Davetçi Genç Kızın Zaman Bilinci

Rümeysa Sülün
Bu ay, akıp gitmekte olan ve hesaba çekileceğimiz zamanı değerli hale getirmeyi, hayatı bir düzen ve program üzere yaşamayı ele alarak davetçi bir genç kızın zamanının ne kadar değerli olduğunu vurgulamak istedik… Hitabımız her ne kadar genç kıza yönelik ise de genel itibariyle davetçi kimliği taşıyan herkesedir.
Bu ay, akıp gitmekte olan ve hesaba çekileceğimiz zamanı değerli hale getirmeyi, hayatı bir düzen ve program üzere yaşamayı ele alarak davetçi bir genç kızın zamanının ne kadar değerli olduğunu vurgulamak istedik… Hitabımız her ne kadar genç kıza yönelik ise de genel itibariyle davetçi kimliği taşıyan herkesedir.

Davetçi genç kız, zamanı ilmek ilmek işleyerek insanlara nasıl daha faydalı olabileceğinin hesabını yapar. Zira o İslam’a davetle görevli bir memurdur. Davetçi genç kız, ömrü ganimet bilip zamanı sıkı tutarak; solmayan rengi, pörsümeyen yeniyi, keşfedilmeyenleri keşfeder. Ve kökleri ebediyet toprağında asırlık ağaçlar gibi, dal budak salıp bereketli meyveler verme yolunda ilerler/ilerlemelidir.

Peygamberimiz (SAV) “Hayırlı işlerde acele ediniz” buyurmuştur. Çünkü hayat doğrudan doğruya zamandan ibarettir. İyi bir davetçi olabilmenin yolu hayırlı hizmetleri vaktinde yapıp ertelememekten, zaman kavramını iyi anlayıp iyi bir şekilde kullanmaktan geçer. Peki, davetçi genç kız hızla tüketilen, değeri bilinmeyen zamana karşı ne yapmalı?

Bir gün İbrahim Ethem’e bir balıkçı şöyle sorar; “Mümini hali nasıl olmalı?” İbrahim Ethem şöyle cevap verir; “Son nefesinde nasıl olacaksa hep öyle, her an öyle…”

Yani mümin son nefesinde her şeyin bittiğini, artık bundan sonra yolun olmadığını, çıkmaz sokağa girdiğini anladığı an gibi olmalı ve öyle hareket etmelidir.

Hasan Basri (KS), zaman bekçileriyle dinar ve dirhem bekçileri arasındaki farkı ne de güzel özetlemiş:

“İnsanlar gördüm; vakitlerine, sizin dinar ve dirhemlerinize olan hırsınızdan daha hırslıydılar.”

Aslında bir Müslümanın en büyük meselesi zamanına dünya ve içindekilerden çok daha fazla değer vermesi ve Allah’ı razı edecek işlerle uğraşması olmalıdır. Davetçi genç kız, dünyanın zevklerine ve günaha dalmış insanları uyandırmakla görevlidir. Çünkü zamanın ne kadar kısa ve İslam’la şereflenmesi gereken insanların da bir o kadar çok olduğunun bilincindedir…

Ömer bin Abdulaziz zamanı şöyle yorumluyor;

“Gece ve gündüz ikisi birden sizi tüketiyor; siz onları tüketmeye bakın!” İnsanlar zamanını tükettiğini zannederler; aslında zaman insanının ömrünü tüketip bitiriverir. Kaçırılan anlar bir daha asla geri dönmez.

Hz. Ömer “Ya Rabbi, Sen’den zamanın iyisini ve vakitlerimizi bereketli kılmanı diliyorum!” duasını sık sık edermiş.

Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz “Asra yemin olsun, kuşluk vaktine yemin olsun, gündüze yemin olsun, fecre yemin olsun, sabaha yemin olsun ki” gibi bazı zaman dilimlerine yemin ederek zamanın önemine işaret etmiştir.

İbni Sina ve akranları, ışığı zaman üstü sayıyordu. Fakat anlaşıldı ki, ışık da zamanın içindedir; o da yol alırken zamana muhtaçtır.

PEKİ, DAVETÇİ GENÇ KIZ NASIL OLMALI?

Her An Hesap Gününün Bilincinde Olmalı!

Davetçi genç kız, her nefes alıp verişinde hesap gününe biraz daha yaklaştığının farkında olmalı. Behlül Dane’nin para kesesini çalarlar ve bu olay duyulur. Behlül Dane gider ve kabristanın başında bekler. İnsanlar “Senin para kesen kaybolmuş araman gerekmez mi” der. Behlül Dane “Benim paramı alan nasıl olsa sonunda buraya gelecek değil mi? Ha bugün ha yarın ne fark eder” diye cevap verir.

