En Temel Esas - 1

Amine Baran
İmanın rükünlerinden biri olan haşır akidesinin, insan için maneviyat eksenli faydalarının yanı sıra; hayatı insaniyyeye, hususen hayatı ictimaiyyesine ne derece lüzumlu olduğunu, bu inancın insan yaşamı üzerinde oluşturduğu müspet etkileri ve tezahür ettiği neticelerini Üstad Bediüzzaman`ın perspektifiyle, bu yazımızda acizane kaleme alacağız inşallah.
 Rahman ve Rahim olan Allah`ın adıyla...

İmanın rükünlerinden biri olan haşır akidesinin, insan için maneviyat eksenli faydalarının yanı sıra; hayatı insaniyyeye, hususen hayatı ictimaiyyesine ne derece lüzumlu olduğunu, bu inancın insan yaşamı üzerinde oluşturduğu müspet etkileri ve tezahür ettiği neticelerini Üstad Bediüzzaman`ın perspektifiyle, bu yazımızda acizane kaleme alacağız inşallah.

Üstad Şualar adlı eserinde ahiret akidesi için “Hayat-ı ictimaiyye ve şahsiyye-i insaniyyenin üssül esası ve saadetinin ve kemalatının esasatı..." diyor. Yani bu inanç, beşerin hem toplum hayatı ile kendi şahsiyyetinin, hem de dünyadaki mutluluğunun ve kemalatının (üstün özelliklerin) en temel esasıdır diye devam ede gelen cümleleriyle ele alırken; bunların yüzlerce delillerinin var olduğunu zikretmiş, eserinde bunların içerisinden yalnızca dört tanesini madde halinde kaleme almıştır...

Birincisi: "Nev`i beşerin bir cihette hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız cennet fikriyle onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilir. Ve gayet zayıf ve nazik vücutlarında bir kuvve-i maneviye bulabilir. Ve her şeyden çabuk ağlayan gayet mukavemetsiz mizac-ı ruhunda o cennet ile bir ümid bulup mesrurane yaşayabilirler.”

Üstad`ın bu şefkatli nazarının fikrine tezahürüyle en güzel şekilde izah ettiği gibi, insanların hemen hemen yarısını oluşturan çocuklarımız; haşır inancının müsbet etkilerinden, ulvi güzelliğinden en çok nasiplenenlerdir. Zira bu düşünceden kaynaklı olarak, dirençsiz ve dayanıksız olan o küçük bedenler, cenneti düşünerek, kuvve-i maneviye yani; manevi bir güç, moral bulabilirler. Bunun neticesinde bilinçaltında var olan ayrılık, yok olma gibi elem verici düşüncelerin hiç oluşmamasına yahut oluştuysa bile resetlenerek böyle güzel bir fikriyyatla mesrur olabilirler.

Üstad`ın o nahif cümleleriyle kaleme aldığı gibi "Benim küçük kardeşim/arkadaşım öldü, cennetin bir kuşu oldu. Cennette gezer, bizden daha güzel yaşar." diye düşünmelerine vesile olacak, o inancın en güzel yanını, yeryüzünün en saf mahlûkları olan çocuklarımıza aşılamış oluruz. Bediüzzaman, o akidenin çocuklarda olmamasıyla beraber, o küçük bedenler üzerinde oluşacak menfi etkileri eserinde devamen şöyle açıklıyor:

"Yoksa her vakit etrafında kendi gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri, o zayıf biçarelerin endişeli nazarlarına çarpması, mukavemetlerini ve kuvve-i maneviyelerini zir u zeber ederek, gözleriyle beraber ruh ve kalp ve akıl gibi bütün letaifini dahi öyle ağlattıracak, ya mahvolup veya divane bir bedbaht hayvan olacaktı."

