Gıybetin Sebepleri ve Kurtuluş Çareleri - 2

Nevin Yapıcıoğlu
Kardeşinin kusurlarını fotokopi makinesi gibi insanların zihninde çoğaltmak büyük bir haksızlıktır. Müslüman empatiyi çok yönlü yapmalı ve şu soruları kendi kendine sormalıdır: “Acaba o hatayı yapan kişinin başından neler geçmiş de bu hatayı yapmış? Bu hatayı yapmada o sebeplerin payı ne kadar; onun payı ne kadardır? Acaba ben olsaydım farklı mı davranırdım?”
6. Sebep: Başkalarını küçük düşürmek niyetiyle gıybet yapılır. Kalbinde kardeşine karşı sevgi, saygı duymayanlar; bu ve başka sebeplerden dolayı dedikodu yaparlar.


Çözüm: İnsanların kusurlarını gıyaplarında söyleyerek küçük düşürenler bilmeliler ki kendileri de kusurludur. Kusursuz olan Allah’tır. Bir insan için en büyük kusur Allah’ın emrini yok saymaktır. Gıybet yani ‘ölü eti yemek’ büyük bir kusurdur ve bu, kusur olarak da onlara yeterdir.

Kardeşinin kusurlarını fotokopi makinesi gibi insanların zihninde çoğaltmak büyük bir haksızlıktır. Müslüman empatiyi çok yönlü yapmalı ve şu soruları kendi kendine sormalıdır: “Acaba o hatayı yapan kişinin başından neler geçmiş de bu hatayı yapmış? Bu hatayı yapmada o sebeplerin payı ne kadar; onun payı ne kadardır? Acaba ben olsaydım farklı mı davranırdım?” Kendi kusurlarını görmeyen veya unutan insanlar bilmeliler ki; kardeşinin bir çeşit hatası varsa kendisinin de başka türlü hatası vardır. Bu imtihan diyarında sünnetullah gereği, ilahi adaletin bir sonucu olarak ne ekilirse o biçilir; küçük düşüren küçük düşer.

Nefsinin kusurlarını görüp, hatalarını kabul eden gerçek akıl sahibi insan, nefsini tezkiye için uğraşır. Her kimin kusuruna şahit olursa olsun aklına hemen kendi kusurları gelir. Çünkü birinci görevinin, kendi nefsinin kusurlarıyla uğraşması olduğunu bilir ve bunun için çabalar. Efendimiz (SAV), bu gibi insanları şöyle müjdeler: “Müjde o kimseye ki, kendi kusurları, insanların kusurlarını araştırmadan kendini alıkoymuştur.” (Enes RA)

Başkasının dedikodusunu sürekli yapanlar, insanlar tarafından sevilmeyen ve sayılmayan kişilerdir. Gıybet etmeyenler daha çok saygı ve kabul görürler. İnsan fıtratının ortak bir özelliği, kendisi hakkında gıybet edilmesini istemez ve gıybet edenlerden de nefret eder. İnsan fıtratının gıybeti böyle reddetmesi, gıybetin kötülüğüne dair başka bir delildir. Kendisinin gıybetinin yapılmasından rahatsız olan her Müslüman, başkasının da gıybetini yapmaktan sakınmalıdır.

“Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe hakiki bir şekilde iman etmiş olmaz.” (Ahmed b. Hanbel)

7. Sebep: İnsan gülüp eğlenmek, hoş vakit geçirmek için başkasına alay ederek gıybet yapar. Genellikle kendisini beğenen ve birilerinden büyük gören böyle kişilikler, küçük gördükleri insanlara bir kıymet vermez. Onları eğlence malzemesi yaparak dedikodularını yaparlar.

Çözüm: İnsan elbette şakalaşıp gülecek ama bunu yaparken kul hakkını ihlal etmemeye özen göstermelidir. Çünkü “Şüphesiz kişi sadece insanları güldürmek için herhangi bir söz söyler ve onda bir sakınca görmez. Ancak ondan dolayı (cehennemde) yerle gök arasındaki mesafeden büyük derinliğe düşer.” (Ahmed b. Hanbel)

8. Sebep: İnsan bazen iyilik ve hayırlı amel yapma niyetiyle gıybet yapar. Gıybetin en derin ve en ince türleri, şeytanın iyilik diye insana telkin ettikleridir. Dindar insanlarda görülen bu niyetlerin güzel yönleri varsa da maalesef gıybet yapılarak bulanmış olur.

