinceye kadar arkadaşıyla ve kardeşiyle oyuncağını veya eşyasını paylaşmayacaktır. Size düşen görev, çocuğunuzun bu mülkiyetçi davranışını anlamak, bunun geçici dönem olduğunu bilmek ve çocuğunuz huysuzluk nöbetine girmeden orta yolu bulmaktır. Genellikle 4 yaşından sonra çocuklar kendi oyuncaklarını kısmen de olsa paylaşmaya başlarlar.

Hiçbir isteğinin karşılanmaması ya da her istediğinin yapılması ve kardeşler arasındaki ayırım, çocuk üzerinde farklı etkilere yol açıyor. Çocuğun istediğini karşılamayan anne-baba, çocuğun sinirli, paylaşmaktan hoşlanmayan, öfkeli, çoğu zaman isteklerini ağlayarak yaptıran bir yapı geliştirmesine sebep oluyor. Bazı şeylerin çocuğa ait olduğu, kendi oyuncakları olabileceği aktarılmaz ise çocuk gerginleşir, arkadaş ya da kardeşiyle herhangi bir şeyi paylaşmayı reddeder ve oynanan oyun bir krize dönüşür. Her isteği karşılanan çocuklar ise paylaşma duygusunu öğrenemedikleri için her şeye tepki veren, istediği yapılana kadar her yerde kriz çıkaran ve istekleri olmadığında hayal kırıklığına uğrayan bireyler olur.

Kimi zaman paylaşmamanın tek nedeni kıskançlık olabilir. Bu durumda sorunun kendi kendine çözümünü beklemek yerine, direkt olarak çocukla konuşmak ve ona onunla ilgilendiğinizi hissettirmeniz gerekir.

Çocuğunuz arkadaşıyla oynarken bir oyuncak için kavga başladı ve çocuğunuz “bu benim” nöbetinin son safhasında ağlıyor, bağırıyor… Bu durumda ne yapmalısınız?

Her şeyin başı sabırdır. Sabırlı, sakin aynı zamanda kararlı bir şekilde çocuğunuza yaklaşmanız gerektiğini unutmayın.

Kesinlikle kriz durumunda karşısına geçip paylaşımcılıktan bahsetmeyin! Zira sizi hiçbir şekilde anlamayacaktır.

Oyuncağı ondan alıp arkadaşına vermeyin! Bu onda sahip olduğu şeyin elinden alındığı, mahrum bırakıldığı duygusu uyandıracaktır.

Çocuğu diğer çocuklardan uzaklaştırmanın ya da her oyuncaktan iki tane almanın da bu işin çözümü olmadığını bilin!
 
Oyuncağını elinden almak, tehdit etmek ve de ceza vermek çocuğun paylaşmaya karşı öfkesini arttırır. Bu yolla çocuğunuz paylaşmayı öğrenmez.

Onunla oyun oynarken; hayali arkadaşlara yiyecek ve oyuncak paylaştırabilir, paylaşmak üzerine konuşabilirsiniz. Paylaşmanın sadece vermek değil; yardım etmek, katkıda bulunmak olduğunu da anlatabilirsiniz.

Çocuğunuza paylaşmayı öğretirken; paylaştığı nesnede hala her şeyin kendisinin kontrolü altında olduğunu hissettirin.

Mesela çocuğunuza “Şimdi birlikte boya yapacağız. Hangi renk boya kalemlerini kardeşine/arkadaşına vermek istersin?” diye sorun. Bu ifade ile çocuğunuz boya kalemleri üzerinde hala kontrolü olduğunu hisseder. Çocuğunuz seçim yapar ve hangi renk boya kalemini kardeşine/arkadaşına vereceğine karar verir.

Unutmayın! Siz ne kadar paylaşımcı olursanız çocuğunuz da o kadar paylaşımcı olur.

Anne-baba olarak, kendi arkadaşlarınızla neler paylaştığınızı anlatmalı ve davranışlarınızla çocuğunuza örnek olduğunuzu aklınızdan çıkarmamalısınız.

Çocuklar önce sahiplenir, sonra da kaybetmeyeceklerinden emin olduklarında paylaşırlar.

Gelişimsel olarak önce sahiplenme, sonra paylaşma aşamasına geçerler. Verdiği şeyi geri alabileceğini göstermek için çocuğunuzun elindeki oyuncağı isteyin. Birkaç dakika oyuncakla ilgilenip çocuğunuza geri verin.

Bir paylaşım kutusu yapın! Bu kutuya çocuğunuzun paylaşmak istediği oyuncakları koyun. Kardeşi ya da arkadaşı bir oyuncak istediğinde; o kutudan oyuncaklar verebileceğini anlatın. Çocuğunuzun paylaşmak istemediği oyuncaklar olduğunda anlayışla karşılayın. Çocuğunuzun mutlaka kendine ait bir özeli olsun.

Eğer kardeşi ağlıyor ve üzülüyor diye her şeyini kardeşi ile paylaşmak durumunda kalırsa; çocuk kendi özeline ve kendi duygularına saygı duyulmadığını düşünür. Bu da kardeşe ve anne-babaya karşı öfkeye neden olabilir.

Paylaşmanın çok gerekli olduğu durumlarda, çocuklara ‘süre paylaşım kuralı’ koyabilirsiniz. Bir oyuncakla oynaması için bir süre belirleyin. O süre bitince oyuncakları değiştirin. Yalnız bunu uygulayabilmeniz için çocuğunuzun en az 3-4 yaşında olması gerekir.

Kardeşler arası ya da diğer çocuklar ile yapılan paylaşamama kavgalarının çirkin olduğunu anlatan hikâyeler okuyun.

Eşyasını paylaştığında çocuğunuzu takdir etmeyi ihmal etmeyin.

Çocuğunuz hala inatla paylaşmayı reddediyorsa; onu zorlamak yerine bu dönemi aşıncaya kadar ona yardım etmeniz gerekir.

İlkokul çağına kadar paylaşma duygusu hala geliştirilememiş ise ebeveynlerin bir uzmandan yardım almaktan geri durmamaları gerekir.

Gerçek şu ki; yorgun beyinlerimiz, çocuklarımız hakkında peşin hüküm vermemize neden oluyor. Gelişim özelliklerini, davranış bozukluğu olarak algılıyor; onlara “sorunlu çocuk” muamelesi yapıyoruz. Bu nedenle tüm ebeveynlerin, çocukların gelişimi ve gelişim özellikleri hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir ki; yanlış tutum ve davranışların önüne geçilebilsin.

Pedagog Meliha Timur / Nisanur Dergisi - Şubat 2016 (51. Sayı)
 
21-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.