En Birinci Üstad, En Tesirli Muallim!

Zehra Yüksek
Çocuk, anne ve babasının yanında bir emanettir. Katkısız ve tertemiz, kıymetli bir cevherdir. Her türlü şeye kabiliyeti olduğu gibi, kendisine verilen her şeyi de almaya meyillidir.
Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla…

“Allah sizi annelerinizin karnında hiçbir şey bilmezler olarak çıkardı.” (Nahl / 78)

Bu ayeti kerime insanın öğrenmeye ve terbiyeye olan ihtiyacını dile getirmektedir.

Evet, insan hayatı boyunca öğrenmeye muhtaç olarak yaratılmıştır. Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “İnsanın vazife-i fıtriyesi taallüm ile (ilim öğrenme) tekellümdür (konuşma).” (1)

Çocuk da anne karnından hiçbir şey bilmezken dünyaya gözünü açar. Açar açmaz en yakınında iki kişiyi görür; annesi ve babası… Ancak zamanın çoğunu babasından ziyade annesiyle birlikte geçirir. Çocuk, gün boyu annenin ya kucağındadır ya yanındadır ya da göz yakınlığındadır. Öyle ki anne hayatını bütünüyle evladına göre ayarlar.

Ancak anne çocuğunun yemesini içmesini yani gıda alınımını beslenmesine göre ayarladığı gibi, onu hayata hazırlarken de onun terbiyesini, ahlakını ve imanını da çok hassas bir biçimde ayarlamalıdır.

Zira çocuk, anne ve babasının yanında bir emanettir. Katkısız ve tertemiz, kıymetli bir cevherdir. Her türlü şeye kabiliyeti olduğu gibi, kendisine verilen her şeyi de almaya meyillidir.

Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor;

“Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Konuşmaya başlayıncaya kadar bu hal üzere devam eder. Sonra anne ve babasının tesiriyle Yahudi, Hristiyan, Mecusi olur.”

Yani çocuğun hayır üzere yetiştirilmesi durumunda yine hayır üzere yaşayacağını; dünya ve ahirette mutlu olacağını belirtmektedir. Hayır üzere yetiştirmenin yolu da çocuğa doğduğu andaki safiyetini, güzel ahlak ve salih amel yolunda devam ettirmesini temin edecek hayat prensiplerini benimsetip kazandırmaktır. Bu prensipler de en mükemmel şekliyle İslam’da mevcuttur. Şüphe yok ki, Kur’an ve sünnet baştanbaşa insanı kemale yüceltecek esaslardan ibarettir.

Üstad, temel dini eğitimin çocuklarda küçük yaşta verilmesinin önemine dikkat çekerek, bunun yapılmaması durumunda ortaya çıkacak olumsuz sonuçlar üzerinde durmuştur.

“Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imani almazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslamiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-ı müslim birisinin İslamiyet’i kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevi fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerine istiskal (kovmak) edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi bela olur. Ahirette de onlara şefaatçi değil, belki davacı olur; ‘Neden imanımı terbiye-i İslamiye ile kurtarmadınız’ der.” (2)

Buna göre çocuğun eğitimine daha küçük yaşta kuvvetli bir iman dersi verilerek başlanmalıdır. Bu noktada da en önemli görev zamanının çoğunu çocuğuyla geçiren anneye düşüyor. Anne, evladının ilk öğretmeni ve eğitmenidir. Çocuğunun lekesiz belleğine ilk işlemeyi anne yapar.

Üstad “İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi onun validesidir” tespitini yaptıktan sonra kendini örnek vererek çok ‘çağdaş’ diyebileceğimiz önemli bir noktaya dikkat çeker:

“Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve manevi derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddi vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.” (3)

Allah-u Teâlâ’nın bizlere emanet olarak verdiği evlatlarımıza, İslami eğitim vermeyi ihmal ettiğimiz zaman; ahiret saadeti bir yana kalsın, dünyadaki huzuru ve mutluluğumuzu da kaybederiz.

Üstadın ifadesiyle:

“Dini terbiye olmazsa Müslümanlarda istibdad-ı mutlak (baskıcı yönetim) ve rüşvet-i mutlaktan başka çare olamaz. Çünkü nasıl bir Müslüman şimdiye kadar hakiki Yahudi ve Nasrani olmaz; belki dinsiz olur, bütün bütün bozulur öyle de, bir Müslüman Bolşevik olamaz belki anarşist olur. Daha istibdad-ı mutlaktan başka idare edilmez.” (4)

Sözün özü çocuklarımıza İslami toplumun üç büyük düşmanı olan cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı; marifet, sanat ve ittifak silahıyla mücadele etmesini öğretelim…

Selam ve dua ile…

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Eylül 2015 (46. Sayı)

1)Sözler
2)Emirdağ Lahikası
3)24. Lem’a
4)Şualar
24-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.