Editör - Mart 2017

Editör
Toprağın o enfüsi kokusunu içimize çektiğimiz ölçüde dinç; üç ayların o lahuti kokusunu hanelerimize buyur ettiğimiz taktirde de mesrur olacağımız için, istedik ki bu hususları masaya yatıralım, üzerinde mütalaa edelim. Bilhassa mübarek üç aylar üzerinde yoğunlaştık
Anı andan, günü günden, ayı aydan hayırlı kılan; bizleri, yeniden sinesinde emsalsiz geceler barındıran günlere eriştiren Rabbimize hamd-u sena olsun. ‘Benim ayım’ buyurarak Receb-i şerifi indimizde kıymettar kılan Peygamber Efendimize salât-u selam olsun. Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu kıymetli okurlar…

Cenabı Hak, sayısız ihsanlar bahşettiği biz kullarından kendisine layıkıyla kulluk etmemiz dışında bir şey istemediği gibi; gücümüzün üstünde bir yük de yüklememiştir omuzlarımıza. Hakeza her an bizimle oluşunu işaret eden bir takım kolaylıklar, hakkımızda daima iyi olanı istediğine dair gelişen olaylar, yolumuza serdiği güzellikler de üzerinde durup düşünmemizi gerektiriyor.

İşte, o ihsanlardan biri olan; dirilişin ve yeniliğin fevki bahar, bu yıl beraberinde manevi bir atmosferi de getiriyor. Toprağın bağrına düşen cemreler, ruhları yücelten ve sinelere sükûnet arz eden bir hüviyete de bürünecek inşallah. Mübarek üç aylar, bu yıl kapımızı baharla birlikte çalıyor, ne güzel! Ve bizler, kapılarımızı onlara sonuna dek açtığımız taktirde/ölçüde bahtiyar olacağız…

Toprağın o enfüsi kokusunu içimize çektiğimiz ölçüde dinç; üç ayların o lahuti kokusunu hanelerimize buyur ettiğimiz taktirde de mesrur olacağımız için, istedik ki bu hususları masaya yatıralım, üzerinde mütalaa edelim. Bilhassa mübarek üç aylar üzerinde yoğunlaştık ki yazarlarımız:

Yüce Rabbimizin Recep, Şaban, Ramazan gibi aylara; bazı gün ve gecelere kendimizi onarmamız için değer atfettiğini ve bu günlerde yapılan ibadetlere ayrı bir sevap biçtiğini… Bizlerin bu aylarda oruç ve diğer ibadetlerle nefsin belini kırıp; dizginlerini daha sıkı tutma gücünü elde edebileceğimizi… Evdeki manevi ortamı hazırlamanın, çocuklarımıza ve eşimize örnek olmanın elimizde olduğunu ve her geçen günün aleyhimizde işlediğini… Dolayısıyla ömür sermayemizin büyük bir hızla tükendiğini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini… Mübarek üç ayları, önümüze konulmuş bir meyve ağacı olarak düşünebileceğimizi ve sepetimize ne kadar meyve koparıp koyarsak ahiret yaşantımızda o denli azık sahibi olacağımızı… Allah-u Teâlâ’nın önümüze serdiği bu manevi sofradan ne kadar istifade edersek, iman bakımından o derece güçleneceğimizi ve ahirete götüren dünya yolculuğumuzun huzurlu ve ferah geçmesini sağlayabileceğimizi belirtiyorlar.

Allah’a ve Resulüne iman edenler olarak, bilmekteyiz ki; insanın kulluğu son nefesine kadardır ve sair günlerde yapıp sonra terk edeceği ya da önemsemeyeceği bir vazife değildir. Bu nedenle her günü hatta her lahzayı, Rabbimizin bizi gördüğü bilinci ve son anlarımız olabileceği endişesi ile geçirmeye gayret göstermekle beraber manevi atmosferi yüksek gün ve gecelerden istifade etmeye de azami dikkat etmeliyiz. Dedik ya, bahar misali… Nihayetinde kışın ardından gelen baharın bedene verdiği/vereceği zindelik azımsanamaz. Ve elbette diğer mevsimlerle kıyaslanmayacak derecede farklı olacaktır.

Öte yandan başyazımızda kadınların tebliğ sorumluluğu vurgulanarak kadınların, Allah
Teâlâ’nın dinine bağlı hareket ettiklerinde, iffetlerini koruduklarında ve sorumluluklarını yerine getirdiklerinde; toplumun ıslahında ve İslam’a dönüşünde önemli başarılara imza attıkları belirtiliyor...

Evet kardeşler, yine dopdolu bir dergiyle sizlerleyiz elhamdülillah. Sizleri derginizle baş başa bırakırken üç aylarınızı ve Regaib kandilinizi kutluyoruz. Şanı yüce Allah’a emanet olunuz…
 
Editör / Nisanur Dergisi - Mart 2017 (64. Sayı)
,
16-03-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.