Gıybetin Yapılış Tarzları

Nevin Yapıcıoğlu
Yazı ve taklit yoluyla da gıybet yapılır. Hatta taklitte konuşma, yürüme, yüz ifadesi ve ses tonu ile çok yönlü bir tahkir söz konusudur.
Gıybet; açık bir ifadeyle dil ile yapılabileceği gibi kinaye ve ima yolu ile de yapılır. Esas olan maksattır, niyettir. Su-i zan, kalp ile yapılan bir başka çeşit gıybettir. Kardeşinin onurunu gıyabında rencide edecek kaş, göz, el ile yapılan hareketler de gıybet sınıfına girer. Nitekim Hz. Aişe (R. Anha) anlatıyor:

“Bir gün bir kadın evimize geldi. Gittiği zaman elimle, kısa boylu olduğunu işaret ettim. Resûl-i Ekrem ‘Kadının gıybetini yaptın!’ buyurdu.” (İbn Ebi’d-Dünya)

Yazı ve taklit yoluyla da gıybet yapılır. Hatta taklitte konuşma, yürüme, yüz ifadesi ve ses tonu ile çok yönlü bir tahkir söz konusudur.

GIYBET TÜRLERİ

1- İnsanların bedenleri ile ilgili yapılan gıybet: ‘Yüzü sivilcelidir, burnu büyüktür, vücudu orantısızdır’ gibi tahkir amaçlı söylenen sözler gıybet sayılır. Bu kusurlar o insanda bulunsa bile, arkasından bu özelliklerle ondan bahsetmek hoşuna gitmeyeceği için gıybet olur.

2- Akrabalar ile ilgili yapılan gıybet: ‘Babası yalancıdır, kardeşi akılsızdır, amcası temizlikçidir’ gibi tahkir niyetiyle söylenen sözler gıybettir.

3- Dini durumu ile ilgili yapılan gıybet: ‘Sünnetleri kılmaz, namazı acele kılar, örtüsüne dikkat etmez’ gibi hususlarda söylenen sözler gıybetten sayılır.

Din hususundaki gıybetleri genellikle kendilerini dindar olarak kabul eden insanlar yapar. Dindarlık kimlikleri ön planda olan bu Müslümanlar, yaptıkları ibadetlerin kendilerine verdiği bir özgüvenle insanlara tepeden bakarlar. Yaptıkları ibadetlerin kendilerine Allah’ın bir lütfu olduğunu unuturlar. Bunlara şükretme yerine gurura kapılarak insanları ölçüsüzce eleştirirler, gıybetlerini yaparlar. Bazen taşıdıkları kimliğin icabı olarak gıybetlerini çaktırmadan yaparlar. Mesela sözlerine hamd ile başlayıp dua ile bitirirler. “Elhamdülillah biz falanca gibi tesettürsüz değiliz, öyle olmaktan da Rabbimize sığınırız.” gibi… Dindarlık kimliklerini kalkan yaparak gıybet işlerini yürütürler. Veya işlerini daha profesyonelce yaptıkları olur. Küçük düşürmek istedikleri kişiyi över gibi yaparak sözlerinin arasında bir şekilde gıybetlerini yaparlar. Mesela; “Falancayı İslami hassasiyet noktasında iyi bilirdim fakat bu son yaptığını ona yakıştıramıyorum” gibi… Bunu yapmalarındaki amaçları başkalarını küçük düşürürken kendilerinin daha iyi olduğunu ima etmektir.

Bazen de gıybeti dolaylı bir şekilde yaparlar. Yanlarında herhangi birinin bahsi geçince; “gıybet ettirmeyin şimdi” diyerek adı geçen şahsın kötü özelliklere sahip olduğu imasında bulunurlar. Gıybetten kaçıyormuş gibi davranırlar ama o şahıs hakkında bir sürü soru işareti kafalara koymuş olurlar.

4- Ahlak ile ilgili yapılan gıybet; ‘Korkaktır, çok uyur, çok gezer, çok konuşur, tahammülsüzdür, tembeldir’ gibi sözler gıybet sayılır. Hatta bu sözler ölmüş olan biri veya deli ve çocuk hakkında da olsa gıybet sayılır.

Muaz b. Cebel anlatıyor; “Bir gün Resûl-i Ekrem’in huzurunda bir adamın çok aciz bir kimse olduğunu söylediler. Resûl-i Ekrem ‘Kardeşinizi gıybet etmeyiniz.’ diye buyurdu.”

5- Söz taşıyarak yapılan gıybet: Ara bozmaya, fitneye sebebiyet verecek sözleri kasten başkasına söylemek de gıybettir.

