Enise Dal ile şahsiyet üzerine röportaj

Röportajlarımız
Kıymetli okurlarımız, bu ay sizler için Sosyolog Enise Dal Hanımefendiye “Şahsiyet nedir? Nasıl oluşmalıdır? Örnek modeller kimler olmalıdır?” sorularını yönelttik ve ‘Kendini Bilmek’ üzerine röportaj yaptık. Şahsiyetin oluşmasında evvela kişinin kendini tanıması; bilgi, yetenek ve varlıksal özünün farkında olması gerektiğini belirten Enise Hanım, dünyaya gelen her insanın kendini tanıma ve anlamlandırma çabası içerisinde olduğunu altını çiziyor. Sizleri röportajımızla baş başa bırakıyor; farkındalık ve gelişim noktasında vesile olmasını niyaz ediyoruz…
 
“Allah’ın Sünnetinde Değişiklik Yoktur”

Kıymetli okurlarımız, bu ay sizler için Sosyolog Enise Dal Hanımefendiye “Şahsiyet nedir? Nasıl oluşmalıdır? Örnek modeller kimler olmalıdır?” sorularını yönelttik ve ‘Kendini Bilmek’ üzerine röportaj yaptık. Şahsiyetin oluşmasında evvela kişinin kendini tanıması; bilgi, yetenek ve varlıksal özünün farkında olması gerektiğini belirten Enise Hanım, dünyaya gelen her insanın kendini tanıma ve anlamlandırma çabası içerisinde olduğunu altını çiziyor. Sizleri röportajımızla baş başa bırakıyor; farkındalık ve gelişim noktasında vesile olmasını niyaz ediyoruz…

Enise Hanım, öncelikle okurlarımız sizi tanısınlar istiyorum. Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Batman’da doğdum. İlk ve Ortaokulu doğduğum yer olan İkiztepe Köyü’nde okuduktan sonra öğrenimime Batman Lisesi’nde devam ettim. 2011’de Bingöl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne yerleştikten 1 yıl sonra Malatya İnönü Üniversitesi’ne geçiş yaptım ve buradan mezun oldum.

“KENDİNİ BİLMEK; KENDİNİ OKUMAKTIR”

Benlik ve şahsiyet kavramları üzerinde durmak istiyorum. Bu kavramlardan ne anlamalıyız sizce? Şahsiyet nasıl oluşur?

Şahsiyetten kasıt aslında kişiliktir. Kişilik ise bir insanın kendine has belirgin özellikleri, manevi ve ruhi özelliklerinin bütünüdür. Benlik kişilik ile hemen hemen aynı manadadır fakat çağrıştırdığı anlam farklıdır. Kişilikten farklı olarak benliğin olumsuz çağrışımı var. Mesela İslam’da “ben” gurur ve kibrin göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Yani “ben” enaniyet çağrıştırır. Ama bu çağrışımlar dışında kavramsal olarak her “ene” enaniyet değildir. “Ben” kişiyi öbür varlıklardan ayıran bilinç demektir. “Ben” kendini bilmektir. Kendini bilmek; kendini okumaktır. Üzerindeki ilahi esmaları, ilahi nakışları okumaktır.

Şahsiyet oluşturmada da evvela kişinin kendini tanıması; bilgi, yetenek ve varlıksal özünün farkında olması gerekiyor. Dünyaya gelen her insan, kendini tanıma ve anlamlandırma çabası içerisindedir. Dikkat ederseniz çocuklar sürekli ebeveynlerine sorular sorarlar. Bunun nedeni hem çevrelerini anlamlandırmak, kavramsallaştırmak hem de kendini tanımlamaktır ki; bu insanda heyecan oluşturur. Çünkü bu istek insanın fıtratında vardır.

“KENDİNİ TANIMANIN SONU VE SINIRI YOKTUR”

Peki, insanın kendini tanıma süreci nasıl bir süreçtir?

