Esma-ül Hüsna’dan El-Hafız

Nevin Yapıcıoğlu
Hayatı kim verdiyse elbette onu muhafaza edecek olan da O(cc)’dur. Canlıların hava, su, ısı, rızık ve ilaç gibi zaruri ihtiyaçlarını temin etmeyi kolaylaştırarak hayatlarını korumuştur. (Öyle ya eğer mucizevi bir şekilde yerden kaynayan sularımız çekilirse kim bize su getirebilir. Mülk / 30)
Bismillahirrahmanirrahim

El-Hafîz ism-i şerifi “koruyan, muhafaza” eden anlamındadır. Hafîz kelime olarak ‘saklama’, ‘koruma’ manasındaki “Hıfz“ kökünden gelir.

Cenab-ı Hakk âlemleri yaratmış ve yokluğa dönmekten onları korumuştur. Bütün varlıkları takdir edilmiş bir süreye kadar, birçok açıdan koruyarak zevale uğramaktan muhafaza etmiştir. Kâinatı ayakta tutan kanunları hep bu korumanın bir tezahürüdür. Mesela hayat için lazım olan zıt unsurları bir arada -yalnız bir dengede- tutarak her birini koruma altına almıştır. Sürekli dönen sayısız gök cisimlerinin hareketlerini ve cismin yapıtaşı olan atomun parçacıklarının hareketlerini belli bir hızda ve istikamette tutarak mevcut düzeni muhafaza altına almıştır. Dünyamızı hayata elverişli bir konumda seyahat ettirir ve onu zararlı maddelere karşı koruyacak atmosfer ile çevirmiş; sarsılmaya mani olacak dağlarla ve dağların içindeki madenlerle tahkim etmiştir.

Hayatı kim verdiyse elbette onu muhafaza edecek olan da O(cc)’dur. Canlıların hava, su, ısı, rızık ve ilaç gibi zaruri ihtiyaçlarını temin etmeyi kolaylaştırarak hayatlarını korumuştur. (Öyle ya eğer mucizevi bir şekilde yerden kaynayan sularımız çekilirse kim bize su getirebilir. Mülk / 30)

Kullarını birçok doğa afetlerinden, bela ve musibetlerden muhafaza eder. Her bir nefsi Hafaza Melekleri’yle koruma altına alır, hatta her bir yağmur tanesini bile görevli meleğiyle güvenle yere indirir.

İnsanların dünya ve ahiret hayatlarını muhafaza için peygamberler ve kutsal kitaplar göndermiş, son gönderdiği kitabı da tahriften korumuştur. Helal ve haram hudutlarıyla kullarını maddi ve manevi zararlardan korumayı murad etmiştir. Haramlardan sakınan dostlarını özel muhafaza altına almış ve “Allah’ın hudutlarını korudukları” (Tevbe / 112) için onları müjdelemiştir.

Yaşam alanları farklı, maruz kaldıkları tehdit unsurları başka başka olan her bir varlığı maddi ve manevi özellikler ve cihazlarla donatmıştır. Mesela insana dünya-ahiret hayatını muhafaza altına alacak akıl, kalp ve vicdan vermiştir. Farklı farklı tehlikelerden korunma için bedenini bağışıklık sistemi gibi savunma sistemleriyle donatmış; iç organları, deri, göğüs kafesi ve kafatasıyla korumaya almış; el, ayak ve göz gibi organlarla da desteklemiştir.

Hayvanları ihmal etmemiş, onlara da farklı korunma kabiliyetleri vermiştir. Kimine kanat, kimine kabuk, kimine zehir, kimine boynuz, kimine pençe, kimine de farklı kamuflaj… Kimilerine de bir çeşit his ve ilham vererek zararlı ve zehirli otlardan, yiyeceklerden ve daha başka şeylerden korumuştur.

Her bitkiyi ve meyveyi onları muhafaza edecek özellikteki zarlarla, kabuklarla ambalajlamış; bazı meyve ve bitkiyi dikenle korumaya almış; kışın donmaktan korumak için de ağaçların içindeki su oranını düşürmüştür. Tohum ve çekirdekleri sert kabuklu yaratarak hem onları korumuş hem de insan ve hayvanların rızıklarını, hayat vasıtalarını muhafazaya almıştır. Yerin sinesinde onları saklayarak ayrıca korumuştur. Onun içindir ki bünyesinde muhafaza eden, besleyen ve ikinci dirilişe misal olan baharda onları neşreden toprak için “Hıfz ve hayat arşıdır… İsm-i Hafîzin ve Muhyinin mazharıdır.“1 denilmiştir. 

Tohum ve çekirdekleri sert kabuklarla korumasının bir hikmeti de türleri muhafaza etmektir. El-Hafîz varlıklara ait bilgileri kaydederek ayrıca onları korur. Her bir tohum Hafîz isminin cilvesiyle ona başlangıç olan tohumdan aldığı ırsiyeti karıştırmadan, eksiksiz bir şekilde muhafaza eder. Bitkilerin ve ağaçların plan, program ve hayat hikâyelerini manevi kader kalemiyle tohum ve çekirdeklerine yazar. Bu kayıtlar ile ömürlerini tüketmiş olan bitkilerin nesilleri böylece devam eder. Amel defterleri hükmündeki bu bilgilerle yeni bir bahar âlemi meydana getirilir.

