Ergen Psikolojisi

Pedagog Meliha Timur
Ebeveynlerin ve eğiticilerin, insanın hayatı boyunca geçirdiği-geçireceği evreler hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu evrelerin özellikleri bilinmezse çocuk ile eğitici arasında daima çatışma hâsıl olur ve sağlıklı iletişimin yolları tıkanır. Ergenlik dönemi başlamadan önce ebeveynlerin daha öncesinden bu dönem hakkında bilgi toplamaları, kendilerinin yararına olacaktır ve süreci kolayca geçirmelerine zemin hazırlayacaktır.
Ergenlik dönemi çoğu anne-babalar için korkunç bir dönemdir. Bu dönemde çocuklarıyla baş edemeyeceklerinden endişe ederler. Geniş ele alacak olursak en büyük kaygıları evlatlarının yanlış yollara başvurmaları, kötü alışkanlıklar edinmeleri ve başlarına bir iş açmalarıdır. Dolayısıyla ergenlik çağına ermiş çocuğu bulunan hemen hemen tüm anne-babalar tedirgin, endişeli ve sıkıntılıdırlar. 
 
Ebeveynlerin ve eğiticilerin, insanın hayatı boyunca geçirdiği-geçireceği evreler hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu evrelerin özellikleri bilinmezse çocuk ile eğitici arasında daima çatışma hâsıl olur ve sağlıklı iletişimin yolları tıkanır. Ergenlik dönemi başlamadan önce ebeveynlerin daha öncesinden bu dönem hakkında bilgi toplamaları, kendilerinin yararına olacaktır ve süreci kolayca geçirmelerine zemin hazırlayacaktır. 
 
Çoğu uzmana göre erinlik yani ilk ergenlik çağı; kızlarda 10 ile 12, erkeklerde ise 11 ile 13 arasında başlar. İkinci ergenlik çağı ise, kızlarda 13 ile 15, erkeklerde 14 ile 15 yaşları arasında gerçekleşir. Başlangıcı ve bitişine dair net bir yaş sınırlaması yoktur.
 
Ergenlik; insanın erişkinliğe adım attığı, içinde adeta fırtınaların koptuğu, “delikanlı” lakabını aldığı, kanının fokur fokur kaynadığı, sosyal, psikolojik, fiziksel değişimlerin bir arada yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemde kişi, kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir savaş halindedir. Kendi kendine kararlar almak, kendi ayakları üzerinde durmak ister. Kimsenin buyruğu altında olmak istemez ve tek başına hayatını sürdürmek ister.
 
Ergen heyecanlı, mücadeleci, araştırıcı, sorgulayıcı bir yapı oluşturur. Zamanla kimliğini bulması, karakterinin belirlenmesi için bir arayışın içinde bulur kendini. Ergenin bu dönemde kişilik ve davranışlarında gözlenen en belirgin özellikleri şunlardır:
 
Tedirginlik, bunalım, çatışmalar, yanılgılar, çelişkiler, kuruntular... çabutk ve aşırı tepki gösterme, duygularda ve onların ifadesinde iniş-çıkışlar, çabuk sevinme, çabuk üzülme, kararsızlık, alınganlık. Derslere, ödevlere, sürekli çalışmaya ilginin azalması, isteklerin artması, bencilliğin ön plana çıkması, otoriteye karşı çıkma, vurdumduymazlık, kurallara, yasalara, öğütlere karşı duyarsızlık... Evden çok dışarıda kalma isteği, dağınıklık, öfke-sinir, savurganlık, karşı cinse ilgi, görünüme önem verme, çevresi tarafından fark edilme arzusu vs. 
 
Ergenlik dönemi çoğu kişilerde bu şekilde geçerken, bazı kişilerde bu dönem daha sakin, sessiz, içe dönük geçebilir. Çocukluk dönemi, ergenlik dönemi için çok büyük önem arz etmektedir. Nitekim çocukluk döneminde kişiye ebeveynleri tarafından kazandırılan ahlaki meziyetler, kişinin ergenlik dönemini daha az pürüzlerle geçirmesine olanak sağlar. Güzel bir ahlak verilememişse, çocuk korkuyla ve sevgi-şefkatten yoksun büyümüşse; ergenlik döneminin gerek ergen, gerekse de ebeveynler için sıkıntılarla dolu ve şiddetli geçmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla ergenlik dönemi için 10 yıl gibi geçen çocukluk dönemi iyi değerlendirilmeli, çocuğa güzel ahlak aşılanmalıdır.
 
