Gıybet Niçin Haramdır?

Nevin Yapıcıoğlu
Gıybet, bir kimsenin arkasından onun hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemektir. Kur’an-ı Hakim iman edenleri açık bir şekilde gıybetten men etmiş ve birinci derecede müfessiri olan Peygamber Efendimiz (SAV) de gıybete şu tarifi getirmiştir;
Bismillahirrahmanirrahim.

“Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin…” (Hucurat / 12)

Gıybet, bir kimsenin arkasından onun hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemektir. Kur’an-ı Hakim iman edenleri açık bir şekilde gıybetten men etmiş ve birinci derecede müfessiri olan Peygamber Efendimiz (SAV) de gıybete şu tarifi getirmiştir;

“Gıybet bir Müslüman kardeşini onun hoşlanmayacağı bir biçimde anmadır.”

O (SAV)’ na “Eğer söylediğim şeyler kardeşimde varsa” diyen sahabisine de cevabı şu olmuştur:

“Eğer dediğin şeyler kardeşinde varsa onun gıybetini yapmış olursun. Söylediğin şeyler onda yoksa ona iftira etmiş olursun.” (Müslim)

Bu tanıma göre insan gıybet edince doğruları söyler, fakat yanlış yerde ve yanlış kişilere. Adaletle belirlenmiş olan gıybet yasağı, doğruları da olması gereken yerde tutar, sınırlandırır.
“Gıybet yapmayın!” diye uyarıldığında İslam’dan uzaklaşmış Müslümanların cevapları, genellikle “Gıybet etmiyoruz, doğruları söylüyoruz.” oluyor. Sanki onlara “Yalan konuşuyorsunuz.” denmiş gibi bir savunma içine giriyorlar.

Haksızlığa uğramak veya bir yanlışı düzeltmek gibi doğru sebepler bile her yerde gıybet yapma hakkını insana vermez. Bu gibi şeylere şahit olup gıybet yapan biri uyarıldığında da genellikle; “Onun yüzüne de söyledim, burada olsa yine söylerim.” der. Fakat şunu bilmez ya da unutur ki; yüze söylemenin hükmü başka, arkasından konuşmanın hükmü başkadır. Yüze söylemiş olmak arkadan gıybet etmeyi meşrulaştırmaz.

Kur’an ve sünnete göre gıybet, kebairden sayılır.

“Her Müslümanın her Müslümana canı, malı ve ırzı haramdır.” (Müslim)

İmam Gazali gıybetin insanların ırzını yani şeref ve haysiyetini rencide ettiği için yasak edildiğini ve böylelikle bu gibi hakların koruma altına alındığını söyler. Haramlar sadece necaset, içki gibi somut şeyler değildir. Yalan ve gıybet gibi şeyler de haramdır.

Hz. Ali: “… Helalzâde olduğunu sanıp da insanların beden etini gıybet yoluyla yiyen kişi yalancıdır.” demiştir.

Aklını, bilgisini veya nefsinin hevasını merkeze alan, cahil ve mağrur bazı Müslümanlar gıybetlerinin engellenmesinden rahatsız olurlar. Bu insanlar acaba gıybetin ne olduğunu biliyorlar da –haşa- mantığını mı kabul etmiyorlar? Veya gıybetin ne demek olduğunu tam bilmiyorlar da yaptıklarının gıybet olmadığını mı sanıyorlar?

Gıybetin haram olduğunu kabul edip ondan korunmamak insanı günahkâr yapar. Fakat haram olduğunu reddetmek Allah muhafaza insanı iman dairesinden çıkarabilir. Çünkü haramı helal saymak küfürdür.

Gıybet, dini bir musibettir! Asıl musibet de dine gelen musibettir. Hukukullah yönüyle Esma-i İlahiye’ye bir isyan ve hürmetsizlik olduğu gibi kul hakkını da ihlaldir. Gıybet eden tevbe edip helallik alamazsa Allah’ın gazabına uğrar ve hasenatları mahvolur.

“Gıybet, Müslüman kişinin dininde; yemeğin midesinde yaptığı etkiden daha hızlı bir etki yapar.”

“Nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi salih ameli yer bitirir.” (Cafer-i Sadık)

Nefsin hevasını tatmin için birkaç dakikada yapılan gevezelik; günlerce, aylarca belki de yıllarca yapılan ibadetleri alır götürür. Birçok zorluklarla kılınan namazlardan, tutulan oruçlardan, Allah yolunda çekilen ıstıraplardan kazanılan sevapları siler.

