Dil Bir Ettir, Dilden Çıkan Senettir

Pedagog Meliha Timur
Söylenen her kelimenin karşı tarafta bir yansıması vardır. Bu yansıma müspet veya menfi olabilir. Bir değerlendirme yapmadan önce, neyi niçin eleştirdiğimizi ve bunun sonucunda kimin ne kadar fayda göreceğini hesaba katmalıyız.
Canlılar içinde meramını dil ile ifade etme yeteneği sadece insana bahşedilmiştir. Allah-u Teâlâ, insanı yaratmış; ona düşünme ve konuşmayı öğretmiştir. Kelam, Yüce Rabbimizin sıfatlarından olup insana ilahi bir emanettir. Bu emaneti, sahibinin rızası doğrultusunda kullanmak ve korumak ise mümin olarak en önemli sorumluluklarımızdandır.

Dilden ölçüsüzce çıkan söz ve konuşmalar dilin afetleri olarak nitelendirilmiştir. Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim‘de bize anlamsız ve boş konuşmadan, gıybetten, su-i zandan, iftiradan, alay etmekten, yalan söylemek ve yalan yere yemin etmekten, yapmadığını söylemekten ve ifsad edici her türlü sözden uzak durmamızı emreder. Nitekim böylesi fiiller, insanlar arasında huzuru bozduğu gibi ahirette de azaba neden olur.

Buna karşılık Allah-u Teâlâ, güzel sözü kitabında övmüş, muhataplara karşı yumuşak bir üslubu kullanmayı tavsiye etmiş, bir toplumun, diğerini ayıplamamasını, kusurlarını araştırmamasını, aleyhinde iftira ve gıybette bulunmamasını emretmiştir. Dolayısıyla dilimiz ile sarf edeceğimiz sözler ya hayır ya da şer, ya hayra ya da şerre vesile olabilecek nitelikte.

Özellikle biz bayanlar, bu hususta çok daha hassas davranmalı, söylediklerimizin hangi boyutlara ulaşacağını ölçüp biçmeden konuşmamaya ve dilimizi kontrollü bir şekilde kullanmaya özen göstermeliyiz. Nitekim dil keskin bir kılıç gibidir. Anlık bir gafletten ötürü ağızdan çıkan bir söz, tamiri zor hasarlara ve büyük pişmanlıklara yol açabilir. Böylece bir cümle ile başlattığımız kötülüğü, bin cümle ile bitiremez hale geliriz.

Örneğin dil ile gıybeti ele alacak olsak; gıybetin, hem dedikodusu yapılan kişiyi hem karşımızdaki muhatabımızı hem de bizzat kendimizi nasıl olumsuz yönden etkileyeceğini bir düşünelim. Velev ki gelişigüzel dedikodulardan olsun, hiç fark etmez. Bu olumsuz etkilerden bazısı şunlardır:

- Hüsn-ü zan yerine su-i zan yapılmasına neden oluşu,
- İnsanların niyetlerinden şüphe duymaya yol açışı,
- Güven duygusunu zedeleyişi,
- Dedikodusu yapılan kişinin diğer insanlarla olan ilişkilerine zarar vermesi (önyargılı yaklaşılması gibi),
- Maneviyatı zedelemesi, huzursuzluğa sebep oluşu vb...

Söylenen her kelimenin karşı tarafta bir yansıması vardır. Bu yansıma müspet veya menfi olabilir. Bir değerlendirme yapmadan önce, neyi niçin eleştirdiğimizi ve bunun sonucunda kimin ne kadar fayda göreceğini hesaba katmalıyız. Söylediklerimizle sadece karşı tarafa mesaj vermekle kalmayıp, o kişinin kısa, orta ve uzun vadedeki davranışlarına da tesirde bulunduğumuzu unutmamalıyız. Olumsuz yorum ve değerlendirmelerimizle karşı tarafa zarar verebileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız.