Kendini tanımanın en yüzeysel şekli, kişinin hangi durumlarda nasıl davranacağını, ne tür duygular yaşayacağını bilmesidir. Fakat şahsiyet oluşturmada bu yeterli değildir. Çünkü kendini tanıma çok boyutludur. Örneğin; insanın bedensel olarak kendini tanıması, anlamlandırması kolaydır ama ruhsal açıdan kendini tanıması uzun süreli, sabırlı ve bir çaba ile elde edilecek kadar meşakkatlidir. Her yaşta yeni bir şeyler öğrenilip keşfedilir. Kendini tanımanın sonu ve sınırı yoktur.

“ŞAHSİYETİN İNŞA SÜRECİ YOĞUN BİR ŞUURLANMA İLE GERÇEKLEŞİR”

Enise Hanım, insanın kendini tanımasının sonu ve sınırı yok, dediniz. Bu durumda insan nasıl kişilik oluşturur?

İyi bir konuya değindiniz Arzu Hanım. Şahsiyet, silik ve sıradan olmamak yani farklı olmaktır. Peygamber Efendimiz (AS)’in ilk yıllarındaki kölelerin durumuna bakın. Silik kişilikler, bir görüşleri olmayan ve maalesef eşya konumunda olan/görülen insanlar. Fakat Bilal-i Habeş (RA) yani hiçbir değeri olmayan siyahi bir köle, İslam ile şahsiyet kazanıyor. Kendi hakkında düşünmesine bile fırsat verilmeyen bir köle, fıtri özünü tanımaya başlayınca şahsiyet sahibi oluyor. Daha kendini tanımaya bile fırsatı olmayan bu insan nasıl ve neyle şahsiyet sahibi oluyor, bir hareketin içinde etkin olmaya başlıyor? Şahsiyetin inşa süreci yoğun bir şuurlanma ile gerçekleşir. Peki, bu şuur neyle oluyor? Tarihe bakın, güçlü medeniyetlerin inşa sürecine bakın, arka planındaki kurucu iradenin güçlü şahsiyetlere ait olduğunu görürsünüz. Medine’yi, medeniyet şehri haline getirmenin temellerini atan şahsiyetin niteliğine bakalım, nerde ve nasıl bir ortamda bu şahsiyeti kazanmış? Mus’ab b. Umeyr medeniyetin hazırlığını yapan güçlü bir şahsiyettir. Allah’ın rızasını esas alan şahsiyetler nasıl kişilik sahibi olmuşlar? Bu madde ile olacak iş midir? Menfaatperestlik ile mi olur? Nankör ve yaratıcıdan uzaklaşmak ile mi olur? İslami kural ve kaidelerle yoğrulmuş en ideal şahsiyet olan Müslüman şahsiyeti oluşturmadan kişi şahsiyet sahibi olamaz.

Peki, Müslüman şahsiyeti genel olarak hangi özelliklere sahiptir? Biraz açar mısınız bu konuyu?

Şahsiyet sahibi olmanın en ideali Müslüman şahsiyettir. En mükemmel ve en harika olan… Kemale eren şahsiyet, dersek daha doğru olur. En güçlü şahsiyetler inançlı şahsiyetlerdir. Bütün zorluklara rağmen; Mekke’deki zulümlere rağmen, en zalim akraba (!) olan Ebu Leheb’e rağmen, üç yıllık boykota rağmen, Taif’te taşlanmasına rağmen, hicret gibi zorlu ve kendi vatanından kopma sürecine rağmen, Medine’de her türlü Yahudi ve Müşrik ihanetlerine rağmen güçlü bir şekilde ayakta duran İslam Peygamberi Hz. Muhammed (SAV)’in şahsiyetini güçlü kılan tevhid inancıdır. Ki şu tarihi sözü ondan işitiriz:

“Bir elime ayı diğerine güneşi koysanız yine de davamdan vazgeçmem.”

İşte budur Müslümanın şahsiyeti! Bütün kabul ve retleri, bu akide üzerine kurulu şahsiyettir Müslüman şahsiyeti. Tevhid akidesi Müslüman şahıs için temel olan unsurdur. Boş ve gereksiz konular içinde boğulan, geleceğe yönelik bir ufku olmayan, olaylara sığ bakan bir insan veya hareket veya ideoloji sağlam bir şahsiyet oluşturamaz. Yüce Allah’ın indirdiği vahyi bilmeyen, Hakkı tanımayan, Allah’ın hükümleriyle hüküm vermeyen, Allah’a iftira eden ve O’nu gerçek manada tanımayan insan, Müslüman şahsiyetini bırakın bir “şahsiyet” dahi oluşturamaz.

