Dünya Hakim, İnsanlar ise Mahkum!

Zehra Yüksek
Hani bazen sorarlar ya “Nasılsınız, iyi misiniz?” diye. Bizler de; “Ne olsun işte yalan dünyanın içinde yuvarlanıp gidiyoruz.” deriz. Ne tuhaf öyle değil mi?
Hani bazen sorarlar ya “Nasılsınız, iyi misiniz?” diye. Bizler de; “Ne olsun işte yalan dünyanın içinde yuvarlanıp gidiyoruz.” deriz. Ne tuhaf öyle değil mi? Bir tarafta dünyanın yalan olduğunu ve ahirete doğru gittiğimizi söyleriz, öte yandan kendimizi yalan dediğimiz dünyanın bütün ihtişamına ve cazibesine kaptırmış gidiyoruz. Oysa insan, -dediği gibi- nereye gittiğinin hiç de farkında değil.

Üstad Bediüzzaman’ın: “Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen cennet hayatının ve o cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline (Cenab-ı Hakk’ın cemalini görmeye) mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâl’in daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbuplarda (dünyaya ait sevilen şeyler) ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemal, O’nun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi ve bütün cennet, bütün letafetiyle, bir cilve-i rahmeti ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve câzibeler, bir lem`a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan cennete çağırılıyorsunuz. Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.”(1) İfadeleri karşısında insan, dünya hayatının ahirete nispeten ne kadar sönük olduğunu daha da iyi anlıyoruz.

Evet, dünya hayatı belki nefsanî arzu ve istekler yönünden insana cazip gelebilir. Fakat dünyanın her türlü süsü, makamı, malı-mülkü ve zenginliği sonuçta hepsi geçici ve fani olduğu için alakaya değmez.

Bununla beraber Üstad, dünyanın üç yüzü olduğunu söyler:
 
“Dünyanın birinci yüzü, Cenâb-ı Hakk!ın isimlerine bakar. Allah’ın isimlerinin nakışlarını gösterir. Mânâ-yı harfiyle, yani ayna gibi başkasını gösteren vücudu ile Allah’ın isimlerinin aynası hükmündedir. Dünyanın bu yüzü Allah’ın hadsiz isimlerinin hadsiz mektupları mahiyetindedir; bu yüz gayet güzeldir. Nefrete değil; aşk derecesinde sevilmeye lâyıktır. Çünkü dünyanın bu yüzü sevildikçe, neticede Allah’ın isimleri sevilmiş olur.

Dünyanın ikinci yüzü ahirete bakar. Ahiretin tarlasıdır. Cennetin fidanlığıdır. Rahmetin çiçekliğidir. Dünyanın bu yüzü de, birinci yüzü gibi güzeldir. Çünkü bu yüzde ekilen her şey Allah’ın izniyle ahirette ebediyen meyve verecektir. Şu halde bu yüz de tahkire değil; muhabbete lâyıktır.

Dünyanın üçüncü yüzü, insanın heveslerine bakan, gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın oyuncağı hükmüne geçen yüzüdür. Dünyanın bu yüzü gayet çirkindir, gayet tehlikelidir. Çünkü fânidir. Çünkü yok olucudur. Çünkü elemlidir. Çünkü keder vericidir. Çünkü aldatıcıdır. İşte ayetlerin ve hadislerin dikkat çektiği ve sevgisine aldanmamak için uyardığı yüz, bu yüzdür. Sevilmemesi gereken, nefret edilmesi gereken, kendisinden Allah’a sığınılması gereken yüz, bu yüzdür.”

Ne var ki nefret etmemiz gereken bu yüze, aksine bağlandıkça bağlanıyoruz. Her geçen gün biraz daha rağbet ediyor ve dünyevileşiyoruz. Dünya malı, mevki, makam derken farkında bile olmadan sahip olduğumuz ulvi hedef ve gayelerden uzaklaşmaktayız.

Henüz üzerinden bir yıl bile geçmeden değiştirdiğimiz perdelerimizin, sırf modası geçmiş diye kırıp attığımız mobilyalarımızın, hele de bir mağazayı andıracak kadar dolu olan gardırobumuzun içindekiler yetmezmiş gibi hala alış-veriş merkezlerinde dolaşarak her geçen gün bir yenisini daha eklediğimiz kıyafetlerimizin vs. bize değer kazandıracağını zannederiz.

Oysaki şaşalı evler, lüks otomobiller, marka kıyafetler insana değer kazandırmaz. İnsana değer kazandıran ve derecesini yükselten; güzel ahlaktır, ilim irfandır, fazilettir, ibadettir, hikmettir, hayır ve hasenedir.
 
Bediüzzaman’ın tasnifine göre dört sınıf insan dünyayı tahkir eder ve sevmez:
 
“1- Ehl-i mârifet. Cenâb-ı Hakkı derinden bilmeye, O`nu tanımaya, sevmeye, rızasını kazanmaya ve O`na ibadet etmeye mâni olduğu için ehl-i marifet dünyayı sevmez.

2- Ehl-i âhiret. Ahiret nimetlerine düşkün, gece gündüz ahiret için hazırlanan, ebedî hayat için çalışan kimseler dünyanın geçim derdi, çoluk çocuk derdi, aşı ve işi gibi bir takım zorunlu çalışmalarından rahatsız olurlar. Ahireti bilen ve ahirete hazırlanan, fakat dünyanın zaruri işlerinden dolayı ahiret amelinden geri kalan bu kimseler, cennetin güzelliklerine nispeten dünyayı çirkin görürler. Nitekim dünyanın bütün güzellikleri, cennetin güzelliklerine oranla hiç hükmündedir. 

3- Ehl-i dünya. Dünyayı sevmeyen üçüncü sınıf insan gurubu aslında ehl-i dünyadır. Bir kısım ehl-i dünya dünyayı aslında sevmez; çünkü eline geçiremez. Fakat bu sevmemek, dünyanın nefretinden değil; dünyanın sevgisinden ileri geliyor ve makbul değildir.

4- Ehl-i dünya. Dünyayı sevmeyen dördüncü sınıf insan da aslında yine ehl-i dünyadır. Bu kısım ehli dünya ise, dünyayı eline geçiriyor, yatıyla, katıyla, parasıyla, puluyla dünyayı ayaklarına serilmiş buluyor, dünyayı dolu dolu yaşıyor.

Fakat ne çare; dünya durmuyor, gidiyor. Onu da beraber götürüyor. O da bunu anlıyor ve kızıyor. Sırf teselli bulmak için dünyadan nefret ettiğini söylüyor. “Pistir!” diyor. Oysa bu sevmemek de dünya sevgisinden ileri geliyor. 

Dünya ile ilgili olarak makbul sevmemek ise, ilk iki sınıf olan ehl-i mârifet ve ehl-i ahiretin sevmemekliğidir.” (2)

Evet, “Dünya madem fanidir. Madem ömür kısadır gayet lüzumlu vazifeler çoktur, madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için ahireti unutmasın. Ahiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.”(3)

Selam ve dua ile…

1) Yirminci Mektup
2) Sözler
3) Mektubat


Zehra Yüksek / Nisanur Dergisi - Şubat 2016 (51. Sayı)

 
26-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.