Mesela bir kardeşinin dini noktadaki eksikliklerine hayret eder ve bunu başkasına anlatır. O kardeşinin hatasına gerçekten hayret etmiştir fakat bu hayret ona gıybet etme hakkını vermez. Veya günah işleyen bir kardeşine üzülür, acır ve onu başkasına anlatır. Ya da gördüğü veya duyduğu bir harama Allah için gazaplanır ve gıybetini yapar. İslam’a göre gıybetin tanımını tam anlamamış veya hafife alan bu dindarlar, hayretlerinin, merhametlerinin ve öfkelerinin Allah için olduğunda gıybetin serbest olduğu yanılgısına düşerler. Oysa şeriat her şeye bir ölçü ve sınır koymuştur.

Çözüm: ‘Hayret etme’ gibi masum bir durumdan dolayı gıybet yapan; asıl başkasının dini ve dünyası için kendini nasıl müflis bir duruma düşürdüğüne hayret etmeli. Eğer kardeşinin günahından dolayı üzülüyor ve onun gıybetini ediyorsa; asıl bu bilince sahip biri olarak nasıl gıybet yaptığına üzülmeli. Eğer merhametinden dolayı gıybet ediyorsa; belki gıybetini yaptığı kişi çoktan tevbe etmiştir de günahları sevaba dönüşmüştür. Ama kendisi, kardeşinin terk ederek sevap kazandığı günahıyla günah kazanmaya devam eder. Şeytan onun kardeşine duyduğu merhameti kıskanmış ismini ona söyletmiştir. Neticede kardeşine duyduğu merhametten alacağı sevap yerine, gıybetten dolayı sevaplarından eksiltilerek ona ceza verilecektir. Allah için öfkelenerek yapılan gıybetler de aynı şekildedir. Güya Allah için gazaplanır, fakat Allah’ın gazabına uğratacak ameli yapar, zararlı çıkar.

Müslüman, günah işleyen kardeşine hayret edebilir, acıyabilir hatta öfkelenebilir fakat yapması gereken onu rencide etmeden doğruya davet etmek ve hidayeti için dua etmektir.

9. Sebep: Bozuk karakterlilerin bazı davranışları, insanları gıybete iten başka bir sebeptir. Mesela hiçbir şekilde kendi kusurunu kabul etmeyen veya adaletsizce davranan kişilikler insanları gıybet yapmaya zorlarlar. Veya kendisini üstün görenlerin kendilerini övmeleri insanların nefsini devreye sokan ve dedikodu yapmalarına sebep olan başka bir etkendir. Ya da gıybet etmeyi alışkanlık haline getirenler, bu hastalığın bulaşmasına sebep olurlar.

Çözüm: Mümin yaşadığı, şahit olduğu her durumun bir imtihan sorusu olduğunu unutmayarak doğru cevaplamaya çalışmalıdır. Öfkesini, hüznünü kontrol altında tutarak sünnete uygun davranmaya çalışmalıdır. Mümkün mertebe bozuk karakterli kişilerden de uzak durmalıdır. Çünkü içi kötü olan bu 
insanların, çevresine vereceği ancak kötü şeyler olacaktır.

Başka Sebepler:

Gıybet yapmanın anlatılan sebeplerden başka birçok sebebinden bahsedilebilir. Fakat en büyük sebep Rabbini iyi tanımamak, yani en büyük ve gerçek cehalettir. Yasağın sahibini iyi bilen o oranda yasaktan uzaklaşır. O’na isyan etmekten korkar. Zaten O’ndan (cc) en çok korkanlar, O’nu (cc) en çok tanıyanlardır.

İkinci büyük sebep hayatına doğru anlamı yüklememektir, unutmaktır. Yaratılış gayesinin “Allah’a kulluk” olduğunu bilen ve unutmayan ona göre davranır. Gıybete sebep olan öfke, hased, korku, eğlenmek gibi bütün hissiyatını kontrol altında tutar. Her anın bir imtihan olduğunu bilir.

BEDİÜZZAMAN’IN YAKLAŞIMI!

“Biriniz diğerinizi gıybet etmesin. Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz.” (Hucurat 12)

Bu ayet-i celile soru şeklinde gıybetin hakikati ve çirkinliği nazarlara sunar. Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi bu ayet-i kerimenin altı mertebede gıybetten men ettiğini söylemiş ve mealen şöyle sıralamıştır:

1- Sizin aklınız yok mu gıybet edersiniz?

