Dünya ve Ukbadaki Huzurun Anahtarı: Sevgi ve Muhabbet

Zehra Yüksek
Muhabbet, gönlünün ağaçlarında tomurcuklanan meyvelerin en gözdesini dosta sunmaktır. Bazen, en içten sevgilerle bakmak bazen de istemeden hissetmek, söylemeden bilmek ve yüreğini kendi ellerinle teslim etmektir.
Vasila b. Eska bir sabah namazı Resulullah(SAV)’a gelerek, “Ya Resulullah! Allah’a ve sana iman ve biat etmek istiyorum” der. Resulullah, “Öyleyse benim sevdiğim şeyi sen de sevmek, sevmediğim şeyi sen de sevmemek üzere biat et” buyurur.

Evet, bir biat ki ismi aşk, sevgi ve muhabbetti! Mahbubun mahbubunu da mahbup bilmekti şüphesiz.

Peki, nedir muhabbet?

Doğru ya, güzel ile güzelleşmenin adıdır muhabbet. Bazen, melekûtî bir nida ile pejmürde ruhları ve kalpleri canlandırmak, bazen de ateş çukuruna düşmesin diye nefesinle söndürmektir ateşi.

Muhabbet, gönlünün ağaçlarında tomurcuklanan meyvelerin en gözdesini dosta sunmaktır. Bazen, en içten sevgilerle bakmak bazen de istemeden hissetmek, söylemeden bilmek ve yüreğini kendi ellerinle teslim etmektir.

Belki de muhabbet, Rabia’tul Adeviyye’nin deruni düğümlerini açan ve kalbinin en latif hislerini beyan eden şu mısralarındadır. Hele bir dinle:

“Sen tatlı ol da bütün hayat zehir olsun
Sen razı ol da bütün insanlar öfkeyle dolsun
Benim aram yeter ki iyi olsun seninle
İstersen harap olsun sonra bütün âlemle
Gerisi hep boştur olursa benimle dostluğun
Toprağın üstündeki her şey toprak olacaktır elbet bir gün.”


Hiç şüphesiz dünyadaki ve ukbadaki kurtuluş kapıları sevgi ve muhabbet anahtarları ile açılır. Dolayısıyla geçmişe şöyle bir uzandığımızda nebilerin, sıddıkların, şehitlerin ve daha nice salih ve salihaların hep aynı marka anahtarlar ile felaha erdiğini ve müntehaya ulaştığını görmekteyiz. Nitekim sıcak bir muhitte buz kütlesine dönüşmüş kalpleri ve yürekleri muhabbet kıvılcımlarıyla eriten Allah Resulü (SAV) şöyle buyuruyor:

“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.”

Bu demek oluyor ki iman sevgiden doğar ve sevgi ile mükemmelliğe erişir. O halde bizler de Ensar ile Muhacir’in üzerine sağanak sağanak yağan muhabbet yağmurunun altında kapayalım şemsiyelerimizi. Islatsın gönüllerimizi, yıkasın ruhlarımızı. Öyle ki yüreğimizdeki yanar dağları teskin etsin. Etsin ki Ensar ve Muhacir’in kardeşliğini tekrar ilk günkü canlılığı ile ayağa kaldırabilelim. Zira Resulullah (SAV) onlara gülümseyen yüzünü sevgi dolu ifadelerle zenginleştirip “kardeş olunuz” dediği vakit artık aralarında şuralı-buralı, zengin-fakir, efendi-köle, çoban-tüccar ve siyah-beyaz gibi farklılıklar yok olmuş, aksine birbirlerine nefislerini tercih edecek kadar sağlam bir bağ kurulmuştu. Bu da sevgi ve muhabbet bağıydı.

Evet, muhabbet öyle bir iksirdir ki taş katılığında olan kalplerdeki kini, nefreti, hasedi, düşmanlığı, gururu, kibri, kendini beğenmişliği, cimriliği ve bencilliği sevgi baltası ile öldürürken yerine kardeşler arasında dayanışmayı, fedakârlığı, hoşgörüyü, cömertliği, sulhu ve yardımlaşmayı diriltir. Buna binaen, “Bütün kâinatın mayası muhabbettir” diyen Üstad Bediüzzaman şunları söylüyor:

“Bütün hayatımda insanların toplumsal hayatından kat-i bildiğim ve araştırmaların bana verdiği netice şudur ki muhabbete en layık şey muhabbettir ve husumete en layık sıfat da husumettir. Yani insanların toplumsal hayatını temin eden ve saadete sevk eden, muhabbet ve sevgi sıfatıdır. İnsanların toplumsal hayatını alt üst eden ise nefret ve adavet sıfatıdır. Bu da çirkin ve muzır bir sıfattır. Bazen insanın gururu ve nefisperestliği şuursuz olarak, ehli imana karşı haksız olarak düşmanlık eder ve kendini haklı zanneder. Hâlbuki bu husumet ve adavetle ehli imana karşı muhabbete vesile olan iman, İslamiyet gibi kuvvetli bir sebebi önemsiz görmektir. Kıymetlerini tenzil etmektir ve düşmanlığın ehemmiyetsiz sebeplerini, muhabbetin dağ gibi sebeplerine tercih etmek gibi bir divaneliktir.

Hâsılı muhabbet, uhuvvet, sevmek İslamiyet’in mizacıdır, rabıtası-bağıdır. Ehli adavet ise mizacı bozulmuş çocuğa benzer ki ağlamak ister, bir şey arıyor ki onunla ağlasın. Sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz bir şey ağlamasına bahane olur. Hem insafsız ve kötümser bir adama benzer ki sû-i zan mümkün oldukça hüsn-ü zan etmez. Bir kötülük ile on haseneyi örter. İslam ahlakı ise bunu reddeder.” *

Allah Resulü (SAV) başka bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

“Allah yolunda birbirlerini sevenler, kızıl yakuttan yapılmış bir sütun üzerinde dururlar. O sütunun tepesinde yetmiş bin köşk vardır. O köşklerde duranlar yukarıdan cennet ehline bakarlar. Onların güzelliği cennet ehlini, güneşin dünya ehlini aydınlattığı gibi aydınlatır. Cennet ehli ‘Gelin! Allah için dünyada birbirlerini sevenleri seyretmeye gidelim’ derler. Onların güzellikleri cennet ehline güneşin parlaması gibi gelir. Onların sırtında yemyeşil sündüsten elbiseler vardır ve alınlarında ‘Allah yolunda birbirlerini sevenler’ yazılıdır.” (Tirmizi)

Nihayetinde cennet yolunda emin adımlarla yürümenin yolu sevgi, aşk ve muhabbetten geçer. Madem rıza-i ilahiye kavuşmak ve kızıl yakutlar ile yapılmış köşklerde oturmaktır gayemiz. Şu halde bir mimarımız olsun “El-Emin” diye. Bir bina inşa edelim uhuvvet harcı ile. Ardından sulayalım kaynağı aşk ve sevgi olan memba ile. Ta ki kansın, pekişsin ve yıkılmaya mahal vermesin diye dua edelim şöyle:

“Rabbimiz, bizi ve bizden önceki inanan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde inananlara karşı kin bırakma. Rabbimiz, sen çok şefkatli çok merhametlisin.” (Haşr /10) Âmin!

* Uhuvvet Risalesi

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Temmuz 2013


 
29-07-2013 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.