Dua Etmeli İnsan

Fahriye Genç
Siz hiç bir duanın kabul anında tekrar tekrar iman ettiniz mi? Kalbiniz bir hakikati bütün çıplaklığı ile hissederken gözleriniz buna şahit oldu mu? Duanın nasıl bir sığınak, bir kurtuluş, bir çare hatta bir silah olduğuna inandınız mı?
Siz hiç bir duanın kabul anında tekrar tekrar iman ettiniz mi? Kalbiniz bir hakikati bütün çıplaklığı ile hissederken gözleriniz buna şahit oldu mu? Duanın nasıl bir sığınak, bir kurtuluş, bir çare hatta bir silah olduğuna inandınız mı? Bu soruları soralım öncelikle kendimize. Bunları yaşadıysak ne mutlu, yaşayamadıysak üzülelim ve neden yaşayamadığımızı sorgulayalım…

Bize verilen bütün nimetlerin yanında hatta belki süreklilik açısından başında olan, her an kullanma inisiyatifi bizim elimizde olan bir nimettir dua… Elbette ki her şeyin bir sonu vardır; doğan güneş batmaya mahkûmdur, hayatımız ise bitmeye… Her baharın bir sonu ve açılan her kapının elbette bir kapanışı vardır. Hangi kapı hangi mekân hatta hangi makam her an açıktır ki bu dünyada?

Oysaki dua, “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.” (Mu`minun / 60) buyuran bir makamın hediyesidir. Defalarca okumuş duymuşuzdur muhakkak: “Dua müminin silahıdır.”

Peki, kim bu mümin? Neden silaha ihtiyaç duyar? Bir de bu çerçeveden bakmak gerek.

“Onlar (müminler) ayakta dururken, otururken, yanları üzerinde yatarken hep Allah`ı zikrederler.” (Ali-İmran / 191)

Kur`an-ı Kerim mü`mini Allah`ı her an zikreden kullar olarak ifade eder. Mü`min, iman eden hem de dünyanın bütün düşmanlığına, zorluğuna ve engellerine rağmen… Zor olmuştur elbet böyle geçici ve bir o kadar da kendine bağlayıcı bir mekânda, sonsuzluğa inanmış kulların mücadelesi. Dünya ve içindekiler mü`minlerin iman hakikati ve bu imanın getirdiği sorumlulukları üzerine alma ve yerine getirme bağlamında hep düşman olmuşlardır. Elbette düşmandan korunmak belki saldırmak her zaman silah gerektirmiştir.

Bu silah, her şey olabilir. Bu düşman nefsimiz, sonsuz isteklerimiz belki gücümüzün yetmediği bir zalim, elimizin ulaşamadığı bir istektir. İşte burada duadır imdadımıza yetişen kapı. Yeter ki çalalım, çalmasını bilelim ve bekleyelim o kapıda, sabır ve ihlasla… Şunu da hatırımızda tutalım bu kapıdan eli boş dönülmez! Er ya da geç istediğin verilir. Belki o anda, belki biraz sonrasında belki de bizi bekleyen o sonsuz mekânda, ama elbet verilir. Bu kapının yüzüne kapandığını düşünen insan ne de bedbahttır, umutsuzdur ve baştan kaybetmiştir.

Peygamber Efendimiz (SAV) buyuruyor:

“Allah, hayâ sahibidir, çok kerimdir. Bir insan iki elini kaldırıp kendisine dua ettiği zaman, o kalkan iki eli boş çevirmekten hayâ eder.” (Tirmizi)

Çareyi böylesi bir kapıdan değil de başka kapılarda aramaktan hayâ etmeli insan…

Dua etmeli insan! Dua ederken iman etmeli, duanın kabul olacağına. Gittiği makamın haşyetinden titremeli insan. Boyun bükmeli ve bilmeli; kimden istediğini, nasıl isteyeceğini, nasıl o huzura varacağını… Çünkü dua edeceğimiz makam bunu da öğretmiştir bize.

“Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü o haddi aşanları sevmez. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah`a (azabından) korkarak ve rahmetini umarak dua edin. Şüphesiz Allah`ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.” (Araf / 55-56)

İstenileni vermeyecek makam, nasıl isteneceğinin yolunu yordamını neden öğretsin ki? “İste” diyor, için için kalbinden gelerek iste. Dilinde kalmasın sadece hatta isterken dilin sussun kalbin konuşsun… İste, hem korkarak hem ümit ederek iste; hangi lisanda olursa olsun…

Ve başa dönelim, düşünelim tekrar bu güne kadar ettiğimiz bütün duaları. Samimi olalım en başta kendimize karşı. Ben neyi çok istedim neyi çok istemedim ve hangileri kabul oldu, diye. Bir de şunu tefekkür edelim; makbul dualarıma makbul bir şükür de bulundum mu?

Duanın küçüğü büyüğü yoktur! Her duamızda Allah’ın büyüklüğünü, azametini, rahmetini dile getirerek dua edelim ki; bütün dualarımız birer zikir olsun.

Peygamber Efendimiz (SAV) buyuruyor:

“Allah`ın fazlından isteyin. Çünkü Allah, kendisinden bir şey istenmesini sever. En faziletli ibadet (dua edip) bir sıkıntının kalkmasını beklemektir.” (Tirmizi)

Unutmayalım! Dua anında, dilimiz zikrederken zihnimiz tefekkür, kalbimiz de iman etmeli…

Selam ve dua ile…

Fahriye Genç / Nisanur Dergisi - Ocak 2016 (50. Sayı)
 
19-01-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.