Din, Peygamberi Saf Dışı Ederek Anlaşılmaz

Rana Çeçen
Kışın soğuk günleri yavaş yavaş dünyanın bu bölümünü terk etmek üzere, toprak canlanmak üzere, doğa ölü halinden dirilmek üzere, her yerde bir heyecan ve canlılık hâkim...
Bismillahirrahmanirrahim
 
Kışın soğuk günleri yavaş yavaş dünyanın bu bölümünü terk etmek üzere, toprak canlanmak üzere, doğa ölü halinden dirilmek üzere, her yerde bir heyecan ve canlılık hâkim... Mü’minler için bahar, farklı bir heyecan kaynağıdır. Çünkü âlemlere rahmet, iki cihan serveri Resulullah (SAV)’ın dünyayı şereflendirdiği kutlu doğumunun mevsimidir. Nisan, her yerin taptaze olduğu, aşırı sıcağın ve aşırı soğuğun olmadığı mükemmel bir havaya sahip bir aydır. 
 
Resulullah (SAV) hayatta olsaydı doğum gününü kutlamamızı ister miydi bilinmez ancak, o sevinci herkesle paylaşmak ve kışın uyuşukluğunu üzerlerinden atmaya çalışan insanlara bir hatırlatma için yapılan bu kutlamaların faydasına binaen, olumsuz tepki vermeyeceğine gönülden inanıyoruz. Resulullah (SAV) bizim için değerlidir. Bizi Rabbimizle buluşturan, O’na ulaşma yolunu gösteren rehberdir. Rabbimizin yeryüzündeki elçisidir. Din, peygamberi saf dışı ederek ya da değersizleştirerek anlaşılamayacağı gibi dinin ve her şeyin yegâne sahibi Rabbul-âlemin de bunu kabul etmemektedir. Allah (CC)’ın kelamına baktığımızda bunu ifade eden ayetlerin tefsire bile ihtiyaç duyulmadan çok açık ve anlaşılır bir şekilde ifade edildiğini görürüz.
 
Nisa Suresi 80. ayeti kerimede en öz ifade ile Rabbul-âlemin şöyle buyurur; “Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” Allah, peygamberinin sözünün dinlenilmesi gerektiğini Kur’an- ı Kerim’de geçen daha başka ayeti kerimelerle de açık açık belirtmiştir. Dinin iki temel kaynağı vardır; birincisi Allah’ın kitabı ve ikincisi de Resulünün sünnetidir.
 
“ ...Peygamber size ne verdiyse onu alın (ne emrettiyse onu yapın). Size ne yasak ettiyse ondan da sakının (ona muhalefet etmeyin). Allah`tan korkun; çünkü (Peygamber`e muhalefet edenlere karşı) Allah`ın azabı çetindir. " (Haşr/ 7)
 
Peygamber (SAV)’in emir ve yasaklarına uymak, Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla eşdeğerdir. Çünkü “O, kendiliğinden konuşmaz. Onun konuşması ancak indirilen bir vahiy iledir.” (Necm/ 3-4) Onun içindir ki, “Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendiişleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzab / 36)
 
Şimdi ayetler bu kadar açık ve net iken nasıl Resulü (AS) ve sünnetini dinin hayatta yaşanmasında görmezlikten gelebiliriz. Bunu yapmak bizzat Allah’ın emrine karşı gelmek değil midir?
 
“De ki: Allah’a itaat edin; Peygamber’e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber’in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber’e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.”(Nur/ 54)
 
Peygambere itaat etmemiz veya etmememiz onun peygamberliğine gölge düşürmeyeceği gibi, peygamberliğine hiçbir halel de getirmez. Bu ancak, bizim lehimizde veya aleyhimizde bir karar olur. Peygambere itaat etmek ve yapmamızı veya yapmamamızı istediği şeylere uymak da (hâşâ) ne Kur’an-ı Kerim’in ve ne de Yüce Rabbimizin ululuğuna ve azametine engeldir.
 
Peygamber hiçbir şekilde Rabbinin emirlerine muhalif bir emir vermeyeceği gibi, yasaklarını çiğnetecek veya hafifletecek uygulamalarda da bulunmamıştır. Peygamberler, Rablerinin kendilerine yüklediği elçilik vazifesini en kusursuz şekilde yerine getirmenin gayreti içerisinde olmuşlardır. Asırlardır dilden dile söylenip gelen veda hutbesinde Resulullah (SAV)’in, “Size iki emanet bırakıyorum. Onlara uyarsanız yolunuzu asla şaşırmazsınız; Onlardan biri Allah’ın kitabı ve diğeri de benim sünnetimdir.” tavsiyesini duymayan kaç tane Müslüman vardır.
 
İsmet (günahsız) sıfatına sahip olan peygamberlere uymaktan daha tabii ne olabilir ki?
 
Yaşantısı Allah’ın kitabının hayata geçilmiş hali olan, peygamberin sünnetine sırt çevirmek dinin hangi emrine uyar acaba?
 
Resulullah daha sağlığında, bizleri sünnetine sırt çevireceklere karşı uyarıyor. “Şunu iyi biliniz ki, bana Kur`an-ı Kerim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. (Bu konuda) dikkatli olun; (çünkü) koltuğuna kurulan tok bir adamın ‘Size (Hz. Peygamberin sünneti / hadisleri değil) sadece şu Kur`an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter!’ diyeceği (günler) yakındır.”(1) 
 
Yine Tirmizi’nin hasen-sahih olarak rivayet ettiği; “Dikkat edin! Sizden birinizi; emrettiğim veya yasakladığım konulardan birisi kendisine ulaştığında -koltuğuna yaslanmış bir hâlde- ‘bilmiyorum Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız (hadisleri tanımayız derken)’ bulmayayım.” Hadisi de ayrı bir uyarıdır.
 
Yüce Allah; “Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab/ 21) ayetinde de bunu bize açıklamıyor mu? 
 
Allah-u Teâlâ (CC), bizleri vasat bir ümmet olarak yarattı. Ne ifrat, ne de tefrit derecesinde olmamalı davranışlarımız ve hatta düşüncelerimiz. Bizler, ne Hıristiyanların yaptığı gibi, Allah’ın elçisini gereğinden fazla yücelterek ulûhiyette Allah’a ortak yaparız, ne de Onu, dinin anlaşılmasında tamamen devre dışı bırakarak sadece postacı görevi yükleriz. Bütün günahları affedilmiş olmasına rağmen, geceleri ayakları şişinceye kadar Rabbine secde eden, günde en az yüz defa istiğfarda bulunan bir Peygamber’e itaat edilmez mi?
 
1- (Ebu Davut, Tirmizi, İbni Mace, Ahmet b. Hanbel)
 
Rana Çeçen | Nisanur Dergisi | Nisan 2017 | 65. Sayı
 
27-04-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.