Hasan Basri kendisini gıybet eden kimseyi sever ve ona hürmet eder; “O benim için ibadet ediyor.” derdi.

Bazı gıybet çeşitleri de var ki; içerik ve sonuç itibariyle insanların dünya ve ahiret hayatlarının harap olmasına, fitnelere, ölümlere sebep olabiliyor. Mesela dinin mübelliği olan peygamberler, dört büyük halife, sahabeler, büyük imamlar gibi öncü şahsiyetlerin gıybetlerinin sonucu da büyük olur. Bu insanlar hakkında yapılan gıybet direk İslam’a, iman hakikatlerine ve dolayısıyla da insanların ebedi hayatlarına menfi etki yapar. Allah-u Teâlâ’yı kendilerine vekil kabul eden bütün salihlerin himayesi, onurlarının korunması Rablerine aittir. Sonuç itibariyle cezası büyük olan bu gibi gıybetlerin ve fitnelere, kargaşalara, ölümlere sebebiyet veren diğer gıybetlerin büyüklüğünü “Gıybet katl gibidir.” (Kenzü’l–Ummal) hadis-i şerifi bize haber verir.

Gıybetin berzah âlemindeki karşılığını Câbir (RA) şöyle anlatır:

Bir yolculukta Resûl-i Ekrem ile beraberdik. Yolumuz iki mezara uğradı. Resûl-i Ekrem buyurdu; “Bunların ikisine de azap olunuyor. Fakat bunlar (sizin nazarınızda) büyük sayılmayan günahlardan ötürü azap olunuyorlar. Biri insanları gıybet ederdi, diğeri de idrarından sakınmazdı.” (İbn Ebi’d-Dünya)

Gıybetin ahiret hayatındaki karşılığı hakkında da farklı rivayetler vardır. Bu farklılık belki de içerik olarak farklı gıybet çeşitlerinden dolayıdır. Mesela gıybetçilerin leş yiyen, yüzlerini tırmalayan, göğüslerinden asılı olan insanlar gibi veya köpek ve maymun suretinde dirilmek şeklinde cezalandırılacağı gibi…

Kur’an-ı Hakim, bu gibi cezaları olan gıybetten şöyle sakındırır:

“Ey iman edenler! … Kiminiz de kiminizin gıybetini yapmasın! Sizden biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan korkun!”
(Hucurat / 12)

Bu günahın mahiyetini ve çirkinliğini ifade eden böyle bir benzetme soru tarzında sunularak irşadda tesir hedeflenmiştir.

Üstad bu ayet-i kerimenin altı mertebede gıybetten men ettiğini söylemiş ve onları şöyle sıralamıştır.

1. Sizin aklınız yok mu; yani soru-cevap, sebep-sonuç ilişkisini kurabilen fikir yürütme yeteneğinizi yitirdiniz mi ki gıybet edersiniz? Herkese ancak zararı olan böyle bir günahı işleyerek nurani hasenatlarınızı, çirkin ve ağır günahlarla değiştirecek kadar kötü bir alışveriş yapıyorsunuz.

2. Kalbiniz bozulmuş mu ki böyle nefret hissiyle gıybet edersiniz? Sevmek ve nefret etmek kabiliyetine sahip olan kalbinizin ayarları mı bozulmuş, ta ki böyle çirkin bir şeyi seve seve yapıyorsunuz?

3. Sosyal hayatınızı ve birliğinizi bozan bu zehri nasıl kabul ediyorsunuz? Medeniyetinizin esasları olan değerleriniz buna nasıl müsaade ediyor? Gıybetin olduğu yerde kin, düşmanlık, ikiyüzlülük, güvensizlik vardır; birlik ve kardeşlik yoktur. Oysa birbirine muhtaç olan insanların diyaloğu süreklidir. Gıybet bunu zorlaştıran bir zehirdir ve neticesi de sakat, hastalıklı ve birbirinden kopuk bir toplum olacaktır.

4. Sizi çevrenizle özellikle de yakınlarınızla alakadar eden insanlığınız bu canavarlığa nasıl müsaade ediyor ki; hemcinsinizi dişlerinizle parçalıyorsunuz? Sizi diğer varlıklardan ayıran şuurunuz, duygularınız, insani değerleriniz bu vahşice fiile nasıl izin verir?

5. Müslüman elinden ve dilinden emin olunması gereken değil midir? İman sizi kardeş yapmışken ve böylece bir vücudun azaları hükmünde iken bunu nasıl yaparsınız? Her Müslüman manevi şahsın bir azası gibidir. Bu durumda bir Müslümanın din-nesep gibi ortak yanı olan başka bir Müslümanın gıybetini yapması adeta kendi azasını ısırıp dişlemesi gibidir.