Yani soru-cevap, sebep-sonuç ilişkisini kurabilen fikir yürütme, anlama yeteneğinizi yitirdiniz mi ki gıybet edersiniz? Nurani hasenatlarınızı çirkin ve ağır günahlarla değiştirecek kadar mantıksız ve kötü bir alışveriş yapıyorsunuz. İnsan, zorluklarla meydana getirdiği güzel bir yapıyı niye bozsun ki? Oysa yaptığınız şey hem sizin, hem gıybetini ettiğiniz kardeşinizin hem de gıybete ortak ettiğiniz şahısların; dinine ve dünyasına sadece zarar verir.

2 - Kalbiniz bozulmuş mu ki gıybet edersiniz?

Sevmek ve nefret etmek kabiliyetine sahip olan kalbinizin ayarları mı bozulmuş ki böyle çirkin bir şeyi seve seve yapıyorsunuz? İman eden kalp kardeşini sever ve sevmeli. Seven insan kötülük yapar mı?

3- Toplum bilinciniz nasıl ki gıybet edersiniz?

Sosyal hayatınızı ve birliğinizi bozan bu zehri nasıl kabul ediyorsunuz? Medeniyetinizin esasları olan değerleriniz buna nasıl müsaade ediyor? Gıybetin olduğu yerde kin, düşmanlık, ikiyüzlülük, yapmacık/sahte ilişkiler ve güvensizlik vardır, birlik yoktur. Oysa insanlar birbirine muhtaç olduğu için sürekli bir diyalog içinde olmaları kaçınılmazdır. Gıybet ise bu samimi birlikteliği bozan bir zehirdir. Gıybet sonucunda insanlar kendini güvende hissetmeyip birbirinden uzaklaşacak ve böylece fertleri birbirinden uzak bir toplum meydana gelecektir.

4- İnsanlığınıza ne olmuş ki gıybet edersiniz?

Sizi çevrenizle özellikle de beşer ile alakadar eden insanlığınız bu canavarlığa nasıl müsaade ediyor ki hemcinslerinizi dişlerinizle parçalıyorsunuz? Sizi diğer varlıklardan ayıran şuurunuz, duygularınız ve insani değerleriniz bu vahşice fiile nasıl izin veriyor?

5- Müslümanlığınıza ne olmuş ki gıybet edersiniz?

İman sizi kardeş yapmışken; böylece bir vücudun azası hükmünde iken nasıl bunu yaparsınız? Her Müslüman manevi bir şahsın azası gibidir. Bu durumda bir Müslümanın başka bir Müslümanın gıybetini yapması adeta kendi azasını ısırıp dişlemesi gibidir. Cinnet hali geçirenler ancak kendini dişler. Müslüman elinden ve dilinden emin olunan değil miydi? Çok cihetlerle din, aile, mekân gibi noktalarda ortak olduğunuz bir mazlumun şahs-ı manevisini nasıl dişlersiniz?

6- Vicdanınıza ne olmuş ki gıybet edersiniz?

Varsayalım aklınız o muhakemeyi gereği gibi yapamıyor, kalbiniz de seveceği şeyleri karıştırmış. Peki ya vicdanınıza ne olmuş? Fıtratınız bozulmuş mu ki kardeşiniz yanınızda hazır değilken yani ölü hükmündeyken bunu yapıyorsunuz? Oysa ölüye ancak hürmet edilir. Nasıl ki ölünün gıybeti yapılmamalı; yanınızda hazır olmayan kardeşinizin gıybeti de yapılmamalı. Birinin mezarda diğerinin de başka bir yerde oluşu bu yasağı değiştirmez. Mezardaki ölmüş olan kardeşinizin gıybetini yapmazsınız da, yanınızda hazır olmayan ve Kuranın ‘ölü’ dediği kardeşinizin gıybetini mi yaparsınız? Ölü nasıl ki kendi hakkını savunmayacak durumda ise; yanınızda bulunmayan ve onuru kırılan kardeşiniz de savunmasız haldedir.

Üstad gıybet için şunları da söyler; “Gıybet, ehl-i adavet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silahtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silaha tenezzül edip istimal etmez; ‘Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünkü gıybet, zayıf ve zelil ve aşağıların silahıdır.” ( Mektubât; 22. Mektup)

Nevin Yapıcıoğlu | Nisanur Dergisi | Şubat 2018- 75. Sayı 
 
 
07-02-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.