Hafîziyet kanunu sadece bitki âleminde değil bütün âlemlerde kuvvetli bir ihata ile hükmeder.

Bitki türleri muhafaza edildiği gibi hayvan türleri de muhafaza edilir. Her bir hayvanın plan ve programı yumurtalarında, bazılarının da nutfe denilen bir su damlasında kaydedilir.

Maddi ve manevi yönüyle en mükemmel varlık, mahiyetçe en üstün ve cami olan insanın bütün özelliklerini bir nutfeye yazan ve muhafaza eden, ancak ilmi, iradesi, hikmeti, rahmeti ve kudreti sonsuz Hafîz olabilir. Nasıl ki her ağacın meyvelerinin çekirdeklerinde ağaca ait bütün bilgiler kodlanmıştır, aynı şekilde her insanın hücre çekirdeğindeki DNA’larda da onun yaratılış şifresi yazılıdır, kayıtlıdır.

İnsan genlerinde bu kayıt gerçekleşirken, insan hafızasında da başka türlü bir kayıt meydana gelir. Hayatı boyunca gördüğü, işittiği, yaşadığı kısaca şahit olduğu her şey bir hardal küçüklüğünde olan hafızasında arşivlenir. Bilgiler kudret eliyle manevi kader kalemiyle hem pek büyük hem de çok küçük olan bu kütüphanenin içindeki sayfalara yazılır. Bu kayıtlar muhasebe vaktinde bir senet olarak lazım olacaktır. Nasıl ki hesap gününde insanın eli, ayağı şahitlik eder, belki hafızası da dile gelip şahitlik eder ve bir açıdan insanı mutmain eder. Hafıza bu yönüyle ahiretteki muhasebeye baktığı gibi dünya hayatında da maddi ve manevi terakkiyatlar ve daha nice hikmetlere bakan yönüyle değerlidir.

İnsanın hafızası olduğu gibi insan-ı ekber olan kâinatın da büyük bir hafızası yani levh-i mahfuzu vardır. Yaşanılmış/yaşanılan her şey bütün tafsilatıyla onda kaydedilir. Varlıklar vücuda gelmeden orada ilmen mevcut olduğu gibi, vücuttan gittikten sonra da orada her haliyle kaydedilir. Şehadet âleminden gayb âlemine, kudret dairesinden ilim dairesine geçişte mevcudatın manası, hakikati, sureti ve programı Levh-i Mahfuza yazılır.

Dünya sahnesinde işi biten her şey farklı varlık formatlarına geçer ve ayrı âlemlere akarlar. Mesela yaşanmış bir olayın suret ve hakikati misal âleminde de kaydedilir. O olayın bir misali o âlemin şartlarına göre arşivlenir. Büyük büyük fotoğraflar, fotoğraf makinesi ve sinemaya benzetilen bu âlemin cennet ehlinin dilemesi durumunda seyirlerine sunulacağı söylenir.

Kaydedip muhafaza etme özelliğinin sadece bu şeylerde olmayıp her bir hava zerresinde de olduğu belirtilir. Hava zerresinin alma/saklama/nakletme kabiliyetine sahip olduğu ve bütün zaman ve mekânlardaki her şeyi sesiyle, suretiyle ve şekliyle kaydettiği söylenir.

Yukarıda sayılan bütün kayıt sistemleri ihatalı ve azametli bir hafîziyetin dünya hayatında nasıl hükmettiğini gösterir. Fakat bu hafîziyetin daha büyük tecellisi haşirde görülecektir. Zaten bütün bu kayıtlar ahiret hayatının varlığına ve orada yapılacak olan muhasebeye işaret eder.

Mülkünde olan biten, büyük-küçük her şeye önem verip kayıt altına alan elbette fiilleriyle rububiyetinin saltanatına temas eden insanın yaptıklarını da kaydedecektir. Bir çiçeğin programını ve ona ait diğer bilgileri bile muhafaza eden herhalde arzın halifesi gibi bir rütbede olan, emanet-i kübra gibi bir vazifeyi taşıyan ve fiilleri kâinatı alakadar eden en değerli muhatabının en küçük amellerini Kîramen Katibin’e yazdıracaktır. Ta ki her amelinden muhasebeye alıp sorgulasın.

Hesaba çekilmeden önce nefsini hesaba çekenlerden ve hesabı kolay olanlardan kılması dileğiyle…

Vel-hamdulillahi Rabbi’l-alemin       
       
Kaynak:
(1) 28. Lema 20. Nükte


Nevin Yapıcıoğlu / Nisanur Dergisi – Şubat 2017 (63. Sayı)
 
24-02-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.