Esma-ül Hüsna’dan El-Aliyy

Nevin Yapıcıoğlu
El-Aliyy ism-i şerifi ‘kemal derecelerinin en yücesinde bulunan’(1) anlamına gelir. Bu isim kelime manasıyla yükseklik, yücelik anlamındaki ‘ulüvv’ kökünden gelir. Ulüvv kelimesi, alçak ve aşağıda bulunan manasındaki ‘süfli’ kelimesinin zıddıdır.
Bismillahirrahmanirrahim.

El-Aliyy ism-i şerifi ‘kemal derecelerinin en yücesinde bulunan’(1) anlamına gelir. Bu isim kelime manasıyla yükseklik, yücelik anlamındaki ‘ulüvv’ kökünden gelir. Ulüvv kelimesi, alçak ve aşağıda bulunan manasındaki ‘süfli’ kelimesinin zıddıdır.

Ulüvv kökünden türeyen el-Aliyy ismi ‘her şeyiyle yüce olan’; el-A’lâ ismi ‘en yüce olan’; el-Müteâlî ismi ise ‘sonsuz ve sınırsız yüceliğe sahip olan’ demektir. Müteâlî ismi anlam olarak daha çok mübalağa ifade eder.

Cenab-ı Hakk Aliyy’dir, A’lâ’dır, Müteâlî’dir. Kendi zatında yüce olandır. Her hususta her şeyden yüce, makamı pek yüksek, şanı büyük, mutlak yüce olandır; mutlak kemal sahibidir. Ortağı, dengi, benzeri ve yardımcısı olmayandır. Ulûhiyetle bağdaşmayan, şanına yaraşmayan her türlü noksanlıklardan münezzeh, celâl yüceliklere sahip olandır. O’ndan (CC) daha üstün bir varlığın kabulü mümkün değildir. O (CC) her şeyin üstündedir. Fakat bu üstünlük, maddenin üstünlüğü gibi mekân anlamında değil rütbe itibariyledir.

Zaman ve mekândan münezzeh; ezeli ve ebedi olan varlığı, kendinden ve zorunludur. Varlık mertebelerinin en yücesine sahip olması zatının kemalindendir. Var olabilmesi için hiçbir şeye muhtaç değildir. O’nun (CC) dışında olan her şey ise var olabilmek için muhtaç durumdadır. Var olup-olmamaları, onları yaratanın iradesine bağlıdır.

Zatına mahsus şuunatında yücelik sahibidir. Mesela ilahi muhabbeti mukaddestir; her türlü kusurdan, kötülükten münezzehtir. Mahlûkatın muhabbeti ise şartlı, sınırlı, kusurlu ve sonludur. Bunun gibi kullarına gösterdiği merhameti de bütün merhametlerin fevkinde ve üstündedir.

“Allah, rahmeti yüz parça yaratmış, doksan dokuzunu kendi nezdinde tutmuş, yeryüzüne bir parçasını indirmiştir. İşte mahlûkat, bu bir parçadan dolayı birbirlerine merhamet ederler…”
(Buhari)

Şuunatı gibi sıfatları da ezelidir, ebedidir, sonsuzdur, muhittir ve mutlaktır. Zatî olan sıfatları için derece, kayıt ve sınır düşünülemez. Mahlûkatın sıfatları ise zatî olmayıp, Cenab-ı Hakk tarafından sonradan verildiğinden başı olan, sonu olan, kayıtlı, sınırlı ve cüz’idir.

O Hayy’dir, devamlı hayat sahibidir. Bütün mahlûkat ise ancak O’nun (CC) vermesiyle hayat bulacak fanilerdir.

O Kadir’dir, her şeye kudreti yetendir. Bütün mahlûkat ise kuvveti sınırlı, acz ve zaaf içerisindedir. Allah mahlûkat üzerindeki kudretiyle yücelik sahibidir. Bu onlardan uzaklık anlamına gelmez; çünkü “O (CC) kuvvetinde yüce olan yüceliğinde de yakın olandır.”(2)

O Hâkim’dir, hüküm verendir. Hükümranlıkta kendisine ortak veya daha üstün bir merci yoktur. Bütün mahlûkat ise hükümlerine, emirlerine boyun eğen; emirlerini geri çeviremeyen çaresizlerdir. Âlemlere nüfuz eden hükümleriyle her şeyin nihayet derecede fevkindedir.

O, Ğaniyy’dir; nimet ve rahmet hazineleri sonsuz olan, ihtiyaçtan uzak, her şeyden müstağni olandır. Bütün mahlûkat ise mutlak bir fakr ve sürekli bir ihtiyaç içindedir. Büyük-küçük bütün ihtiyaçları yerine getiren ve hazinelerinden bir şey eksilmeyen, elbette en yüce ve en üstün olandır.

