Eskimeyen Bayramlar!

Rumeysa Durmaz
Ne büyük bir heyecanla anlatıyordu… Bahsedince bile o günleri yeniden yaşıyormuşçasına mutlu oluyor, Hatice Teyze’nin gözlerinin içi gülüyordu. Sanki bütün anlattıkları güzel bir masaldan ibaretti.
Ne büyük bir heyecanla anlatıyordu… Bahsedince bile o günleri yeniden yaşıyormuşçasına mutlu oluyor, Hatice Teyze’nin gözlerinin içi gülüyordu. Sanki bütün anlattıkları güzel bir masaldan ibaretti. Yolculuktan birkaç gün evvel sohbet ettiği komşuları Hatice Teyze’nin anlattıklarını düşünürken “Her şeyin yenisine hasret olan insan bayramın eskisine hasret, hayret!” diye söylenmeden edemedi.

Düşüncelerine, aracın camından seyre daldığı ve uzun zamandır hasret kaldığı memleketinin doğal manzaraları eşlik ediyordu. Zehra’nın hasret kaldığı sadece bu değildi. Babasının yoğun çalışmaları sebebiyle yıllardır göremediği dedesi, babaannesi ve diğer bütün akrabaları gözünde tütüyordu.

Başka zamanlarda birkaç defa gitmişlerdi ama babası bayramın ikinci günü dahi çalıştığı için daha önce hiçbir bayramda memlekette olamamışlardı. Bu Zehra için bir ilk olması sebebiyle biraz heyecan vericiydi. Fakat bayram adına pek de farklı bir şey beklemiyordu.

Bayram namazı sonrasında güzel bir bayram kahvaltısı, el öpüp harçlık alma merasimi, kapıya gelen iki üç çocuğa şeker ikram etme, hepsi uzakta olan akrabalarla telefonda bayramlaşma ve öğleden sonra bir günlük tatili fırsat bilip uyuyan babanın rahatsız olmaması için sessiz olmaları konusunda uyarılma… Başka hiçbir şeyin olmadığı bir bayram…

Yol hayli uzundu ama vardıklarında uyumuyor olmak için uykuya direniyordu. Düşüncelere dalan Zehra, farkında olmadan daldığı tatlı uykusundan kardeşi Büşra’nın sevinç çığlıkları ile uyandı. Aracın etrafını saran amcazadelerin sevinç çığlıkları da Büşra’nınkine eşlik ediyordu. Araçtan inmeleriyle başlayan kucaklaşmalar, kavuşmanın mutluluğu, herkesin bir eşyayı heyecanla kapıp yukarı taşıması o kadar uzun yolculuğun yorgunluğunu alıp götürmüştü.

Arife günüydü, bütün aile bir aradaydı ve hummalı bir çalışma vardı. Hala ve yengeler çeşit çeşit yemek ve tatlı hazırlamakla meşguldü. Bir anda etrafını saran amcazadeler ellerindeki bayramlıklarını gösterme telaşındaydı. Babaanneleri Zehra ve Büşra’ya da güzel birer bayramlık almıştı. Gece ellere yakılacak kınalar güzel tutsun diye sabahtan ıslatılmıştı.

On bir ayın sultanı veda edip giderken, bayrama ev sahipliği yapan ve altı gün tutulan orucuyla Ramazan ayı haricinde bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi büyük bir hediyeyle gelen Şevval ayı kapıdaydı. Son iftardı ve bütün aile bir aradaydı. Aslında bir aradayken iftar da bir bayramdı.

İftar sonrası koyu muhabbetlere eşlik eden çay da bir başkaydı. Nasıl geçtiği anlaşılmayan vakit hayli ilerlemişti. Kimseyi uyku tutmuyordu ama uyumaları gerekiyordu. Çünkü yarın bayramdı! Bayram öncesi son kez neşeyle bayramlıklara bakıldı. Sırayla duş alındı. Kınalar ellere yakıldı ve her biri istemeyerek de olsa tatlı bir uykuya daldı.

Sabah namazında en küçüğünden en büyüğüne herkes ayaktaydı. Kınalı eller yıkandı. Cemaatle sabah namazı kılındı. Bayramı açlıkla, yoklukla, zulüm altında, cezaevlerinde, hastanelerde geçirenler için ve Müminlerin vahdeti için topluca edilen duaya, açılan minicik kınalı ellerin sahipleri de en içten “âmin!” dedi. Bir aradayken her şey ne kadar da güzeldi.

