Editör - Mayıs 2016

Editör
Toplum ve bireyi hem maddi hem manevi anlamda oldukça ilgilendiren ve dahi etkileyen bir husus da ‘zekât’ olup, konuyu bu ay dosyamıza almayı elzem gördük. Bu niyet ve gayretle yazarlarımız:
Anı andan, vakti vakitten, günü günden, ayı aydan ve dahi mekânı mekândan hayırlı kılan şanı yüce Allah’a hamd-u senalar olsun… Günü gününden güzel ve bereketli geçen, her anı hayırla yaşamaya çalışan Nebi-i Zişan’a salat-u selamlar olsun…

Allah’ın selamı ve hayrı üzerinize olsun, kıymetli okurlarımız…

Zenginin fakire taslayacak bir üstünlüğü olmadığı ve bu maddi anlamda düşünülemeyeceği gibi, orta hallinin düşük gelirliye kıyası ya da yaptırım hakkı da söz konusu değildir. Esasında bu böyledir. Yüce dinimiz bu şekilde istediği/uygun gördüğü için böyledir… Mesele imtihan hususu başta olmak üzere; kimi zaman sermaye, kimi zaman akıl ve bilek gücü, kimi zaman gayret ve çabadır. Kimi kez se nasipten öteye geçilemediğinin bir yansımasıdır. Maddiyat noktasında sömürenler olduğu gibi sömürülenler de bir bakıma mesul olmakla beraber, toplumun temelini sarsan bir meseledir bu.

Toplum ve bireyi hem maddi hem manevi anlamda oldukça ilgilendiren ve dahi etkileyen bir husus da ‘zekât’ olup, konuyu bu ay dosyamıza almayı elzem gördük. Bu niyet ve gayretle yazarlarımız:

Kelime anlamından da anlaşılacağı üzere zekâtın, malı temizleyen, görünüşte eksiltse de aslında arttıran, bereketlendiren bir ibadet olduğunu… Aynı zamanda insanın kalbindeki mal sevgisini de temizleyip kişiyi cimrilikten, bencillikten kurtararak; zengin ile fakirin arasına şefkat, merhamet ve sevgi yerleştirdiğini… Zekâtı verilmeyen malın, bu dünyada bereketsiz olacağı gibi ahirette de sahibinin azabını arttırmaktan başka bir fayda sağlamayacağını… Zekâtın, cennetin anahtarlarından olup borcundan ve asli ihtiyaçlarından başka 81 gr. altını veya o değerde malı olanların, bu farziyeti yerine getirmekle mükellef olduğunu... Dinin emir ve yasaklarının kadın-erkek herkesi kapsadığını ve kadının da kendisine ait herhangi bir zekât malı varsa onun hakkını ödemesi gerektiğini… Dinî farizalar içinde namazdan sonra en büyük önem ve kıymetin, zekâta verildiğini… Namaz, dinî hayatın direği, İslâmî hayatın teminatı olduğu gibi zekâtın da, sosyal hayatın dayanak noktası olduğunu... Ve Allah-u Teâlâ’nın, verdiği maddi nimetlerin zekâtını vermekle mükellef olduğumuz gibi, manevi kazanımların da, manevi nimetlerin de zekâtını vermekle mükellef kılındığımızı ifade ediyorlar.

Kıymetli okurlarımız, bu ay sizler için PDR Uzmanı Seval Sunar Hanımefendi ile ‘Televizyon ve Bilgisayar Kullanımı’ üzerine röportaj yaptık.

Öte yandan malumunuz üzere kutlu bir mevsimde, ilahi bir nefesi soluyor; ilahi nağmeleri terennüm ediyoruz elhamdülillah. Aynı zamanda yanı başımızdan, Suriye’den, Filistin’den, Myanmar’dan, Doğu Türkistan’dan, Afganistan’dan ve daha birçok yerden yükselen çığlıkları duyuyor; kan kokusunu, zulüm kokusunu soluyoruz, ne yazık ki… Yaklaşan leyl-i beratı ve mübarek Ramazan’ı bu hususta ganimet bilip, muazzam ve belki de bir daha asla ele geçmeyecek bir fırsat addedip Yüce Divan’a duralım. El açıp yalvaralım; dualarımızın kabulünü, vahdet için attığımız adımların muvaffakiyetini, zulmün, kanın, gözyaşının dinmesini ve bu uğurdaki çabalarımızın devam ve etkisini niyaz edelim el-Kadir olan Rabbimizden…

Gerçek şu ki; kana boyanmış masum ve minnacık bedenlerin izdüşümleri, artık takatlerimizin çok ötesinde. Rabbimiz ümmetin uyanış ve kurtuluşunu nasip ve müyesser eylesin; bizleri de bu noktada pay sahibi, gayret sahibi bahtiyarlardan eylesin…

Bu duygularla, sizleri derginizle baş başa bırakıyor ve Allah’a emanet ediyoruz…

Editör / Nisanur Dergisi - Mayıs 2016 (54. Sayı)
 
16-05-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.