Eşine Manevi Destek Olmak

Aynur Sülün
İnsanın eşi onun hayat arkadaşı, sırdaşı, ayıplarının örtüsü, hatta dava arkadaşıdır. İslam davası zahmetlidir ve her adım sabrı gerektirir. Nefsani kararlar vermemeyi, günaha çağıran bunca unsura karşı direnmeyi, nefse ağır gelen kararlarla karşılaşınca yoldan sapmamak için, kuruntulara yenik düşüp dökülmemek için sabır gerektirir. Gerek omuzlanan davanın, gerekse dünyanın sıkıntılarına karşı kişiye en büyük desteği vermesi gereken yine hayat arkadaşı olan eşidir.
‘Destek olmak’ denilince biz desteği hep maddi açılardan ele alır olduk. Sanki insan olmakla tek bir yanımız vardı o da maddi yanımız, dünyalık değerleri arzulayan yönümüz. Hâlbuki bir yanımız daha vardı ki; onun manevi desteğe olan ihtiyacı tüm maddi ihtiyaçların üstündeydi.

O da Allah’a ait olan; O’nun bize kendisinden bir cüz üflediği ruhumuzdur. “Biz O’na aidiz ve tekrar O’na döneceğiz” ayeti bu yanımızı ifade eder. Ruhumuzu sahibini anmaktan başka doyuracak, tatmin edecek, sakinleştirecek hiçbir şey yoktur.  Onun içindir ki Yüce Rabbimiz “Kalpler yalnızca Allah’ı anmakla tatmin olur.” (Rad / 28) ayetiyle bize ruhen doyuma ulaşmanın yolunu göstermiştir. Ruhumuzu ihmalin sonucu ise tatminsizlik, doyumsuzluk, huzursuzluktur. Fıtratımız yaradılıştan Allah’ı tanır, ruhlar âleminde ahidleştiği Rabbini ister. İslami ilim ve amelle meşgul olunduğu; İslami davette derinlik kazanıldığı oranda kişi Rabbine doğru yol alır, kalp mutmain olur, huzura erer. Dolayısıyla huzur, sükûn dışarıda değil, insanın Rabbiyle irtibatında içine inen bir sekine halidir. O manevi buluşmayı sağlamada, O’nu anmadadır. Maddi değerlerin ardına gereğinden fazla koşmada değil; O’nun uğruna tüm fani değerleri feda etmededir. Kalbi dünya sevgisinden kaçırmada; ahiretin kalıcı değerlerine ulaşmak için çaba sarf etmededir. Onun içindir ki İslami davanın içinde olan bir Müslümanın işi; huzuru yanlış yerde arayanları, yolunu şaşırmışları Allah’ın kapısına davet etmektir.  Manevi buhranlarda olan yorgun ruhların Rabbiyle irtibatını sağlamadadır. Böylelikle insanları kurtarmaya çalışan kişi kendisine de manevi anlamda destek olmuş, yeniden onarmış olacaktır.

Şu geçici dünya hayatında musibet dalgaları, sıkıntılar insanı alt üst eder. Abdülhamid Bilali’nin İman ve Salih Amel kitabında dediği gibi “Toprağın sürülmesi gibi insanın içini alt üst eder, gücünü tüketir”. İşte bu durumda insanın sabır kapısını şiddetle çalıp Allah’a sığınmaya ihtiyacı vardır.

Musibet anında duygu ve düşüncelerinin altı üstüne gelen insanın nefsi normalde kerih gördüğü, belki de defalarca başkalarını sakındırdığı kötülüklere meylettirir. Örneğin dava arkadaşından yana bir sıkıntıya uğradıysa, insanlara çokça anlattığı ve sakındırdığı gıybete teşvik eder. Şeytan acizliğini, derbederliğini görmüş, nefisle el ele vererek üzerine çökmüştür. Etkisi altına almak için etrafını kin, hased, öfke, gıybet gibi kötü hasletlerle kuşatmaya başlamış; vesveselerini artırmıştır. Hatta çokça iyilik yaptığı bir kimseden yana sıkıntı yaşadıysa “O bundan sonra görür, bir daha işi bana düşer” sözlerini içinden geçirmeye başlamıştır. Şeytan ve nefis tüm iyiliklerini çere/çöpe dönüştürmek için teyakkuzdadır. Onun ayağını hak yoldan ayırmak için türlü planlar peşindedir.

