Farklı Bedenlerde Aynı Duyguyu Yaşayabilmek

Rana Çeçen
İnsan sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır. Hayatını ancak bir toplum içerisinde devam ettirebilir. Diğer insanlarla iletişim içinde olan insanın, bu iletişimini sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi, mutlu ve huzurlu bir yaşama sahip olması için bazı erdemli davranışlarda bulunması gerekir.
Bismillahirrahmanirrahim.

İnsan sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır. Hayatını ancak bir toplum içerisinde devam ettirebilir. Diğer insanlarla iletişim içinde olan insanın, bu iletişimini sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi, mutlu ve huzurlu bir yaşama sahip olması için bazı erdemli davranışlarda bulunması gerekir.

Kur’an’ın emir, yasak ve tavsiyeleri ile Allah Resulü (SAV)’nün pak hayatı, bu erdemli davranışlardan oluşur. Bugün psikososyal bir kavram olarak karşımıza çıkan ‘empati’ de bunlardan biridir.

Kişinin kendisini karşısındakinin yerine koyarak olaylara, durumlara onun bakış açısıyla bakabilmesi, onun duygu ve düşüncelerini içselleştirmesi olan empati, insan olmanın en önemli özelliğidir. Kişi bu duygusunu ne kadar geliştirebilirse, içerisinde bulunduğu toplumun fertleri ile arasında çıkabilecek çatışmaları o denli azaltabilir. Çünkü bunun temelinde, onun gibi hissedebilmek vardır. Bunun en güzel örneğini Peygamber Efendimiz (SAV) şu sözüyle açıklamıştır:

“Sizden biriniz kendisi için sevip istediğini din kardeşi için de istemedikçe gerçekten iman etmiş sayılmaz.”
(Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai) 

İnsan bu özelliği gerçekten kazanabilirse; hasedin, kinin, nefretin ve düşmanlığın kökünü kazıyabilir. Bu duygu, bencilliği de ortadan kaldırır. Kadın kocasının bakış açısıyla, koca da karısının bakış açısıyla bakabilirse; anlaşmazlıklar daha kolay ortadan kalkar. Ebeveyn ile çocuklar, gelin ile kayınvalide, komşular, akrabalar, iş arkadaşları, yönetenler ile yönetilenler, devletlerarası ilişkiler kısacası toplumun her kesiminde “EMPATİ” duygumuzu geliştirebilirsek; dünya hayatı daha az sorunla yaşanacaktır.

Müslümanın hayat kitabına baktığımızda, ismen açıklanmasa da insanlar arasındaki ilişkilerde bu durum tavsiye edilmektedir. Bakara Suresi 267. ayeti kerimede şöyle buyurur Rabbimiz:

“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır.”
 
Sadaka, insanları birbirine yakınlaştıran, zengin ile fakir arasındaki duvarı yıkan mekanizmadır. Ancak, bunun bile istenilen sonucu verebilmesi, empatik davranabilmekten geçer. İşine yaramayan, kendisinin hiçbir surette kullanmayacağı bir şeyi karşımızdakine vermeye kalkışmak, sadakanın sayılan faydalarından hiçbirini yerine getirmez.

Yine başka bir ayeti kerimede şöyle buyurur Rabbimiz:

“Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (Hucurat / 11)
 
Yine toplumsal bir hastalık olan başkalarıyla alay etme, kötü lakaplarla çağırma durumu, ancak Allah’ın emrine uyup, kendimizi lakap taktığımız, alay ettiğimiz kişinin yerine koymakla tedavi edilir. Çünkü hiçbirimiz toplum içerisinde bizi küçük düşürecek, utandıracak bir söz ve davranışla karşılaşmak istemeyiz. Biz bunu istemiyorsak karşımızdakiler de ana evladı, Allah’ın kulu değiller mi?

Yüce Allah (CC) bazen kişilere kendi geçmişlerinde olan bir şeyi hatırlatarak, şu anda o durumda olanlara karşı nasıl bir tavır takınması gerektiğini anlatır. Resulünün şahsında bize seslendiği Duha Suresi de bunlardan biridir:

1. Andolsun kuşluk vaktine
2. Ve sükûna erdiğinde geceye ki,
3. Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.
4. Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır.
5. Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.
6. O, seni yetim bulup barındırmadı mı?
7. Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?
8. Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
9. Öyleyse yetimi sakın ezme.
10. El açıp isteyeni de sakın azarlama.
11. Ve Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an.


Özellikle 6-10 arasındaki ayeti kerimeler, kişiye daha önce içinde bulunduğu durumu hatırlatarak; o durumdaki kişilerin duygularını, hislerini anlamalarını öğütlüyor.

Oruç ibadetiyle de, kişi bizzat yaşayarak empati kurmaya sevk edilir. Empatiyi anlamaya çalışırken sempati ile karıştırmamak gerekir. Çünkü sempatide, onun gibi düşünmek ve onun gibi hissetmeye çalışmak yoktur. Sempatide sadece taraf olmak ve taklit ederek onu gibi davranmak, düşüncelerine katılmak vardır. Sempati taraftar olmaktır. Olayları içselleştirerek onun bakış açısıyla bakmak, duygudaşlık göstermek ancak empati kurmakla mümkündür.

Bugün insanları evlerinden eden, annelerin gözleri önünde evlatlarını, evlatların gözleri önünde annelerini katleden, dünyanın birçok yerinde yakılan ateşlerin temelinde; insanların bencillikleri, karşısındakinin ne hissedeceğini düşünmeme vardır.

Yaşam ve ölüm Allah’ın elindedir. Bizim gibi düşünmüyor ve yaşamıyor diye insanların hayat hakkını elinden almak, hiçbir insana düşmez. İnsanların doğru yola gelmelerini istemek, bunun için tebliğde bulunmak ve çalışmak ayrı bir şeydir, onları zorla kendi yolumuza çekmek apayrı bir şey. Hidayet sadece ve sadece Allah’ın (cc) elindedir.

“Allah`tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah`a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini cazip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O, ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.”
(Enam / 108)

Bizim mukaddesatlarımız bizim için ne kadar önemliyse başkalarınınki de onlar için o derece önemlidir. Bunu anlayabilmek empatidir. Dünya Allah-u Teâlâ’nın her yarattığına yetecek kadar geniştir. Ve O (CC) bizim için neyi takdir ettiyse razı olmak huzurumuzun kaynağıdır.

Rana Çeçen / Nisanur Dergisi - Ekim 2019 (Ekim 2016)
 
26-10-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.