Bilinçli ve şuurlu anne-babalar olarak çocuklarımızı tehlikelerden korumakla sorumluyuz. Bir arayış içerisinde olan ergen yavrularımıza sevgiyle, anlayışla yaklaşmalı, doğru yolu bulmalarında onlara kılavuzluk etmeliyiz. Yaşça genç nüfusun bir hayli fazla bulunduğu bir toplumda yaşıyor olmamızdan dolayı tüm çıkar, hesap ve planlamalar gençlik üzerinde yoğunlaşıyor. Batı kaynaklı anlayışlar, yabancı kültür ve felsefi akımlar, dini duyguları ayaklar altına alan yaklaşımlar, fikirler, siyasi görüşler; kimlik şuuru aşılanmamış, kendi öz değerlerini özümseyememiş, kendi değerleriyle yoğrulmamış gençlerimizi kolayca etki altına alabiliyor.
 
Dolayısıyla bize düşen bu tuzaklara karşı evlatlarımızı korumak, dünyaya geliş gayemizi onlara tekrar tekrar anlatmak ve onları iman ve İslam eksenli bir hayat yaşamaları için teşvik etmektir.
 
Bediuzzaman Said-i Nursi, ergenlik çağının psikolojisini ve bu dönemde onları bekleyen tehlikeyi şöyle tarif eder: 
 
“Gençlik damarı akıldan ziyâde hissiyâtı dinler. His ve heves ise kördür, akıbeti görmez; bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder; bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker ve bir saat sefâhet keyfiyle, bir nâmus meselesinde, binler gün hem hapsin, hem düşmanın endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur. Bunlara kıyasen, bîçare gençlerin çok vartaları var ki, en tatlı hayatını, en acı ve acınacak bir hayata çeviriyorlar. Ve bilhassa şimâlde koca bir devlet, gençlik hevesâtını elde ederek, bu asrı fırtınalarıyla sarsıyor. Çünkü akıbeti görmeyen kör hissiyatla hareket eden gençlere ehl-i namusun güzel kızlarını ve karılarını ibâhe eder. Belki, hamamlarında erkek, kadın beraber çıplak olarak girmelerine izin vermeleri cihetinde, bu fuhşiyâtı teşvik eder. Hem, serseri ve fakir olanlara zenginlerin mallarını helâl eder ki, bütün beşer bu musîbete karşı titriyor. İşte bu asırda, Müslüman gençler, kahramanâne davranıp, iki cihetten hücum eden bu tehlikeye karşı, Risâle-i Nur’un Meyve ve Gençlik Rehberi gibi keskin kılınçlarıyla mukabele etmeleri elzemdir. Yoksa o bîçare genç, hem dünya istikbâlini, hem mesud hayatını, hem âhiretteki saadetini ve hayat-ı bâkiyesini azablara, elemlere çevirip mahveder. Ve sû-i istimâl ve sefâhetle hastahânelere ve hayatın taşkınlıkları ile hapishânelere düşer. Eyvahlar, esefler ile ihtiyarlığında çok ağlayacak. Eğer terbiye-i Kur’âniye ve nurun hakikatleriyle kendini muhâfaza eylese, tam bir kahraman genç ve mükemmel bir insan ve mesud bir Müslüman ve sâir zîhayatlara, hayvanlara bir nevî sultan olur…”(1)
 
Evet, Allah’ın emirlerine önem vermeyen, dinden yoksun, hayâsı olmayan, mahremiyet perdesi olabildiğince yırtılmış, çarpık politikalarla kafası yıkanmış bir gençliğin önüne geçmek için var gücümüzle mücadele etmeli, evlatlarımızı ateş çukuruna düşmekten korumalıyız. İçinde bulundukları dönemin özelliklerini iyi kavramalı, baskıcı, zorlayıcı, bencil, anlayışsız bir tutum sergilemeden, onları anlama yoluna girmeli, özellikle davranışlarımızla onlara rehberlik etmeliyiz. 
 
1- Sözler, s. 135
 
Pedagog Meliha Timur | Nisanur Dergisi | Haziran 2017 | 67. Sayı
 
23-06-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.