Ünlü hükümdarlardan biri bütün vezirleri ve ilim adamlarını toplayıp “Bana hayatı en kısa ve en veciz şekilde öğütleyin” demiş. Kitaplar getirilmiş, konferanslar verilmiş, müzakereler yapılmış ama hiçbirini beğenmemiş. O zamanın hikmet sahibi âlimlerinden biri, “Tamam buldum” demiş ve şöyle anlatmış:

“Hayat şundan ibarettir ‘İnsanlar dünyaya geldiler; sevindiler, üzüldüler ve öldüler’ hepsi bundan ibaret!” İşte Müslüman da burada ebedi kalmayacağının farkında olarak hayatını ve saatlerini hatta dakikalarını geçirmelidir. Şu unutmamalıdır ki; zamanı veren Rahman’ın nasıl geçirildiğini sorması da kaçınılmazdır.

Erteleme Hastalığına Yakalanmamalı!

Muhammed Parisa (KS) der ki; “Gafil halk, hayırlı bir iş için ‘Bugün dursun yarın başlarım’ der ve böylece kendini aldatır durur. Bilmez ki bugün dünün yarınıdır; bugün ne yapmıştır ki yarın ne yapsın?”

Sayılı günler çabuk geçer, denilir aslında bu yanlış bir tabirdir. Sayısız günler sayılı günlerden daha kısadır. Çünkü sayısız günler, sonsuzluk aldatmacasına sürükler insanı. Müslüman bilmeli ki; ertelemek zaman yiyerek beslenen bir canavardır.

“Aynı anda birisi Allah’a birisi dünyaya ait iki işin olursa, nasibini, Allah’a ait olanında ara. Çünkü dünya fani ahiret ise ebedidir.” (Hz. Ömer RA)

Peygamber Efendimiz bir gün, aralarında Osman bin Ma’zun (RA)’un da bulunduğu bir kısım sahabelerine şöyle buyurmuştur: “Ben bir peygamberim ve her şeyi yerli yerinde yaparım, bazı şeyler için bazılarını terk ederim.”

Davetçi genç kız, davet işlerini ve dünyalık işlerini erteledikçe, o istemese de bir müddet sonra bu yaptığı kendisini tembelliğe itecektir. Dolasıyla ertelemenin çalışmalarını, zamanını, ahiretini yenik ekin yaprağı haline getireceğinin farkında olmalıdır.

Tatilleri Boş Geçirmemeli, Aldanmamalı!

İnsanlar tatil olduğunda sanki artık başka işleri kalmamışçasına oyalanır, hayatın anlamı yokmuşçasına yaşarlar. Genelde öğle vaktine kadar yatarak, kahvaltıyla evle ilgilenene kadar ikindiye ulaşılır. Koskoca gün böyle heba edilerek geçirilir. Hâlbuki dinimizin bize emrettiği “bir işten boşalınca hemen başka bir işe başla”dır. Dinimiz vaktimizde boşluğu kabul etmezken ve Rabbimiz bizi zamanı israf etmeme konusunda uyarırken; tatilimizi bir boşluk vakti olarak görmemeliyiz. İnsanlığın uyanışı biz davetçilerin üzerine yüklenmişken; boş durmak israfın en büyüğüdür. Cehalet dört bir koldan çalışmaktayken yüce davayı omuzlayan ve gittiği her yeri cennet bahçelerine çeviren; kendini İslam’a adamış İslam davetçisi genç kız, tatil yapma derdine düşmemeli, tatili kendisine yakıştırmamalıdır. Çünkü tatil vakit israfıdır.

Çalışmalarını Planlı ve Programlı Yapmalı!

Müslüman, davet çalışmasında da kendi hayatında da bir program üzere hareket etmelidir. Davetçi genç kız, ilmi yönden kendini geliştirmesine, Kur’an okumasına, farz ve nafilelerine, kitap okuma ve not almasına; eviyle ve çevresiyle ilgilenmesine, bir program üzerine hareket ederek değer katabilir. Yaptığı işlerden işte o zaman verim alabilir.

Okulda işlenen dersleri düşünecek olursak; aynı derslerin evde programsız ve saatsiz yapıldığını ve aynı saatte bittiğini düşünebiliyor musunuz? Aynı verimi vermeyeceğinden de emin olabiliriz. Yaptığımız faaliyetlerin de aynı şekilde verim vermesini istiyorsak program üzere hareket etmemiz yeterli olacaktır. Hayatımıza ve çalışmalarımıza verim katabilmek için program yapmalıyız. Yapacağımız işleri saatlere ve günlere ayırarak programlayabiliriz.

Şunu unutmamalıyız ki; biz İslam’ı yaymak için tayin edilmiş görevlileriz ve bizi tayin eden her hangi bir kurum veya kuruluş değildir. Bizi tayin eden Rabbimizdir. Evet, Rabbimizin sevdiği kulları olabilmemiz için bize sunduğu bir tekliftir; İslam davetçiliği… Bu ne güzel bir kurtuluş teklifidir.

Aslında davetçi genç kızın omuzlarına yüklediği; bütün peygamberlerin omuzuna yüklenen yüktür. Peygamberlerin bize bıraktığı bir mirastır. Gelin bu mirastan en güzel şekilde yararlananlardan olalım! Gelin Rabbimizin rızasını kazanma yolunda koşanlardan olalım!

Rümeysa Sülün / Nisanur Dergisi - Ekim 2014 (35. Sayı)
 


 
28-10-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.