Bu cümlelerden anlaşılacağı üzere; çocuklarımıza daha çok küçük yaşlarından itibaren ahiret akidesinin anlayabilecekleri nahif bir lisan ile anlatılması gerekir. Zira bu inancın yetişkinlere sağladığı dünya saadeti, aynı minvalde çocuklar üzerinde de azımsanmayacak derecede etkilidir. Nitekim onlarda bu inancın olmaması, etraflarında sürekli olarak cereyan eden büyüklerin yahut yaşıtlarının vefayatları, o çaresiz bedenlerin dirençlerini, dayanıklılıklarını alt üst edecektir. Sonuç olarak bizlere ve nitekim topluma; gözleri ile beraber, ruh, kalp, akıl üçgeninin latifelerini, o zayıf duygularını, daimi olarak hüzne sevk edecek ve imandan yoksun, talihsiz, yanlış fikriyyatlı, hakiki düşüncelerden uzak, her daim hata yapmaya, isyan etmeye meyilli olan bireyler olarak geri dönüş yapacaktır.

İkincisi: "Nev-i insanın bir cihette nısfı olan ihtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile yakınlarında bulunan kabre karşı tahammül edebilirler. Ve çok alakadar oldukları hayatlarının yakında sönmesine ve güzel dünyalarının kapanmasına mukabil bir teselli bulabilirler. Ve çocuk hükmüne gelen seriütteessür ruhlarında ve mizaçlarında, mevt ve zevalden çıkan elim ve dehşetli me`yusiyete karşı, ancak hayat`ı bakiye ümidiyle mukabele edebilir. “

Üstad`ın maddelerinde ilk olarak ahirete inancın çocuklar üzerindeki müspet etkilerini kaleme aldıktan sonra, ömrünün kış mevsimini yaşayan ihtiyarları ele alması dikkate şayandır. Onların yakınlarında bulunan, her an hemhal olacakları, o kabre karşı tahammül etmelerine vesile olacak en temel esas kuşkusuz ahiret inancıdır. Zira ancak bu akideyle; içinde bulundukları cezbe şayan dünyalarından ayrılmalarına karşılık bir teselli bulabilirler. Yaş ilerledikçe çocuklaşan duyguları, her daim kırılmaya, hüzne meyilli olan mizaçlarıyla, ölümden ve dünyadan geçip gitmekten kaynaklı hâsıl olan o acıya ve dehşetli ümitsizliğe mukabil, ancak hayat-ı bakiye olan inançları ve o inançtan doğan mesruriyetle karşılık verebilirler.

Ölüme bir ayrılık olarak değil de, bilakis hakim-i ezeliye kavuşmanın en güzel vesilesi olarak bakabilmenin tek yolu yine akideyi ahirettir. Ömür sermayesi tükenmiş o aciz bedenlerin, bu inançtan nasipsiz kalmalarının menfi neticelerini yine Üstad`ın kaleme aldığı cümlelerinden öğrenelim;

"Yoksa o şefkate layık muhterem ve sükûnete ve istirahat-i kalbiyyeye çok muhtaç olan o endişeli babalar ve analar öyle bir vaveyla-i ruhi ve bir dağdağa-i kalbi hissedeceklerdi ki; bu dünya onlara zulmetli bir zindan ve hayat dahi kasvetli bir azap olurdu."

Dünya üzerinde kalbin rahatlığına, iç huzura ihtiyacı olan o hürmete layık insanlar, o akidenin olmayışıyla ruhlarının elim feryadını ve kalplerinin sıkıntısını öyle bir şekilde hissederler ki; bu dünya hayatı onlara karanlık bir zindan olur. Yaşadıkları hayatları ise kasvetli bir azaba dönüşür. Daha ölmeden iç âleminde ki o acı duygular ve düşünceler ile defalarca ölümün acısını, huzursuzluğunu her zerrelerinde hissederler.

Hâsılı; ahiret akidesi dünyanın huzurlu ve mesrurane yaşanılmasının en temel vesikası, gerek ömrünün ilkbaharını yaşasın, gerekse kışını, her beşer için ye`sten uzak ümide açılan bir gönül rahatlığıdır. İnancı, insana onun şahsına, sosyal hayatına, ruhuna, kalbine ve aklına bir mutluluk vesilesi kılan, inanmakla yükümlü tutulduğumuz rükünlerin her birinin içerisine, insanın hem dünyevi hem de uhrevi saadetine vesile olacak o ulvi güzellikleri nakşeden nakkaşa sonsuz şükürler ile...

Amine Baran | Nisanur Dergisi | Aralık 2017 – 73. Sayı

 

 


 
02-01-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.