En Temel Esas - 2 Gençlik ve Ahiret Akidesi

Amine Baran
Bir önceki yazımızda Üstad Bediüzzaman`ın perspektifinde, ahiret inancını dört delil halinde kaleme aldığını zikretmiş; bunlardan çocuklar ve yaşlılar üzerinde oluşturduğu müspet etkiler olarak ilk iki tanesini ele almıştık. Şimdi konumuza üçüncü delil ile kaldığımız yerden devam edelim inşallah.
Bir önceki yazımızda Üstad Bediüzzaman`ın perspektifinde, ahiret inancını dört delil halinde kaleme aldığını zikretmiş; bunlardan çocuklar ve yaşlılar üzerinde oluşturduğu müspet etkiler olarak ilk iki tanesini ele almıştık. Şimdi konumuza üçüncü delil ile kaldığımız yerden devam edelim inşallah.

Üçüncüsü: "İnsanların hayat-ı ictimaiyyesine en kuvvetli medar olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkar bulunan nefis ve hevalarını tecavüzattan ve zulümden ve tahribattan durduran ve hayat-ı ictimaiyyenin hüsn-ü cereyanını te`min eden, yalnız cehennem fikridir."

Ayrı ayrı her beşer için yaşanılması zor bir zaman diliminin tam ortasında, yolu tamamlamak üzere, hem ürkek, hem aciz, hem de içten gelen ufak bir ümitle seyir halinde olan... Sonra Peygamberimiz (SAV)`in : "Öyle bir zaman gelecek ki; imanı muhafaza etmek, elde kor tutmak gibi olacak." hadis-i şerifinin de fakr yüklü muhatapları olan insanlar içerisinde, hiç şüphesiz korunabilmenin, sakınabilmenin savaşını verme noktasında en çok zorluk çekenler, insanların hayat-ı ictimaiyyesinin en kuvvetli dayanak noktası olan gençlerdir.

Böylesi zor bir zamanda, gençlerin şiddeti galeyanda olan his ve duygularını, haddi aşan, ileri giden nefis ve hevalarını, dünyanın hevesatından, saldırılarından, zulümlerinden ve tahrip edici bozulmalardan beri tutacak tek etken ahiret inancıdır. Bununla beraber hayatın idamesi noktasında, güzel bir gidişatın temin edilmesi de yalnızca cehennem fikri ile mümkün olur. Genç bir bireyde bu akidenin olmamasının dünyevi ve uhrevi menfi semerelerini Üstad Bediüzzaman eserinde devamen şöyle açıklıyor:

"Yoksa cehennem endişesi olmazsa, `El-hükmü li`l- galip` kaidesiyle, o sarhoş delikanlılar, hevesatlarının peşinde bi çare zayıflara, acizlere, dünyayı cehenneme çevireceklerdi. Ve yüksek insaniyyeti, gayet süfli bir hayvaniyyete döndüreceklerdi.”(Risale-i Nur – Şualar)

Âlem-i arzda insanı kıymetli kılacak, onu değerli gösterebilecek ve onu eşrefül mahlûkat mertebesine çıkaracak olan onun akidesi ve akidesinin neticeleridir. Nitekim o akidelerden biri olan haşr akidesi, hevesatları peşinde koşan o zayıf, aciz gençlerin zihinlerinde yer etmemişse yahut etmezse onlar `hüküm galip ve kuvvetli olanındır` kaidesiyle, dünyayı cehenneme çevirecek ve buna binaen o yüksek insanlığı en aşağı bir hayvaniyyete döndüreceklerdi.

Bu minvalde ahiret akidesi, cehennem düşüncesi, imanlı her genç birey için haramdan sakınarak, İslam ile pak kalabilmesi adına bir istimdat noktasıdır. Zira bu akide, Allah`ın azabından kaçınmayı akabinde nefsi ıslah noktasında galip gelerek başarı elde edebilmeyi de beraberinde getirir.

"De ki; doğrusu kendisinden kaçmakta olduğunuz ölüm sizi mutlaka yakalayacaktır. Sonra gizliyi de aşikârı da bilene (Allah`a) döndürüleceksiniz. O size neler yaptığınızı tek tek haber verecektir."(Cuma Suresi / 8) şeklinde Kur’an-ı Kerim’in daha birçok yerinde geçen ahiret ve ölüm hakikati, lâfzî ve manevi eksenli olarak bedene de, gönle de soğuk geliyor olsa da, onlara olan akide dünya ve ahiret saadetinin en temel esaslarındandır.

Nitekim bu akideye bağlı olarak; dünyanın o rengârenk görünümlü fakat ekseriyetle tahribatla sonuçlanan zevkleri, tatlı olduğu halde zehirleyen meyveleri, hakikati müşahedeyle zeval olur. Bir kibrit çöpünden hiçbir farkı kalmaz. Gözlerin, zihinlerin, düşüncelerin muhafaza edilmesi noktasında en zor çağı omuzlamış genç nesil için bu inanç, nefsi terbiye cihetiyle de en hakiki bir dayanak noktası ve yardımcıdır. Bu sebepledir ki Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadisi şerifinde "Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız." buyurmuşlardır.

Hâsılı; âlem-i arzın en şerefli olanları cihetiyle var olmakla beraber, en acizler zümresinin de baş müdavimleriyiz. Elbette dünya ve desiseleri ile mücadele etmek kolay değil, bilakis çok zor. Şeytan ile yaverleri bir genç ile binlerce gencin harap olacağına yahut bir genç ile binlerce gencin şaha kalkacağına bizden çok daha vakıflar. Bu sebeple hakikati, bizlere unutturmak adına daha çok çalışacaklardır. İnsanoğlunun ayakları ise kaymaya çok meyilli. Tüm azalar ince bir ipin üzerinde, ya düşecek ya da sabit kalacaklar. İmtihan bu ya; sabredenler, Allah`ın ve onun hakikatlerine itikad ile rabd edenler, selamete erişecekler. Bizler yalnızca korunmanın, haramdan sakınmanın bir tek yolu olan ahiret ve ölüm akidesini kaleme almış bulunmaktayız. Lakin gözün müşahede etiği her sanat, Allah`a inancı, haramdan sakınmayı iktiza eder. Marifet ise bakıp da görebilmektedir.

Değil mi ki dünya; kuşluk vaktine eş değer... Gençken yaşlıyı andıranlar zümresi var bir de. Gönle huzur koyar, ebediyyete kucak açarlar. Fani olana tamah etmez, seyri hakikatin, ulvi derinliğine teveccüh ile meşgul olurlar. Ta ki; o nura hasret ile kavuşuncaya dek.

Hem değil mi ki; "İş bu manayı bedihi görünen gün gibidir. Ömür bin yıl dahi olsa yine bir gün gibidir." O bir güne ebediyyeti, ömrün en güzel mevsimi olan yaz mevsiminde yani gençliğinde, bekanın ulvi güzelliğini huzur diye, iman ile kuşananlara ne mutlu...

Selametle kalın efendim.

Amine Baran | Nisanur Dergisi | Ocak 2018 – 74. Sayı

 


 
26-01-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.