Buna örnek olarak “tenkit etme” üslubunu ele alabiliriz. Lisan-ı halimizle karşımızdakini tenkit ederken üslupta hataya da düşebilir doğru bir yaklaşımda da bulunabiliriz. Bu dilimizi nasıl bir şekilde kullandığımıza bağlıdır. Hatalı ve yıkıcı tenkitte iyi niyetli bir yaklaşım yerine daha çok karşıdaki kişiye maddi-manevi zarar verme gayesi vardır. Karşıdaki kişi ne söylerse söylesin, tek taraflı değerlendirme ile tenkit yapılmaktadır. Ayrıca aile ve cemiyette menfi tenkide kilitlenenler, giderek her şeyde bir olumsuzluk arama gibi bir duruma düşerler. Batı kaynaklı ‘kişisel gelişim’de ferdiyetçiliğin bir kurtuluş gibi görüldüğü günümüzde, şahsiyet ve benlik aşırı yüceltilmiştir. Bu durumda ‘var olmak için yok etmek’ adına diğer insanlar yıkıcı bir üslupla tenkit ediliyor.

Doğru ve müspet tenkit ise iyi niyetimizi muhataplarımıza hissettirmemiz ile başlar. Burada tavır ve üslup çok önemli bir rol oynamaktadır. Müspet tenkitte üslup yumuşak, yaklaşım karşımızdakinin bize tavır almayacağı bir şekildedir. Menfi tenkidin aksine karşı görüşler de yorum ve değerlendirmelerde göz önünde bulundurulur.

Görüldüğü üzere dili kullanmak başlı başına bir sanattır ve diğer sanat dalları gibi incelikleri vardır. Etkili ve güzel konuşabilmenin en önemli unsuru, dile hâkim olmak ve dili iyi kullanabilmektir. Bunun aksine gelişigüzel, boş ve gereksiz konuşmalar çoğu kez yanlış anlaşılmaları, alınganlıkları, huzursuzlukları, kırgınlıkları, gıybet ve koğuculuğu beraberinde getirir.

Bir diğer önemli unsur, dili kullanırken, muhatap olan kişi ya da kişilerin yapılarını iyi tespit etmek ve onların anlayabileceği bir dil kullanmaktır. Karşımızdaki kim olursa olsun bizi dinleyenlerin inançlarını, değer yargılarını göz önünde bulundurmalıyız. Bunları göz ardı eden bir konuşma, itici olur, tepkilere yol açar ve en önemlisi muhatabını incitir.

Dil ile ahlakın da yakın bir ilişkisi vardır. Kişinin konuşmasını ve üslubunu ahlakı belirler. Ahlak ne derece iyiyse, dili kullanma ve muhataplarını olumlu yönden etkileme o derece başarılı olur. Dolayısıyla konuşmacının kişisel nitelikleriyle konuşma arasında sıkı bir etkileşim vardır.
Hayatımızın her alanında İslam’ı yaşama gayreti içerisinde olmalı, bir Müslüman olarak hal ve hareketlerimizle, söz ve söylemlerimizle çevremize örnek olmalıyız. Yani dinimizi, inancımızı hayatımızda parça parça etmemeli, her adımımızda Allah’ın rızasını gözetmeliyiz.

Emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münkerle de sorumlu olan biz hanımlar, dillerimizle -yani dil ile cihad ederek- bu görevimizi yerine getirebiliriz. Bulunduğumuz konum itibariyle muhatap alanlarımız da oldukça geniştir. Aile fertleri -anne, kız kardeş, yenge, kaynana, elti, görümce gibi-, akrabalar, komşular ve arkadaşlar. Her birine karşı sorumluluk sahibi olduğumuzu ve ahirette yakınlarımızdan da sorulacağımızı göz önünde bulundurarak bir araya gelişlerimizi fırsata dönüştürebilir; dilimiz ile yıkmak, kırmak, ifsad etmek yerine müspet, yapıcı, faydalı, iki cihan eksenli konuşmalara zemin hazırlayabiliriz. Bir dedikoduya rastladığımızda, dedikoduyu körüklemek yerine kendimizi dedikodusu yapılan kişinin yerine koyarak diğerkâmlık ve hüsn-ü zan ile gıybeti başlatanları ve onları dinleyenleri güzel bir dil kullanarak uyarabilir, gıybete son verebiliriz.

Evet, Allah-u Teâlâ tarafından bizlere büyük bir lütuf olarak sunulan ve ahirette hakkımızda şahitlik edecek olan dilimizi, boş sözlerle heba etmek yerine dilimize faydalı ve güzel sözlerle anlam kazandırmak, hem dünya hem ahiretimiz için çok daha yararlı olacaktır.

Dilimizle felakete değil selamete erişebilmek ümidiyle...

Pedagog Meliha Timur / Nisanur Dergisi - Haziran 2015 (43. Sayı)

 


 
29-06-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.