Üstat Bediüzzaman şöyle der: “Hakiki imanı elde eden kişi dünyaya meydan okuyabilir.” Tevhid akidesini temel edindikten sonra bu temele sahip Müslüman şahsiyetler, hakiki imanı ile güçlü olur. Bunun devamı olarak tevhid akidesi güçlü olanlarla sürekli ilişki içinde olmak gerekiyor.

“DAİMA BİR ÖĞRETMENE VE ÖRNEĞE İHTİYACIMIZ VARDIR”

Tevhid akidesi güçlü olanlarla kurulan ilişkiden kastınız nedir?

Tevhid akidesi güçlü olanla kurulan ilişkiden kasıt, kişisel gelişimde ‘model alma’ dediğimiz şeydir aslında. Potansiyel kabiliyetleri kullanmak, ancak onları tanımak ve öğrenmek ile mümkündür. Bu yüzden daima bir öğretmene ve örneğe ihtiyacımız vardır. Daha önce dediğim gibi Allah insanı yaratırken en kemal şahsiyet kodunu ona yüklemiştir. İnsan İslam fıtratı üzerine doğar ancak çevresi, ailesi tarafından şahsiyetine yön verilir. Bu yön, ya yine fıtratın bozulmadan devamı olur veya fıtratın aksi bir yön de olabilir. Bu yüzden Allah azze ve celle, zaman zaman peygamberler ve onlarla beraber öğretiler göndermiştir. Gönderilen bu zatlar başarılı olmuş örnek şahsiyetlerdir. Bir insanın gücünü, kabiliyetini kavramanın etkili yolu erdemli ve başarılı bir insanın yaşamını modellemektir. Kur’an da bize:“İbrahim’de ve Onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır” (Mumtehine / 4) diyerek bizi Onun (AS) hayatını modellemeye sevk eder. Model aldığımız insanın, davranışlarını ve yaptıklarını içselleştirip sürekli tekrarladığımız taktirde biz de onun ulaştığı başarılara ulaşabiliriz.

“SİLİK/FITRATA AYKIRI ŞAHSİYETLER, TARİHTE KAYBOLMAYA MAHKÛMDUR”

Sizce model alınması gereken öncelikli kişiler kimlerdir?

Arzu Hanım, bir önceki sorunuzda peygamberlerin mükemmel şahsiyetinden bahsettim. Konuşması, yürümesi, susması kemal olan bir insan aynı özelliklere sahip şahsiyetler yetiştiriyor. Sahabelerin birçoğuna baktığımızda cahiliye dönemlerinde silik şahsiyetlerdir. Cahiliye adetlerini sürdüren, oyuna eğlenceye dalan, hatta kızlarını diri diri toprağa gömen bir şahsiyet, nasıl oluyor da şefkat ve merhamet sahibi, zorda kalana yardım eden ve adalet sahibi olan bir insan haline dönebiliyor? İşte onlara bu şahsiyeti kazandıran İslam’dır. Güzel ahlakı tamamlamaya gelen sevgili Peygamberimizi model alıyorlar. Bu mektepte yetişen insanlar ideal şahsiyete sahipler. Böyle şahsiyetleri model alanlar yolunu hiç kaybeder mi? Kaybetmez çünkü onlar başarılı olmuşlardır. Bizler de onları modellersek başarıyı elde edebiliriz.

