Esma-ül Hüsna’dan El- Muizz (CC) ve El-Muzill (CC)

Nevin Yapıcıoğlu
El-Muizz ism-i şerifi “dilediğine izzet veren” demektir. İzzet zilletin zıddı olup “güç, şeref, üstünlük” anlamlarını taşır. El-Muzill ism-i şerifi “dilediğini zelil eden” demektir. Zillet izzetin zıddı olup “aşağılık, horluk, hakirlik” manalarını taşır.
El- Muizz (CC)

Bismillahirrahmanirrahim.

El-Muizz ism-i şerifi “dilediğine izzet veren” demektir. İzzet zilletin zıddı olup “güç, şeref, üstünlük” anlamlarını taşır.

El-Muizz dilediği gibi her mahlûka farklı güçler, özellikler vermiş. Kendi kendilerine asla elde edemeyecekleri bu üstünlükler el-Muizz ism-i şerifinin tecellilerini okutur. Sadece ayna görevi gören bu varlıklar lisan-ı halleriyle sanki şöyle söylerler; “Sen Aziz’sin, izzet ve azamet sahibisin. Biz zilletimize bakıyoruz üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek Senin izzetinin âyinesiyiz.” (1)

İzzetin, kuvvet ve kudreti her şeye galip olan el-Aziz’e ve O’nun (CC) âyinedarlığını en mükemmel bir şekilde yapanlara ait olduğunu ayet-i kerime şöyle haber verir:

“İzzet Allah’ın, Resulünün ve müminlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.” (Münafikun / 8)

Evet! Münafıklar izzetin, mal ve taraftarların çokluğunda olduklarını sanıyorlar, oysa izzet Allah’ın ve O’na iman ile bağlanan Resulünün ve müminlerindir. Risalet görevi ile peygamberini ve yeryüzüne halife kılmakla dostlarını aziz kılmıştır. Onlara güç, kuvvet, şan, şeref, üstünlük ve galibiyet vermiştir.

Peygamber (SAV) ve müminler sahip oldukları iman ile izzet sahibidirler. Hakiki iman sahibi olan her mümin Rabbini bütün isimleri ile bilir, tasdik eder. O (CC)’na dayanarak kuvvet ve nur sahibi olur; böylece sebeplere tapmaktan, onlara esir olmaktan veya isyan ve tuğyan ile varacağı zilletten kurtulur. Rabbi onu bütün düşmanlarından, nefsinden, şeytanlardan korur; destekler ve aziz eder.

Muizz ism-i şerifi salih amel işleyen iman ehlinde tecelli eder. Cenab-ı Hakk’ın emir ve nehiyleri bu tecellilere mazhariyeti kolaylaştıracak ve aynı zamanda insan fıtratına en uygun hükümlerdir. İlmi ile amel eden bir âlimin üstünde bu tecelli çok güzel okunur. İbadetlerinin mahiyetini bilerek, Rabbinin aczden uzak izzetine karşı secdeye kapanır. Ki secde, tazimi en güzel ifade eden lisan-ı haldir. Sacid izzetle karışık bir tezellül içinde kulluğun zirvesini, Rabbine en yakın olan anını, miracını yaşar, aziz olur.

İbadetler gibi diğer emirler de müminin izzetine izzet katar. Birçok özellikte yaratılan insanın helal dairede her duygusunu, her kuvvesini kontrol altında tutarak kemâlatın yollarını gösterir. Şehvetinin, öfkesinin ve cehaletinin esaretinden kurtarıp, nefs-i emmarenin tezkiyesini kolaylaştırır. Böyle bir insan Cenab-ı Hakk’tan başka kimseye boyun eğmeyerek hakiki hürriyete ulaşır. Sadece ona müteveccih muhlis bir kul, kanaat ile ihtiyaç zilletinden kurtulmuş mütevekkil bir insan olur.

El- Muizz ism-i şerifi acziyetini hissedip Rabbine dayanan bu gibi insanlarda tecelli eder. Bütün sebeplerden yüz çevirip Müessir-i Hakiki’yi bilen, O’ndan isteyen, zillete tenezzül etmez. Çünkü izzet-i nefis sahibidir. Bu hali kibir ile karıştırmamak gerekir. Kibir, insana Allah tarafından emaneten verilmiş üstünlükleri, güçleri kendinden bilip, kendini müstağni görüp, büyüklenmedir. Oysa iman etmekle izzet-i nefis sahibi olmuş biri mütevazıdır; kendindeki bütün güzel hasletlerin asıl sahibini bilir, haddini aşmaz. İzzet-i nefis ile tevazuu birden yaşar, vakar sahibidir. Allah’ın çizdiği sınırlar içinde doğru bir tevazu ile izzet-i nefsini muhafaza eder, Rabbinden başka ne nefsine ne insi ve ne cinni şeytanlara boyun eğer.

