En Zeki İnsan Kimdir?

Rana Çeçen
Ameliyat için hazırlanan yaşlı kadının bir şeyler mırıldandığını gören hemşire sorar; “Korkuyorsunuz galiba.” Kadın “Hayır, onu da nerden çıkardınız?” der.
Bismillahirrahmanirrahim.

Ameliyat için hazırlanan yaşlı kadının bir şeyler mırıldandığını gören hemşire sorar; “Korkuyorsunuz galiba.” Kadın “Hayır, onu da nerden çıkardınız?” der.

Hemşire; “Şey, dua ediyorsunuz, bir şeyler okuyorsunuz da…” deyince kadın “Bizler sadece korktuğumuz zamanlarda okumayız.” diye söyler.

Tarihin birçok devirlerinde olduğu gibi günümüzde de maalesef insanlar korktuklarında veya dara düştüklerinde Rablerini hatırlar ve O’na yalvarır duruma düştüler.

“İnsana bir darlık değince, yan yatarken, otururken veya ayakta iken bize yakarır durur. Ancak, biz onun darlığını kaldırınca, sanki başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yakarmamış gibi olur. İşlerinde aşırı gidenlere, yapmış oldukları böylece süslü gözükür.” (Yunus / 12)

Modern dünya (!) ne çok şeyler çaldı insanın insanlığından. Hala da çalmaya devam ediyor. Kurulu robotlar haline geldi, eşrefi mahlûkat olarak yaratılan insanoğlu. Tüketme çılgınlığı içerisinde daha çok kazanma ve kazandıklarını daha çabuk harcayıp tekrar kazanma tutkusuyla asıl vazifesini unutmuş insanlık. İnsanın mayasında vardır aslında unutkanlık.

İnsan kelimesinin, Arapça ‘nisyan’dan türediğini söyler kimi âlimler. Rabbimizin verdiği her özellik gibi unutma da, doğru kullanılırsa insan için rahmet olur. Ancak asıl vazifeyi unutma ve O’ndan habersiz yaşayarak ömrü tüketme şeklini alırsa; işte o zaman felaket olur, zahmet olur.

“Her can ölümü tadacaktır.” (Al-i İmran / 185)

İnsanlık tarihi boyunca bu gerçeği inkâr ede-bile-n olmamıştır. Yüce Allah, kullarına bu gerçeği hatırlatmak için elçilerini göndermiştir. Son elçi Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’ya indirdiği Kur’an-ı Kerim’de; “Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini bilemez.” (Lokman / 34) uyarısıyla ölüm için her an hazırlıklı olmamızı öğütlüyor.

Kur’an-ı Kerim’in ayetleri incelendiğinde ana konunun, insanın Rabbini ve Rabbi ile karşılaşacağı zamanı daima hatırında tutması ve ona göre hayatına yön vermesi olduğu görülecektir.

Dünyayı Rabbimiz yarattı ve istifademize sundu. Ancak, belli bir süreliğine… Ve bu süre içerisinde ondan en güzel şekilde yararlanmamızı istedi. Hiçbir zaman tamamen sahiplenmememiz konusunda da bizi uyardı. İbni Ömer (RA) şöyle demiştir:

Resulullah Efendimiz omuzumu tutarak şöyle buyurdu;

“Dünyada tıpkı bir garip hatta bir yolcu gibi davran! Akşamı ettiğinde, sabahı bekleme. Sabaha çıktığında, akşamı bekleme! Sağlıklı günlerinde hastalanacağın vakit için; hayatın boyunca da öleceğin zaman için tedbir al!” (Buhari, Tirmizi, İbni Mace)

Zaman zaman bizler de bu dünyanın ebedi olmadığını, burada misafir olduğumuzu, asıl yurdumuzun ahiret yurdu olduğunu söyleriz. Söyleriz ancak bu, çoğumuz için, çoğu zaman sadece söylemde kalır. Uğraş ve çabalarımızın büyük çoğunluğu değil, neredeyse tamamı, dünya hayatını daha iyi yaşayabilmek içindir. Evimiz varken daha iyi bir ev, arabamız varken daha iyi bir araba, evimizde kullandığımız eşyalarımız varken bunların daha iyisini/yenisini kullanma, çocuklarımız için daha iyi bir eğitim olanağı, daha iyiler, daha yeniler… Ve ömür tükenir böylece. Hz. Enes (RA) şöyle rivayet etmiştir:

Resulullah Efendimiz yere bir takım çizgiler çizdi. Sonra da çizgileri göstererek şöyle buyurdu:
“Bunlar insanın istek ve arzuları, şu da onun ecelidir. İnsan hayal içinde yaşayıp giderken bir de bakar ki, en yakın ölüm çizgisi karşısına gelivermiş.” (Buhari) İbni Mes’ud’dan gelen rivayet ise şöyledir:

“Peygamber Efendimiz yere bir dörtgen çizdi. Dörtgenin ortasına, onu bir kenarından keserek dışarı çıkan bir çizgi çekti. Ortadaki bu çizginin iki yanından ona doğru bir takım küçük çizgiler daha çizdi. Sonra çizgileri göstererek şöyle buyurdu; “Şu insan, şu da onu kuşatan ecelidir. Dörtgeni keserek dışarı çıkan, insanın arzularıdır. Ortadaki küçük çizgiye yönelik küçük çizgiler, dert ve ıstıraplarıdır. İnsan bu dertlerin birinden kurtulsa, öteki gelip çarpar. Şundan kurtulsa beriki gelip yakalar.”  (Buhari, Tirmizi)
                         

 

 

 

 

 

 

 

İnsanın ömrü

 

eeeeeeeeecececevv              E

 

 

 

 

 

 

 

 


                               
Ecel kuşatmış bizi, her an her saniye bizimle beraberdir. Ancak dünyaya ait o kadar çok istek ve arzumuz var ki, onlar bize çoğu zaman bu geçeği unutturuyor. Bazen yakın çevremizden birilerini yakalayınca ölüm, birkaç günlüğüne hatıra gelir. Biraz silkelenir kendimize geliriz. Ancak zaman geçtikçe eski halimize döner, yine unuturuz unutulmaması gerekeni. Oysaki Allah’ın Elçisi (SAV) “Zevkleri bıçak gibi keseni -ölümü- çok hatırlayın” buyurur.(Tirmizi, İbni Mace)

“Dünya bir sona doğru başını alıp gitmekte, ahiret ise koşarak bize doğru gelmektedir. İnsanlar arasında dünyanın da ahiretin de isteklileri vardır. Siz ahireti istemeye bakın. Günü gün etmeyin. Bugün hesap günü değil iş günüdür. Ama yarın artık iş yok, yalnız hesap vardır.” Şeklinde buyurur Hz. Ali (RA).

İnsanın istek ve arzuları sonsuzdur. Hep daha fazlası ve daha iyisi için uğraşır. Ancak hiçbir zaman tamamlayamaz. Ecel önünü keser.

Hemen hemen herkesin çevresinde vardır aniden beklenmedik zamanda ölenler. Üzülürüz, içimiz yanar, gözyaşı dökeriz ancak onların yerinde bizim de olabileceğimizi ve bir gün mutlaka o şerbeti tadacağımızı unuturuz. Sonra da hayatımıza devam eder; zekâmızla ve akıllılığımızla övünüp dururuz. Oysaki Abdullah ibni Ömer’den gelen rivayette şöyle denilmektedir:

Ensar’dan bir adam gelip Resulullah’a selam verdikten sonra; “Ya Resulullah! Hangi mü’min daha faziletlidir?” Diye sordu. Allah’ın Elçisi “Ahlakı en iyi olan mü’min” diye cevap verdi. O zat yine; “Ya Resulullah! Hangi mü’min daha zekidir?” Diye sorunca da, Resulullah Efendimiz “Ölümü en çok hatırlayıp ölümden sonrası için iyi hazırlık yapanlar” diye buyurdu. (İbni Mace)

Başkasının giyinişini, yemek yeme şeklini beğenmeyenler, komşusunun temizlikten ve hayattan bir şey anlamadığını söyleyen bayanlar, sohbet meclislerinde oturup saatlerce kendi haklılıklarını savunan baylar, bayanlar ne kadar uğraş verirseniz verin sizin akıllılığınızın ölçüsü, ölümü hatırlama ve sonrası için hazırlık yapma oranına bağlıdır. Zaten bu hatırdan çıkarılmaz ise başkalarıyla uğraşacak zamanı da olmaz insanın.
 
“İnsanlar! Allah’ı zikredin! Yeri yerinden oynatan birinci sur üflenecek. Arkasından ikincisi gelecek. Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak. Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak.” ( Tirmizi)

Zikretmek; unutmanın zıddıdır. Ve unutmamanın belki de tek ilacıdır. Ne kadar çok zikir, o kadar çok hatırlama! Madem ölüm hiç ummadığımız bir anda gelecek, madem en sevdiklerimizden hiç sevmediklerimize kadar herkesi geride bırakacağız, madem o beyaz beze sarılıp başımızın üstünden ve ayaklarımızın altından bağlanacağız, madem kazılan o çukura konulup üzerimize toprak atılacak, madem birkaç gün arkamızdan ağlayıp üzüldükten sonra yokluğumuza alışacaklar, madem her şey bir “hiç” olacak, o zaman, niye tüm gücümüzü ve vaktimizi hiçler topluluğuna harcıyoruz?

Rana Çeçen / Nisanur Dergisi - Aralık 2015 (49. Sayı)
 
18-12-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.