6. Varsayalım aklınız o muhakemeyi yapamıyor, kalbiniz de seveceği ve nefret edeceği şeyleri karıştırmış. Peki ya vicdanınız nerede? İnsan fıtratının ortak özelliği gıybetinin yapılmasından ve gıybet edenlerden nefret etmesidir, saygı göstermemesidir. Bu da gıybetin çirkinliğine bir delildir. Fıtratınız bozulmuş mu ki kardeşiniz yanınızda hazır değilken yani ölü hükmündeyken bunu yapıyorsunuz? Oysa müminin ölüsüne ancak saygı gösterilir. Nasıl ki ölünün gıybeti yapılmaz yanınızda hazır olmayan kardeşinizin de gıybeti yapılmamalı. Birinin mezarda diğerinin de başka bir yerde oluşu yasağı değiştirmez. Mezardaki kardeşinizin gıybetini yapmazsınız da yanınızda olmayan ve Kur’an’ın “ölü” dediği kardeşinizin gıybetini nasıl yaparsınız? Merhametiniz, mezardaki gibi savunmasız olan kardeşinizin şahs-ı manevisini dişlemeyi nasıl izin verir?

Nasıl ki insan kendi onurunun rencide edilmesini, kusurlarının orada burada söylenmesini istemez; bir vücudun azası hükmündeki kardeşinin de kusurunu söylemeyi istememeli. İnsan başına düşmüş olan bir pisliği hemen atmak için harekete geçer; Müslüman da Müslümana o iyi niyet ve gayret içinde olmalı. Kardeşinin kusurunu ifşa etmek; kendi başına düşmüş olan pisliği temizlemeyip başkası görsün diye eliyle işaret etmeye benzer. Hakperest insan, kardeşinin kusurlarını fotokopi makinesi gibi başkalarının zihninde çoğaltarak büyütmez. Kardeşlikte merhamet ve vefa vardır. Kendisi için istediğini kardeşi için isteme vardır. Eğer bunlar yoksa Kur’an’ın emri olan kardeşlik de yok demektir.

“… Kim din kardeşinin gizli hallerini araştırırsa Allah-u Teâlâ da onun gizli hallerini araştırır. Allah-u Teâlâ kimin gizli hallerini araştırırsa onu evinin içinde de açığa çıkarır ve rezil eder.” (Ebû Davud)

“Bir kimse kardeşini bir kusuru ile ayıplarsa o kusuru işlemeden, o kimse ölmez.” (Tırmizi)

Müslüman empatiyi çok yönlü yapmalı ve şu soruları kendine sormalı: “Sen hatasız mısın ki kardeşini ayıplıyorsun? Belki bu hatayı yapmıyorsun ama başka hataların yok mu? Kardeşini o hataya sürükleyen sebeplerin hepsini biliyor musun? Acaba sen bunları yaşasaydın farklı mı davranacaktın?”

Kendinin gerçeğini yani kusurlu olduğunu bilen gerçek akıl sahibi insan, birinci derecede sorumlu olduğu nefsinin tezkiyesi için çalışır. Her kimin kusuruna bakarsa baksın en çok gördüğü kendi kusuru olur. Güzel ahlak peygamberi Efendimiz (SAV) bu gibi insanlar hakkında şöyle buyurmuştur:

“Müjde o kimseye ki; kendi kusurları, insanların kusurlarını araştırmadan kendini alıkoymuştur.” (Enes)

Bana faydalanacağım bir hayrı anlat diyen sahabisine de; “… Kardeşini güler yüzle karşıla ve ayrıldığın zaman gıybetini yapma.” (Ahmed) diye tavsiyede bulunmuş. Bu tavsiyeyi yerine getirmeye çalışan güzide sahabesi ikiyüzlü davranmayı nifak alameti kabul ederek gıybetten uzak durmuşlardır. Bazıları “Biz eskiler, sahabeye yetiştik. Onlar ibadeti namazda oruçta değil, insanları çekiştirmekten ve onlara dil uzatmaktan kaçınmakta ararlardı” demişlerdir. (İhya)

Rabbimiz lütfuyla dilimizi gıybetten temizlesin ve uzak tutsun. Âmin.

We’l-hamdulillahi Rabbilalemin.

Nevin Yapıcıoğlu / Nisanur Dergisi - Haziran 2016 (55. Sayı)
 
18-06-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.