Bayramlıkları giymek için acele eden minikler “kahvaltıdan sonra!” uyarısıyla sabırsızlık içerisinde kahvaltıyı beklerken kınalı ellerini karşılaştırarak hangisinin daha kırmızı olduğunu inceliyorlardı. Bu sırada daha büyük ablalar onların saçlarını tarıyor, anneler ise kahvaltı hazırlığındaydı. Bayram namazından sonra topluca mezarlık ziyaretine giden erkekler gelmek üzereydi zira.

Bayram sofrasında da ne yoktu ki… Bir kısmı yöresel olan çeşit çeşit yemekler, tatlılar, kahvaltılıklar ve en önemlisi bütün aile bir aradaydı. Çünkü bayramda bir arada olmanın, bir sofrada toplanmanın verdiği tat hiçbir tatlıda yoktu.

Bayram kahvaltısı sonrası heyecanla bayramlıklar giyildi. Rengârenk bayram şekerlerini andıran çocuklar tek tek büyüklerin ellerini öpüp bayramlaştı. Bu sırada kapı çalınmaya, şeker toplayan çocuklar gelmeye başlamıştı bile.

Erkekler topluca bayram ziyareti için dışarı çıktıktan sonra kadınlar da dua edip Kur’an okumak için topluca mezarlığa gittiler. Burada mezarlıklara da bayram geliyordu. Mezarlıklarda bayram temizliği yapılıyor, rengârenk çiçekler sulanıyor, mezarların yanına -çocuklar alıp sevinsin diye- şekerler bırakılıyordu.

Mezarlık ziyaretinden sonra erkekler ve kadınlar ayrı olarak tek tek bütün komşular, akrabalar ziyaret edildi, bayramlaşıldı. Ev sahiplerinin muhabbetle kucaklayışı, ağırlayışı, çeşit çeşit ikramları da ayrı bir güzellikti. Zira daha önce gördüğü soğuk bayramlaşmalardan dolayı Zehra, bayram ziyaretlerini hiç de sevmezdi.

İlk defa bambaşka bir bayram görüyordu Zehra. Bu bayram tıpkı Hatice Teyzenin “eski” diye nitelendirerek anlattığı ve kendisinin masal sandığı bayramlara benziyordu. Ama gerçekmiş ve gerçekten çok güzelmiş.

Ziyaret bittikten sonra evlerine döndüler, ziyarete gelenlere yemek ve tatlı ikram ettiler. Çok hoş sohbetler ettiler. Çocuklar topladıkları şekerleri sayıp yediler. Zehra mutluluktan adeta mest olmuştu. Daha önce gördüğü bayramlarla bu bayramı zihninde kıyas ediyorken babaannesinin tebessüm ederek kendisini gözlemlediğini fark etti.

Zehra da tebessüm ederek babaannesine yaklaştı. Yanağına sımsıkı bir öpücük kondurup yanına oturdu. Muhabbetle babaannesine baktı ve “Şükran nine! Bu ne güzel bir bayram böyle… Daha önce hiçbir bayramda bu kadar keyif almamıştım. Bizim komşu teyze geçenlerde tıpkı böyle bir bayramdan bahsetti. Fakat ‘eski’ dedi. Eve gidince Hatice Teyze’ye, ‘eski bayramları buldum, bizim köydeymiş!’ diyeceğim” dedi.

Tebessüm ederek torununu dinleyen Şükran nine Zehra’nın başını okşadı ve “Canım torunum benim! İnsanların imanı eskiyebilir, samimiyeti eskiyebilir, muhabbeti eskiyebilir, sevgisi eskiyebilir ama bayramlar eskimez ki! Kerameti eski bayramlarda sananlar aslında saydığımız diğer özellikleri eskiyenlerdir ve evvela imanını yenileyerek diğerlerini de yenileyebilir aslında ve işte o zaman bayram gerçekten bayram olur” dedi.

Zehra babaannesine hak verdi ve “Babaanne aslında bir şey daha var. Bayramlar bir aradayken güzel. Bayramı bayram yapan bana göre bir arada olmak, sence de öyle değil mi?” dedi. Şükran nine, “Güzel yavrum! Az önce saydığımız özellikler insanlarda olduğu sürece zaten birbirinden kopmazlar ki ve bayramlar da dâhil hep birbirinin yanında olurlar. Uzakta dahi olsalar kalpleri yakındır ve eskimeyen bayramların tadına varırlar” dedi. Zehra sırrı anlamıştı. Cevap vermedi ve sadece tebessüm etti…
***
Bayrama sayılı günler kala Rabbimden niyazımdır ki bu vasıfları bütün Müminlere nasip etsin. Ve ümmet, eski bayramlardan dem vurmak yerine vahdetin sırrına ererek eskimeyen bayramların tadına varsın. (Âmin!) Selametle…

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Temmuz 2015 (44. Sayı)
 


 
25-07-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.