Silkelenmeye, toparlanmaya, acıyı yutkunup, hilmi bağrına basarak kendine yoldaş yapmaya ihtiyacı vardır. Yüreğinde sabır ve öfke deniz dalgalarının rüzgârla çarpışması gibi kıyasıya çarpışmakta, etrafa köpüğünü savurmadadır.  Bu durumda insanın Rabbine sığınmaya ihtiyacı olduğu gibi; iyiliği emreden, kötülükten sakındıran şefkatli dostlara da ihtiyacı vardır. Tıpkı Resulullah (SAV)’ın Hz. Ebubekir (RA)’i yanlış yapmaktan alıkoyduğu gibi kişiyi yanlıştan nehyeden, hakkı ve sabrı tavsiye eden, üstelik meylettiği hataya karşı kınayıcı bir rol oynamayan, bu durumu kendisine malzeme edinmeyen, ayıbı örtmeyi bilen müminlere ihtiyaç vardır.

Hz. Ayşe (Ra. Anha)’ye iftira atanlar arasında Hz. Ebu Bekir’in kendisine yardım ettiği fakir bir adam vardı. Hz. Ebubekir (RA) onun da iftiracılar arasında olduğunu duyunca yardımı kesmeye karar verdi. Allah Resulü (SAV) onu yardıma devam etmesi ve merhameti elden bırakmaması için uyardı. Doğru yol üzerinde sabit kalabilmek için hakkı ve sabrı tavsiye eden müminler birer nimettirler. Onun içindir ki Yüce Rabbimiz Asr Suresi’nde yalnızca iman edip, salih amel işlemenin bir mümin için yeterli olmadığını; bunlarla birlikte hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin kurtuluşa erebileceklerini belirtiyor.

İnsanın eşi onun hayat arkadaşı, sırdaşı, ayıplarının örtüsü, hatta dava arkadaşıdır. İslam davası zahmetlidir ve her adım sabrı gerektirir. Nefsani kararlar vermemeyi, günaha çağıran bunca unsura karşı direnmeyi, nefse ağır gelen kararlarla karşılaşınca yoldan sapmamak için, kuruntulara yenik düşüp dökülmemek için sabır gerektirir. Gerek omuzlanan davanın, gerekse dünyanın sıkıntılarına karşı kişiye en büyük desteği vermesi gereken yine hayat arkadaşı olan eşidir.

Resulullah (SAV)’a davanın her türlü sıkıntılarına karşı en büyük manevi desteği, sırdaşı, hayat arkadaşı Hz. Hatice (R. Anha) vermiştir. O vahyin ilk yıllarında musibetler dalga dalga gelirken Resulullah’ın sıkıntılardan huzura erdiği bir mesken haline getirmiştir evini. Herkes Resululah’ı yalanlarken o tasdik etmiş, hayatından şikâyet etmemiş, Rabbinden gelen her bela ve sıkıntıya eşiyle beraber razı olmuştur. Dünyanın geçici arzularının ardına düşüp Resulullah’ın her an kendi nefsini okşamasını, hoşnut etmesini temenni etmemiş; her konuda fedakârlık yolunu seçmiştir.

Çünkü Hz. Hatice dünyanın değersizliğini hakkıyla kavramış, fani olanın ardına düşmemiş, ahireti gaye edinmiş bir eştir. Eşinin girdiği zorlu yolda aç da kalsa dağ gibi durmuş, tokun halini kuşanmıştır. İslam davasının tüm sıkıntılarına bağrını ardına kadar açan bir anne olmuştur.

Allah Resulü’nün sıkıntılardan koştuğu, rahata erdiği bir meskeni vardı. Eskiden ev için “mesken” tabiri kullanılırdı. Meskenler tıpkı adı gibi sükûn yurduydu. Şimdilerde adını kaybettiği gibi sükûn olma özelliğini de yitirdi. İnsanın evi tüm sıkıntılardan yorulan aklın, duyguların rahatlayacağı, şarj olacağı tek mekândır. Onun için huzur yurdu olması gereklidir. Evler eşlerin birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ettiği… Davanın zorluklarına karşı birbirlerine güç verdiği… Hep birlikte Allaha kulluğun yapıldığı, bireylerin salih amellerle süslendiği, edep ve hayâ perdelerinin korunduğu ve hatta sağlamlaştırıldığı meskenler halini almalıdır.

Bunca günahın çepeçevre insanın etrafını kuşattığı bir zamanda en emin sığınak yine insanın evi ve eşi olmalıdır. Eşler birbirlerini manevi buhranlardan koruyan bir kalkan ve huzur kaynağı olmalıdırlar.

Aynur Sülün / Nisanur Dergisi - Şubat 2017 (63. Sayı)
 
18-02-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.