El-Muizz, dilediğini bu dünyada böyle aziz ettiği gibi ahirette de cennette makamlar verip tahtlara oturtacak ve huzuruna alarak asıl izzeti verecektir.

 
 


El-Muzill (CC)

El-Muzill ism-i şerifi “dilediğini zelil eden” demektir. Zillet izzetin zıddı olup “aşağılık, horluk, hakirlik” manalarını taşır.

“Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır senin elindedir. Gerçekten Sen her şeye güç yetirensin.” (Al-i İmran / 26)

Evet! Mülkün ve hükmün gerçek sahibi dilediğini adaleti ile aziz eder, dilediği de yine adaleti ile zelil eder.

Cenab-ı Hakk insanlar için yerküresini bir gemi, bir beşik, güneşi bir lamba, tarlayı bir mutfak, bir eczane yapmıştır. Hizmetlerine sunduğu bu varlıklar üzerinde tasarruf yetkisini de vermiştir. İnsanlar bu nimetlere kendi güçleriyle değil; ancak acz ve zaaflarının neticesi olan teshir-i Rabbani ile sahip olmuşlardır. “Biz onları kendileri için boyun eğdirdik” (Yasin-72) ayet-i kerimesi de bu gerçeğe işaret eder. Bu musahhar kılmayla bir insan onlarca hayvana çobanlık yapıyor; suyun, havanın, hayvanın gücünü kendi gücünün kontrolü altına alabiliyor.

Kendisine böyle üstünlükler verilmiş insana izzetinin muhafazası ve kemali için yollar gösterilmiştir. Bu yollardan gaflet edip hak ve hakikate dayanmayan ve günah işleyen zelil olacaktır. Zillete düşmek günahlara bağlı olduğu için İslam dairesinin dışında olmak zillet getireceği gibi bu dairenin içinde olup Müslüman sıfatı taşımayan da kendini bu halden kurtaramayabilir.

Şehvetini, öfkesini sınırlandırmayan ve aklını doğru yerde kullanmayan, nefsinin hevasına uyup, şeytanın adımlarını takip eden, şeytanla aynı yere varma tehlikesi içindedir. Kötü sıfatlardan olan dünyaya düşkünlüğün, açgözlülüğün ve hırsın ulaştıracağı adres yine zillettir.

Nefs-i emmaresini tatmin için, her türlü rezaleti işleyen aşağılandığı gibi; kendini müstağni görüp kibirlenen de zelil olur. Efendimiz (SAV) buna işareten şöyle buyurur:

“Cebbâr ve Mütekebbir olanlar, kıyamet gününde insanların üstüne basarak çiğnediği karınca gibi haşredilirler.” (Tirmizi -1492)

İman dairesinde olup büyük günahları işlemek zilleti netice veriyor olsa da o dairenin dışına çıkmak tam bir zillettir. Çünkü iman Allah (CC) ile mümin arasında bir bağdır. Küfür bu bağı koparır ve kâfir Allah’a arkasını dönerek sebeplere yönelir, kulluğunu onlara yapar, dilenci olur. Belki kâinatta cari olan Allah’ın kanunlarından istifade ederek geçici menfaatler elde edebilir. Fakat hakikat noktasında zelildir. Çünkü izzetin asıl sahibi olan Rabbinden uzaklaşmıştır.

Kur’an-ı Kerim Allah’ın düşmanlığını kazanan bu gibi insanların, kavimlerin nasıl helak olduklarından, maymuna nasıl dönüştüklerinden bahsetmiş, küfür ve şirkin zillete düşmenin en büyük sebepleri olduğunu nazarımıza vermiştir.

El-Muzill ism-i şerifi dünyada kâfirler üstünde böyle tecelli ettiği gibi ahirette daha şiddetli bir şekilde tecelli edecek; kâfirleri, münafıkları, müstekbirleri hor ve hakir bir şekilde cehenneme atacaktır. “O gün öyle yüzler vardır ki zillet içinde aşağılanmıştır.” (Ğaşiye / 2) Böyle bir halden istiğfar ile Rabb-i Rahimin sonsuz şefkatine sığınırız.

Elhamdulillahirabbilalemin.

Kaynak: 1) 20. Mektup 8. Kelime

Nevin Yapıcıoğlu / Nisanur Dergisi - Nisan 2015 (41. Sayı)
 


 
19-04-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.