6- Eleştiri adı altında yapılan gıybet: Eleştiri bir hatayı düzeltme amacıyla insanların yüzüne hatalarını söylemektir. İslam’a göre eleştirinin bir üslubu vardır. İyi bir niyetle, doğru yerde, kalp kırmadan yapılmalıdır. İslam’ın ölçülerinden uzaklaşmış günümüz Müslümanları, insanların arkasından konuşmaya ‘eleştiri’ adını vermişler. Bu kılıfı geçirerek de kötü amellerini meşrulaştırma yoluna girer, hatta bilerek ya da bilmeyerek bunu kendilerinde bir hak olarak görürler. Herkesin enini boyunu ölçecek ölçekler elinde varmış gibi, İnsan-ı kâmil edası ile mağrurane, cahilce sözler sarf ederler.

7- Topluluklar hakkında yapılan gıybet: Her hangi bir aşiret, cemaat veya tarikat hakkında onları rencide eden sözleri sarf etmek gıybet sayılır. Bunu yapmakla bir anda birçok insanın gıybeti yapılmış olur. Az bir amel ile birçok sevap kazanılacağı gibi birçok günaha da girilebilir.

8- Giyim ile ilgili yapılan gıybet: ‘Elbisesi dardır, kısadır, kirlidir’ veya ‘modaya uyuyor’ gibi sözler gıybet sayılır.

Hz. Aişe (R. Anha) annemiz anlatıyor; “Ben bir defa Resul-i Ekrem’in yanında bir kadın için: ‘Bu ne uzun etekli bir kadındır’ dediğimde Resul-i Ekrem bana ‘tükür’ dedi ve ben de bir et parçası tükürdüm” demiştir. (Ahmed)

9- Dinlemek suretiyle meydana gelen gıybet: Yapılan gıybeti susarak, rıza ile dinlemek destek ve teşvik sayıldığından gıybet sayılmıştır. Nitekim Efendimiz (SAV), “Dinleyen de gıybet edenlerin biridir” demiştir. (Taberani)

Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer (RA)’den rivayete göre; bunlar bir gün, biri için; “Falanca çok uykucudur.” demişler ve aynı gün Resûl-i Ekrem’den ekmeklerine katık istemişler. Efendimiz (SAV) ‘Siz katık yediniz!’ deyince, onlar ‘Hayır böyle bir şey olmadı.’ diye cevap verirler. Bunun üzerine Efendimiz de ‘Evet siz kardeşinizin etinden yediniz.’ diye buyurur.

Görüldüğü gibi gıybeti yapan ile dinleyen günahta ortaktırlar. Dinlemeyle yetinmeyip hayretini izhar ederek, sorduğu sorularla gıybet edeni daha çok konuşturanın bu ortaklıkta hissesi büyük olabilir. Çünkü dolaylı bir tasdik, bir teşvik ve o gıybetin devam etmesine sebep olma söz konusudur.

10- Kalp ile yapılan gıybet: Nasıl ki kalp ile yapılan zikir ve niyetten bahsediliyorsa kalp ile yapılan gıybetten de söz edilebilir. Bu çeşit gıybete de su-i zan denir. İmam-ı Gazali; su-i zan için; “Su-i zan kötü söz gibidir. Kötü zandan kasıt kalbe ne suretle gelirse gelsin demek değil de adamın kötülüğüne kalbin hükmetmesidir. Hâtır, hads (sezgi) ve şek kısımlar bağışlanmıştır. Yasak olan kalbin temâyül durumu olan zandır.” (İhyau Ulumu’d-din; c. 3) demiştir.

Müslüman, şüphe duyduğu bir durum hakkında, tevil kabul etmeyen kesin bir bilgiye sahip olmadıkça kimse hakkında kötü bir hüküm veremez. İnsanların kalbini, gerçek niyetlerini, hakikati ancak Allah bilir. Gözü ile net bir şey görmedikçe, kulağıyla duymadıkça veya adil bir kaynaktan haber almadıkça, sadece aklına gelen şüphelerle bir sonuca varamaz. Birinin aleyhinde hüküm vermek için bir delile sahipse fakat aynı zamanda tam tersi bir sonuç çıkma ihtimali de varsa kalben o kişinin kötü olduğuna hükmetmesi caiz olmaz. Eğer bu yapılırsa su-i zanda bulunulmuş olur. Oysa yüce Kitabımız Müminleri şöyle uyarır:

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurat/ 12)

 

“Muhakkak ki, Allah-u Teâlâ Müslüman’ın malını, canını ve kendisine su-i zanda bulunulmayı haram etmiştir.” (Beyhâki)

 

Nevin Yapıcıoğlu | Nisanur Dergisi | Aralık 2017 – 73. Sayı

 


 
08-12-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.