Duygusaldır Kadın!

Hacer Sara Arslan
Estetiktir kadın, zarafettir, inceliktir. Hayata doğuşa, yeniye, yeniliğe sebep kılınmıştır ve bu yüzden özeldir kadın... Annelik makamına layık görülerek “seçilmiş”tir kadın...
Estetiktir kadın, zarafettir, inceliktir. Hayata doğuşa, yeniye, yeniliğe sebep kılınmıştır ve bu yüzden özeldir kadın... Annelik makamına layık görülerek “seçilmiş”tir kadın... Çağlar boyu gündem olmuş, konuşulmuş, yazılmış bir şiirdir kadın... Nura aday olursa “hayrunnisa” olabilecek aydınlık; gözyaşıyla dünyanın hüznünü yıkayıp arındırabilecek “şefkat kahramanıdır” kadın!

Peki, kadının duygusu zaaf mıdır?

Duygusaldır, fevridir, acelecidir ama kendisinde en çok beliren duygusallık yönünün, bir zaaf olduğunu, onu güçsüz kıldığını kim söyleyebilir? İnsanın fıtratına yerleştirilen kodlar insan için bir zayıflık olarak nitelendirilemez. Tıpkı diğer özellikler gibi yanlış yöne kanalize edilmemesi gerekir. Özünü koruduğu sürece, kadından vuku bulan duygusallık ve bu yönden meydana gelen her şey kadın için -ve dahi toplum için- bir ikramdır, bir rahmettir.

Rabbimiz yarattığı her şeyde denge mefhumunu gözetmiştir. Hele ki “ahseni takvim” olarak nitelendirdiği ve “Biz sizi bir dişi bir erkek olarak yarattık” sırrınca ikiye ayırdığı insanı da elbette bir denge üzere yaratacaktır. Bu açıdan, kadının duygusal olması, erkeğin biraz daha aklıyla hareket etmesi mükemmel bir insicamdır. Tıpkı asumandaki gezegenlerin saniyelik, milimlik dengesi gibi, hayati bir meseledir. Böyle olduğu için kadının duygusal yönüne “zaaf” demek, Allah`ın denge unsuruna kusur bulmaktır.

Her dişi, hem bedensel hem ruhsal olarak anneliğe meyilli yaratılmıştır. Anne olabilmek için belki de en gerekli şey, evladımızla olan bağımız yani hislerimizdir. Bu olmasa hangi anne çocuğu için gecesini gündüzüne katar, cansiperane uğraş verir? Böyle olmasa, bir nesil nasıl yetiştirir?

Aynı duygu babada olsa, belki birçok baba -evladından ayrı kalamadığından- rızkı için çalışmak istemez, ibadetlerini, hizmet çalışmalarını aksatır. Kadının da hem evine bağlı olması hem de bir nesil yetiştirme içgüdüsü ile davranması için de en başta duygu yönünün çok kuvvetli olması şarttır. Toplumların refahını, ilerlemesini istemeyen mihraklar, işe önce kadının duygu yönünü çalarak, onları erkekleştirerek başladılar. Tabi bu apayrı bir konu...

Kadının duygusallığının, sorunların çözümüne katkısı nasıl olur peki?

Evet, kadının duygusu zaaf değildir dedik. Kadın en başta bu yönünü olabildiğince korumalıdır. Eşler arasında veya başka çıkmazlarda kadın bu yönünü sorunların çözümü için kullanabilmelidir. Bunun için de ne ifrata ne tefrite düşmeli. Aşırı duygusallık, sorunları daha da girift bir hale getirir.

Eşinin işinde büyük problemler çıktı, ya da iflas etti diyelim. Kadın “ah vah” edip ağlar, yıllar sonra fakirleşecek korkusuyla inlemeye başlarsa, zaten üzgün olan eşini ikinci kez hem de ruhsal olarak iflas ettirir. Bu, duygu yönünün aşırılığından kaynaklanıyor. Bir de öbür türlüsü var. Bu şekilde eve gelen eşine, erkek gibi davranan, eşinin onurunu incitip onun bir işi yapamadığını kaba bir dille anlatan, kavga eden kadın... Bu iki davranış da sorunları çıkmaza sürükler.

Böyle bir durumda kadın, eşinin sığınacağı liman olmalı. Tıpkı Efendimiz (SAV)`in ilk vahiyden sonra titreyerek eve gelip Hatice`sine sığındığı gibi... Ya Hatice annemizin tavrı?

“Öyle deme. Allah`a yemin ederim ki, O hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen, akrabanı gözetirsin. İşini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misafiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhur eden olaylarda halka yardım edersin...”

Sanırım Hz. Hatice`nin eşine olan bu yaklaşımı, başka söze hacet bırakmıyor.

Kadının bir de unutma yönü var ki; rahmet mi yoksa afet mi olduğu, kişinin temayülleriyle doğrudan alakalıdır.

Evet, malumdur ki “nisa” kelimesi “nisyan”dan geliyor. Yani unutmak! Kadın dünyevi işlerde fazla unutkandır. Fakat böyle olması yine onun yaratılışında olan bir özelliktir. Zaten yükü ağır olan kadının her mevzuyu aklında tutması zordur. Bundan sonrasını, Abdulhakim Sonkaya`nın “Birİnci Olabilirsiniz” adlı kitabındaki yorumuna bırakalım:

“Kadın aynı anda duygu ve düşünceyi birlikte yüklenmeye çalışmamalı, mutlaka bunlardan birinden feragat etmeli. İslam ona ‘nisa’ ismini vererek dünya işlerinde onun unutkanlığına vurgu yaparak, kadının hesap-kitap işlerini terk etmesi gerektiği mesajını vermiştir. Buna göre kadının nisyanlığı dünyanın hesap-kitap işlerine yöneliktir. Böyle davrandığı, evinde istikrarlı ve ağırbaşlı şekilde durduğu taktirde kadın hikmeti yakalar.”

Fakat maalesef fıtratından uzaklaşan kadınlar, hesap-kitap ve dünya işlerini çok iyi hatırda tutarlar. Çalışma sahasına itilen kadın da buna mecbur bırakılıyor. Her zaman gündemine dünyayı alıyor ve asıl hatırlaması gereken uhrevi bilgileri hatırda tutamıyor. Hâlbuki Rabbimiz bu görevi, “hatırlayan-zikreden” manasındaki “zeker”e yani erkeğe vermiş ki; düzen meydana gelsin. Erkek görevini icra ederken, evinde hikmetle oturan kadın, hikmetinden eşini de nasipdar kılar ve böylece mükemmel bir uyum, bu uyumla birlikte huzur da kendiliğinden gelir.

“Zeker, erkek demektir. Çünkü erkek zikretmek, sürekli akılda tutmak ve hatırlamak zorundadır. Buna göre zikretmede erkek kadının önünde; duyguda da kadın, erkeğin önünde olmalıdır.” (A. Hakim Sonkaya)

Hacer Sara Arslan / Nisanur Dergisi - Eylül 2016 (58. Sayı)
 
19-09-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.