Kısacası bütün kemal sıfatlarında sınırsız yücedir. Bu makamın üstünde başka bir makam yoktur. Bütün rütbeler ondan aşağıdır. Her şeyin üzerinde izzet, şeref, şan, galibiyet sahibi aziz ve kahirdir.

Varlıkların toplamının sahip oldukları sınırlı ve kayıtlı sıfatlar, Aliyy olan Allah’ın sonsuz ve mutlak sıfatlarının yanında çok aşağı ve süfli kalır. Zaten o sıfatları onlara veren de yücelik sahibi Rableri değil mi?

Rabbimizi en iyi tanıtan ve O’na kulluğa davet eden Kur’an-ı Kerim “A’lâ Rabbinin ismini tesbih et” (A’lâ / 1) ayet-i kerimesinde bizleri, a’lâ olan Rabbimizin her türlü kusurdan münezzeh ve yüceliğinde en yüksek sıfatlarla muttasıf olduğuna dair tesbih etmeye çağırır. Böyle bir çağrıyı cevapsız bırakmayan Efendimiz (SAV), ilahi emirlerin birinci derecede muhatabı olarak bu ayeti okuduğu zaman “Subhane rabbiye’l-a’lâ” derdi. (Ahmed bin Hanbel)

“Sizden biri secde edince üç kere ‘Subhane rabbiye’l-a’lâ’ desin, bu da en az miktardır.” (Ebu Davud)

Sacid bir abd fıtratında yaratılmış olan mümin, rububiyete karşı ubudiyetle mukabele eder. Rabbinin yüceliğini ve kendi gerçeğini anlamış olarak, kusurlarını görür ve Rububiyetin kemali önünde yerlere kapanır. Zaaf ve acizliklerini bilerek, Kudret-i Samedâniye’nin; fakr ve ihtiyaç halini görerek, Rahmet-i İlahiye’nin önünde secde eder.

Üstadımız secdenin taşıdığı manaları “hayretâlûd bir muhabbet, bekaâlûd bir mahviyet, izzetâlûd bir tezellül”(3) gibi veciz sözlerle tarif etmiştir.

Secde yücelikler karşısında baş eğmedir. Bedenin secdesi olduğu gibi aklın ve kalbin de secdesi vardır. Bedenle yapılan secde diğer secdelerin maddi âlemdeki şeklidir, suretidir.  Aklın secdesi, Rabbinin sanatı üzerinde okuduğu mucizelerine ve benzersiz kudretine hayret etmesidir. Kalbin secdesi, Rabbini anmakla mutmain olması ve muhabbet etmesidir.

“Hayretâlûd bir muhabbet” anlamını taşıyan secde ile misalsiz cemalin huzurunda yerlere kapanılır. O’ndan (CC) gayri bütün fani sevgililer terk edilir ve O’na olan muhabbet beden dili ile ifade edilir. Secde yakın olmaktır.

“Kulun secdedeki anı, rabbine en yakın olduğu andır…” (Ebu Davud)

İlahi aşk için yaratılmış olan kalp, maşukuna yaklaşmak ister ve hayretle karışık bir muhabbetle secde eder.

“Bekaâlûd bir mahviyet” manası taşıyan secde ile Aliyy olan Rabbin huzurunda lisan-ı hal ve lisan-ı kal ile gereken yapılır. Rükûda acziyet izharıyla beraber, az da olsa bir varlık iddiası var. Secdede o iddia minimize edilerek mahviyet ilan edilir. Secde, namazın diğer kısımları gibi bir semboldür. Ulûhiyetinin sonsuzluğu karşısında layık bir tevazu ile benliğinden geçen kul, neredeyse yok hükmündeki varlığının hakikatini secde şeklinde ifade eder.

“İzzetâlûd bir tezellül” anlamını ihtiva eden secde ile zevalsiz ve kusursuz sıfatlar ve sermedî kemal sahibi tesbih ve takdis edilir. Azametinin yüceliğini anlayan insanı tatmin edebilecek olan zikir ve duruş ancak secdedir. Belki değerli uzuvların yere kapanması zillet gibi bir görüntü verir. Fakat Rabbin yüceliğinin aklen kabul edildiği, kalben tatmin olunduğu ve bedenen gereğinin yapıldığı secde izzetin ta kendisidir.

En Yüce’nin huzurunda halisane secde, A’lâ ismine ayinedârlık yapmak, Aliyy olan Rabbe yaklaşmak ve böylece O’nun katında makamını yükseltmektir.

“…(Rabbine) secde et ve (O’na) yaklaş!” (Alak / 19)

Subhane’l-Aliyy’ul-A’lâ, subhanehu we Tealâ.  Wel-hamdu lillahi Rabb’il-’alemin.

1) Prof. Alâaddin Başar, Esmâ-i Hüsna s.98
2) Cevşen’ül Kebir 34
3) Dokuzuncu Söz


Nevin Yapıcıoğlu / Nisanur Dergisi - Aralık 2016 (61. Sayı)
 
19-12-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.