Bakınız bugün TV, dizi ve filmler vasıtasıyla önümüze her yıl farklı modeller sunuluyor. Çok değil 1-2 yıl sonra hangi biri hatırlanıyor? Niye her yıl farklı modeller sunuluyor biliyor musunuz? Çünkü bu modeller silik şahsiyetlerdir. Fıtrata aykırı şahsiyetlerdir. Bu tür şahsiyetler, tarihte kaybolmaya mahkûmdur. Ama Fahri Kâinat Hz. Muhammed (SAV)’in asırlardır adı ve ötesi ahlakından, hala övgüyle söz edilir ve bu ahlakın uygulayıcıları olan tabiinler, şehitler; modellenen şahsiyetler olarak hala yaşıyorlar. Çünkü onlar zamana gömülmediler. Güçlü şahsiyetler; dertsiz, ruhsuz, duyarsız, gayesiz, kimliksiz olanlar mıdır? Boş söz ve gündemlerden yüz çeviren bir şahsiyet; sürüklenen değil sürükleyen, cahil bırakan değil medeniyet inşa eden, renkten renge giren değil renk veren şahsiyetlerdir. İşte model alınacak olan bu tür şahsiyetlerdir.

“BU DEĞERİN KIYMETİNİ BİLELİM!”

Özellikle ailelere ve gençlere model alma ve şahsiyet oluşturma konusunda önerileriniz nelerdir, peki?

Şunu belirtmem gerekir ki; Allah’ın sünnetinde değişiklik yoktur. Bir yol var ve bu yol şahsiyet oluşturan, bu şahsiyetleri geleceğe taşıyan, onları başarılı kılan bir yoldur. Bizim yapacağımız şey bu yolda gitmek ve yolun üstündeki başarılı şahsiyetleri model almaktır. Ailelere naçizane önerim; çocuklarını çağın silik şahsiyetleri ile değil çağlar üstü bir dinin uygulayıcıları olan İslami şahsiyetleri anlatarak yetiştirsinler. Bu şahsiyetlerin anlatıldığı ortamlara göndersinler. Çocuklara verilen görev ve sorumluluklar, onu daha etkin hale getirir. Ebeveynler çocuklarına her gün bir sahabenin hayatını araştırmalarını ve akşam anlatmasını istesinler. Verilen bu sorumluluk o çocuğu etkin hale getirecektir. Çocukların soru sormalarına izin versinler, onlar bu sorulara verdiğiniz cevapları asla unutmayacaklar ve şahsiyet oluşturmada yani rüşde erdiklerinde bu bilgilere başvuracaklardır.

Allah (CC), insanı akıllı bir varlık olarak yaratmıştır. Tefekkür etmesi, insanın en başta gelen özelliğidir. Hiç kimse insanın düşünme, akletme, zikretme özelliğinin önüne geçemez. Robot gibi yetiştirilen, kula/maddeye kul kılan yöntem ve yollar; şahsiyetsizleştiren yollardır.

“Ey inananlar! Andolsun ki, sizin için, Allah`a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah`ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah`ın Elçisi) en güzel örnektir.” (Ahzab / 21) Diye buyuruyor yüce Allah. İşte bu yüzden ashabı O (SAV)’nun hayatını titizlikle izlemiş, ilkelerini hem örnek almış hem de sonraki nesillere büyük bir gayretle nakletmişlerdir. Önümüzdeki bu eşsiz model, bütün beşeri ideolojilerin, sistemlerin bir araya gelip de yapamayacağı bir sistemin; İslam’ın şahsiyetidir. Bu değerin kıymetini bilelim! Kurtuluş ancak İslam iledir. Üstünlük; makam ve şöhret ekseninde dünyevi zevklerin etrafında şekillenen şahsiyetlerin değil, takva ile yoğrulan şahsiyetlerindir. Ahiret endeksli hayatların, dünyaları yaşanılacak dünyadır. Sığ ve hareketsiz değildir. Bunu iyi kavramak gerekir. Ya İslam şahsiyetlerinin hayatlarını modelleyeceğiz ya da hareketsiz ve geleceği olmayan şahsiyetlere sahip olacağız. Kararımızı erken verelim. Muttakilik yani takva sahibi olmak bir şahsiyettir, üstün bir şahsi özelliktir. Muttakiler için ahiret yurdu ne güzeldir…

Enise Hanım, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben de size ve tüm Nisanur ailesine, bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim…

Röportaj: Arzu Demir / Nisanur Dergisi - Haziran 2016 (55. Sayı)
 
28-06-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.